Şiir zamanı yaz akşamlarından güzel şiir dolu günler,esenlikler diler... (20/06/2019 17:17)


Duyuru

Cahit Sıtkı ile Dante ve Ömrün Yarısı [Devamı]

Şiir zamanı Gönlüyle Mustafa CEYLAN [Devamı]

Kafka  üzerine notlar-6 [Devamı]

Küçük İskender'in Büyük İskender'liğe Terfisi [Devamı]

GEÇMİŞTEN ESİNTİLER : SEMİRAMİS PEKKAN [Devamı]

Hoşgeldiniz

Özlü Sözler

    “İnsan için en zor olan şey, her gün insan kalmaktır.”
    Cengiz Aytmatov

Çevrimiçi Üyeler

Yakın zamanda sitemizde 1 üye çevrimiçi oldu.
Üyeleri görebilmek için, üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Thomas Bernhard:

 Öfkenin Barok ve Romantik hali



Ölüm benim temamdır, çünkü hayat benim temamdır.”
Thomas Bernhard
Yaşımız kaç olursa olsun hepimizin içinde bastırılmış huysuz, huzursuz, öfkeli genç bir ses vardır. Uçlarda yaşayan bu gencin enerjisine, hayattan beklentilerine hem hayran kalırız, hem de için için ondan korkar, sesini fazla yükseltmesinden rahatsız oluruz. Çünkü çoğunlukla patavatsız ve toydur, söylenmesi gerekenleri çok erken ya da iş işten geçtikten sonra gürültüyle söylemiştir hep. Tanırız onu. Bir zamanlar tüm benliğimizi esir almıştır. Ancak arada sırada belki hoş bir anı olarak kendini hatırlatsa da, artık uzaklarda kalmış eski bir dosttur o. Sevgili olacak kadar çekici, ama üstüne bir hayat yatırımı yapılamayacak kadar da havaridir. Yıllar geçtikçe hayat onu biraz daha unutturur bize. Sonra bir gün bir yazar çıkar ve içimizdeki o öfkeli gençle bizi bir kez daha buluşturur. Üstelik ondaki toyluk törpülenmiş, cesaret dozu fazlasıyla artmış, öfke ise hiç olmadığı kadar sertleşmiştir. İşte Thomas Bernhard’ı okumak, yaşımız kaç olursa olsun içimizdeki huysuz, huzursuz, öfkeli gençle yeniden karşılaşmak gibidir. Hem heyecan verici hem ürkütücüdür.
Özellikle cemaatçilik ruhunun baskın olduğu doğu toplumlarında edebiyat dünyasında yazarların bir fikri fazla iddialı olmadan yazması beklenir. Aşırılık hiç tasvip edilmez. Hele hele siyaseten doğru (Politically Correct) kabul edilmeyen bir cümle kullanılması külleyen yasak ve en önemli aforoz nedenidir. Bu nedenle genellikle yapıtlarda ne etliye ne sütlüye karışılır, sivri bir kahraman kurguda mutlaka cezasını bulur. Romanlar böylece tehlikeli sulara açılmaktan itinayla kaçınılarak yazılır.
Batıda ise genelde edebiyat özelde roman çoğu kez bir sistem eleştirisi aracı olarak işlev görmüştür. Karakterler kimi zaman yapay kaçmaları göze alınarak da olsa bu rolü üstlenmiştir. Sistemle problemi olan hayatların temsil sahasıdır edebiyat. Ama bu geleneğin içinde bile kimi yazarlar vardır ki, onlar bizzat her şeyle kavgalıdır. Onları okurken bizim söyleyemediğimiz şeyleri onların korkusuzca söylemesine hayran oluruz. Thomas Bernhard bu yazarların en dobrası, en öfkelisi, en uzlaşmasız olanıdır. O Almanca edebiyatın en melankolik ve keskin yazarıdır.
1931 yılında Avusturyalı bir anne babanın evlilik dışı oğlu olarak Hollanda’da doğan ancak Avusturya’da büyükanne ve büyükbabası tarafından ve babasını hiç tanımadan büyütülen Thomas Bernhard’ın çocukluğu hastalıklarla boğuşarak geçmiştir. Beş ciltlik otobiyografisinde, Nazi rejimi ve Katolik yatılı okul baskıları altında geçen bu huzursuz ve mutsuz çocukluğu anlatır. Anne ve babası tarafından bırakılan, sağlık durumu kötü olan Bernhard’ın çocukluk yıllarının bir de İkinci Dünya Savaşı’na denk geldiği göz önüne alınırsa hayatın onun için iyi başlamadığı