Şairlerimiz Nurten ALTINOK ile Gülserin TUNÇKAL'ın doğum günlerini kutlar, sağlık mutluluklar dileriz. (15/10/2019 14:56) | Şiir zamanı 6 yaşında ilkelerinden ödün vermeden güçlü kadrosu ve güzel yürekleri ile altı koca yıl el ele gönül gönüle idik nice 6 YILLARA HEP BİRLİKTE .... (10/10/2019 23:10) | Şiir zamanı şiir dolu güzel günler diler ... (06/10/2019 00:46)


Duyuru

Cahit Sıtkı ile Dante ve Ömrün Yarısı [Devamı]

Çok Şey Söylendi Öykü Üzerine Çok+ Bir* [Devamı]

Küçük İskender'in Büyük İskender'liğe Terfisi [Devamı]

GEÇMİŞTEN ESİNTİLER : EROL EVGİN [Devamı]

Hoşgeldiniz

Özlü Sözler

    Aramayacaksın kimseyi, olması gerekenler zaten yanında. Ve yanında olmayıp gidenler; ne aklında olmalı ne umrunda...
    ( Paul Auster )

Çevrimiçi Üyeler

Yakın zamanda sitemizde 34 üye çevrimiçi oldu.
Üyeleri görebilmek için, üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Sanatta Doku Uyuşmazlığı – Aruz

Çoğu kalemin bundan sıkıntı duyduğunu algılamış oldum yakın çevremizde bile.. Çünkü, yüksek sesle ifade edilemeyen bir çok görüş var; ancak onlar da, pasif bir dirençle aruzdan kaçınıyor.. Buna karşılık bir çok da katışık kuralın savunucusu var ortalıkta; belki bazıları usta söz şairleri olabilir, ama ürettikleri sınırlı kalacaktır. Bazıları da sadece yabancı sözcüklerle veya yabancı dilin kurallarıyla üretilmiş ahengin müptelâsı olmuş durumdadırlar zaten.

Aslında kimse, 'güzel olandan kop da gel' demez öylesi melez şiirlere ödün verenlere; ancak kendi dillerinden giderek kopanların durumlarının, kendi toplumlarına verebilecekleri ışığın şiddetini ölçemeyeceklerini düşünmeliydik tam tersine. Evet, matematikle ilgisiz herhangi bir olgu veya bilim, sanat düşünülemezdi; ancak başka bir dilin matematiğini koymak, bizleri çözümsüz denklemlerle baş başa bırakmaktan başka neye benzerdi ki? Kendi ölçülerimiz vardı, kendi cetvellerimiz; ahengi sağlayabilecek seslerimiz, anlamı farklı rediflerimiz, cinaslarımız. Yani, insanın doğalında yapabileceği tüm ses eşleniklerini biz de taşıyorduk aslında; tanka gibi şiiri genelde kısaltmaktan başka kurallara gerek var mıydı, uyar mıydı dilimize? Aruz yerine zaten 'ulama'yı kullanmıyor muyduk? Üstelik aruzun, iki kapalı sözcüğü yan yana söylenmesindeki zorluğu bile aşabiliyordu bu ulamamız. Şiirimizde kullandığımız tüm kuralları bire bir gözden geçirmenin gerektiğini, hangilerinin şiirimizi durdurduğunu anlamanın ve irdelemenin zorunlu olduğunu tartışmamız gerekiyordu artık.

Evet, bir yere kadar olmalıydı bu ‘ithâl kural' (arûz) uygulaması; belki de lise düzeyindekilerin, şiirlerin tarihini öğrenirken yapmaları gereken düşünme imitasyonu, fikir egzersizleri gibi.. Ancak bu, şiirlerin dilimize klonlanmasını gerektirecek düzeye çıkmamalıydı gerçekten de.. Çünkü derya deniz olan dilimizin anlam dağarcığını, sadece ithâl sözcüklere uygulanabilenlerle sınırlı kalan bir yapıyla sürdürme telâşını anlamak çok güçtü. Şuna da değinelim bu arada: gerçekten de bazen bu tür formülleri uygulayanların gerçek amacı ne olabilirdi?

Acaba bu formüller, sizin ahenkli sözcük aramanızı, dilinizin doğal akışında bulamayacağınız birçok sesi otomatikman bulmanızı mı sağlıyordu? Yani siz hiç yorulmadan, aruzun kalıplarına göre yazıverdiğinizde, birdenbire ortaya ahenkli bir şiir çıkıverecekti! Yani sanat, sizin birikimli zihniniz ve yüreğinizden, yabancı bir dil için üretilmiş formüllerin ellerine bırakılacak ve adına da yine 'sanat' denilecekti! Sadece bu amaçla yapılmış olsa bile; ahenk formülünün reddedilmesi gerekirdi aslında. Çünkü şiir dili, toplumun formüle edilemeyen sorunlarını verirken, kalıplarla ifade edilemeyecek zenginliklere erişebilir, kalıpları aşabilirdi. Esasen, hem halk deyişlerimizin uzunluğuna uymaması, hem de betimlemelerimizin farklı yapıdaki sıfat ve isim tamlamalarıyla yapılıyor olması; dizedeki hece eşitliğinin bile şiir dilini kısıtladığını açıkça gösterecektir. Türk Şiiri'ndeki gerçeklik; kendi arı dilini kullanamamasını da içselleştirip, çoktan çözüm aramaya başlamalıydı aslında.. Bu katışıklığa izin vermek; halkın düzeyine inen şiirlere karşı olmaya kadar varabilirdi. Çünkü bir zamanlar Türkçe, göçebe diline kadar giden bir aşağılanmaya uğramaktaydı, divanda oturan soylular (!) da bundan kaçınmışlardı. Kendi dilinden soğumaya kadar varan bir yaklaşımın benimsenmesi, bugün artık körelen bir eğilimdir.

Deneyimlediğiniz her olgu, zorlandığınız her kural, her birimizin kalem sıkıntısı olduğundan, bu konuda düşünenlerin yaklaşımı çok önemli olacaktır.

Orhan Tiryakioğlu | 08/01/2014

7 Yorum | 1552 okunma | 0 beğeni

Yorumlar

Yorum Yapabilmek için Üye Girişi Yapmalısınız

Orhan Tiryakioğlu 01/02/2014 22:03

Bu konuya asla sakız niyetine dalmadık hiçbirimiz; dil çiğnemek gibi bir oyalanma taktiğimiz de olamazdı elbette; karma sözcüklerle şiirler yazmak varken, niçin kurallarını denetleyip, vezin üzerindeki etkilerini tartalım ve ahenk adına karma dil kullanalım? Oysa durum; bilinçsizce ilerleyen kalemlerin, kendi dilinden gâfil uzaklaşmalarıyla başlayan ve kültürlerinin diğer kültürlerin