ortadadır. Böylesi koşullarda büyüyen bir çocuğun ya derisi fazlasıyla kalınlaşacak ya da onun kitaplarında tiksinerek bahsettiği o silik insanlardan birine dönüşecektir. Veya belki daha da beteri, olmayan babanın yerine milliyetçi bir ikame bularak, ülkesi Avusturya’yı her koşulda haklı bulacağı babasının yerine koyacaktır. Bernhard ilkini tercih etmiştir. Bununla da kalmamış ülkesine öfkenin çok ötesinde bir kin de beslemiştir hep. Yazılarında ise anne ve babasını sürekli öldürmüştür. Herkesin övgüyle bahsettiği, o kutsal anne sevgisi onun için duygusal şantajın ve sömürünün en doğrudan kaynağıdır. Eğitimini ticaret ve müzik alanında görmüş, Avusturya’nın birçok yerini gezme fırsatı bulmuştur.
Thomas Bernhard’ın pek çok eseri otobiyografik özellikler taşır. Onun düzyazısı öfkenin, başkaldırının ve tutkuların stilize olmuş halidir. Yoğun bir trafikte sıkışıp kalmışken ya da bir bankada hiç ilerlemeyen anlamsız bir sırada çaresizce beklerken veya yağmurda yürümeye çalışırken yanımızdan hızla geçen bir araba her tarafımızı ıslattığında, ya da soğuk ve kasvetli bir gecede bizi tek başımıza bırakan insanları düşünürken hissettiğimiz bütün öfkelerin yansımasını buluruz onun romanlarında. O ülkesi Avusturya’nın bir aptallar topluluğu olduğunu, bilim dünyasının sansasyonel şarlatanlardan oluştuğunu, sanat dünyasının ondan geri kalır yanının olmadığını, her yerde yeteneğin değil, vasatın iktidarının yüceltildiğini, şehirlerin iğrenç yapıların bir araya gelmiş hali olduğunu, tüm insanların çıkarcı riyakarlar olduğunu söylerken ya da durmadan söylerken mi demeliyiz, bu hırçın düzyazıda haklı bir öfke, ister istemez kendimizden bir şeyler buluruz. Zaman zaman pek de yüksek sesle olmamak şartıyla söylemek istediğimiz bir şeyi, bu Avusturyalı adam bağıra çağıra söylemektedir. Bazen sayfalar boyunca aynı şeyi söyleyen, deyim yerindeyse mızmızlık eden kahramanları sadece hayata öfkelerini kusmazlar, aynı zamanda onun bilinçli kötülüğün oyun sahası olduğunu da hatırlatırlar. Bernhard kahramanları cümle üstüne cümle kurarken aynı zamanda öfke üstüne öfke biriktirirler. Ülkesinde skandal yaratan adam olarak anılması boşuna değildir. Zira bu öfkeden nasibini en çok Avusturya almıştır. Yine de yaşadığı dönemde ülkesinde normalin çok üstünde bir ilgiye mazhar olmuştur. Özellikle Odun Kesmek adlı yapıtında Avusturya toplumunu ve onun kültürel kimliğini sertçe eleştirir. Roman polis tarafından toplatılır. Resmi gerekçe; Viyanalı ünlü bir şahsiyetin aşağılayıcı bir şekilde anlatılmasıdır. Ancak gerçek, yapıtta daha bütünlüklü bir aşağılanmanın olmasıdır. Bernhard’daki öfke ve sivri dil, saldırının yanında, bir nevi kendini koruma olarak da yorumlanabilir. Sistemin dışında kalan kahramanları akıl sağlığını korumak için sistemin sacayağı olan geleneklere vurmakta ve kendi tutkularını her şeyin üstünde görmektedirler. Kireç Ocağı romanının kahramanı Konrad, işitmeyle ilgili bilimsel bir çalışmaya otuz yılını harcar. Ailesinden kalan mirası, kendinin tüm mal varlığını, her şeyini bu çalışmaya harcar. En sonunda konuyla ilgili her şeyin kafasında olduğunu onu bir türlü yazıya dökmediğini belirtir. Bu aynı zamanda onun hastalıklı tutkusunu hiçbir zaman gerçekleştiremeyeceğinin de itirafıdır. Belki de gerçekleştirmek istemediğinin, ihtimal olarak kalmasını istediğinin. Başyapıtı kabul edilen Bitik Adam’ın kahramanı Wertheimer büyük bir piyanist olmak ister ama bunu başaramaz ve kimselerin tanımadığı bir taşralı olarak kalır. Romanın anlatıcısı onun bu yüzden intihar ettiğini, başarısızlığı kabul edemediğini söyler. Ama roman ilerledikçe anlatıcının pek de dürüst olmadığını, onun da aynı sonuçsuz hayalleri kurduğunu, belki de Wertheimer kadar cesur olmadığını anlarız.
Bernhard’ın okurundan emek isteyen zor bir dili vardır. Yine de bunu göze alan okurlara, tekrarlarla örülen, uzun cümleler ve tek paragraflık bölümlerden oluşan ve ne kadar uzağa açılsalar ve konu dışına çıksalar da çoğunlukla kendi üstüne kapanan kitapları yüksek bir estetik haz vaat eder. Kimi romanında odak noktası müzik, kimi romanında resim ya da operadır, ama her romanı aslında tıpkı büyük bir pazılın parçası gibi, daha büyük bir romanın parçasıdır. Hayat denilen romanın. Ölüm, delilik, yalnızlık, ulus, taşralılık, intihar onun temel izlekleridir. Salt varolmak bile, insanın üstünden tüm ömrü boyunca atmaya çalıştığı trajik bir yüktür. Kurtuluş her zaman olduğu gibi sanat ya da bilimdedir. Ama kurumsallaşan her disiplin Bernhard’a göre çürümüştür. Bu yüzden bir kurtuluş da yoktur. Azıcık düşünebilen herkes acı çekmeye yazgılıdır. Onun en büyük düşmanı örgütlü kötülüğün en büyük temsilcisi olarak gördüğü devlettir. İster demokrasi olsun, ister diktatörlük, devletin olduğu yerde sömürü ve tahakküm vardır. Devlet vicdansız bir işletmedir, kârını ise kendi vatandaşları üzerinden ve çoğunlukla kanla sağlamaktadır. Sistemi sürdüren devlet memurları da Bernhard’ın hışmından kaçamazlar. Eski Ustalar romanında o çok kutsanan öğretmenlik mesleğini yerden yere vurur. Korumasız beyinler, devletin ideolojisini zerk eden öğretmenler aracılığıyla zehirlenmektedir.
Bernhard’ın yapıtlarında fiziksel sakatlıklar ve akıl hastalıkları, insan yaşamının anormal karakteristikleri değildir, tam tersine, bunlar insan varoluşunun yüzeyinin altında ona acı çektiren şeyi, o kirli özü dürüstçe açığa çıkarırlar. Ona göre, hayat sadece ölümle tedavi edilebilen bir hastalıktır. Ölüm ve hastalık onun yapıtlarının ana temalarıdır. Otobiyografisinde insanları hasta olanlar ve “sözde” sağlıklı olanlar diye ikiye ayırarak, aslında bütün insanların hasta olduğunu vurgular. Bernhard bütün hastalıkların son kertede zihinsel olduğunu, bu nedenle geleneksel tedavi yöntemlerinin çaresizliğe mahkûm olduğunu da ekler.
Bu kadar sivri ve uzlaşmasız olunca, doğal olarak seveniniz kadar sevmeyeniniz de çok olur. Onun nesnesi belirsiz öfkesini; üstten bakan sert söylemini; psikopatlarla, suçlularla, katillerle, ölen ve öldürülen insanlarla kurulu metinlerini, varlığın en karanlık yönlerini anlatma çabasını eleştiren ve onun deli ya da bir sapık olduğunu söyleyen eleştirmenler bile metninin dramatik hünerini, biçimsel oyunlarını ve dilinin müzikalitesini gönülsüzce de olsa övmekten geri kalmamışlardır. Onun yinelemeli, yer yer boğucu ve zor dilini tarif için, onun düzyazıyla beste yapmaya çalıştığı söylenmiştir çoğunlukla. Bernhard’ın dili, tıpkı dinlendikçe sevilen, emek isteyen, zor bir senfoniye benzetilmiştir. Bu zorluğun tam olarak ne demek olduğunu anlamak için, eğitimini müzik alanında alan Bernhard’ın ünlü besteciler hakkındaki yorumlarına bakmak yerinde olur sanırım. Onun nezdinde Mozart daima bayağı motifler yaratmıştır, Beethoven’da sürekli marş ritimleri vardır ve bununla kulakları kandırmaktadır, Mahler vasattır ve Bruckner’den ise bahsetmeye değmez…

Thomas Bernhard 58 yıllık hastalıklarla geçen hayatında herkese saldırmış, kendisinden oldukça büyük olan hayat arkadaşı dışında kimseyi pek yanına yaklaştırmamış, son dönemlerinde kendisine verilen hiçbir ödülü kabul etmemiştir. Bu nedenle de münzevi bir yaşam sürmüştür. Ama bu bir sonuç değil, tercihtir. Peki bir Bernhard metnini eline alan bizler neyi tercih edeceğiz? Thomas Bernhard’ın dolambaçlı metninin içinden tuttuğu aynaya bakacak ve kendi çirkin yüzlerimizi görecek cesaretimiz var mı? Tüm insan çabalarının topyekûn umutsuzluğunun ayrımına varacak ve tek gerçeğin ve ödülün ölüm olduğunu anlayacak cesaretimiz…

2019-03-10 / 2019-06-30

Radyo


Siz de Dinleyin:

Son Yorumlar

Orhan Tiryakioğlu
UÇAN BİR MELEKTİ ANNEM
Anneye savginin, anneliğin değerinin, elbette ki...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Metin Soydeveli
Beklentisiz Beklemek
Teşekkür ve sevgilerimle... ...
(Metin Soydeveli tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
...// KORKUYA YOLCULUK...
Tasvirler oldukça değerli, anlam dolu. yer yer ...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Serpil  Savaş
HADİ ARTIK
Orhan bey teşekkür ederim sağ olun saygılar...
(Serpil Savaş tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
Dünya Varmış
Toplum mesajına selam.  değinilmesi gereken...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
Beklentisiz Beklemek
Beyit tadındaki ikili dizelerle teşkil edilen b...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
BU EN SEVDIGIM YANIN
Ahenk öne çıkarılınca, dizlerdeki tasvirlerin...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
BİR EMANET CAN KALDI
Harika bir hece.  Öbeklerdeki bütünlük, m...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
HADİ ARTIK
Yürek, kendisini irdeler mi hiç, nasıl görebil...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
bu yangın
Oldukça derine inen ancak tasvirleriyle nefes ald...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
Temmuz ön/sözü...
fiziğin içindeki her metaya değinen, fizikle ...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
SeN uYuRKeN BeN
sadece "sen uyurken ben" dizesi bile tasvir yük...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
.......HİÇ....... // Ferda,ca
İç çekişlerin dile gelmiş şekli olmalı...&n...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
Bıktık Usandık Artık
Toplum için sanat, işte bu olsa gerek. mükemmel...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
ADAMLIK DEYİNCE....
maskülen yönün dominant versiyonlarının tü...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Metin Soydeveli
Bütün Günlerim Kayıp
Teşekkürler değer veren yüreklerinize....
(Metin Soydeveli tarafından)
Devamı
Serpil  Savaş
GÖNLÜM YARALI
Ramazan bey size ve  şiir zamanı yönetimin...
(Serpil Savaş tarafından)
Devamı
vahdet çil
Yüzüme Bakıp Da Susma
Şiirimi günün seçkisine alan Şİİr zamani...
(vahdet çil tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
Hayat Bir Çeşmedir Akıtma Boşa.
günün seçkisini ve değerli kalemini  Şi...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
GÖNLÜM YARALI
günün seçkisini ve değerli kalemini  Şi...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı

Linkler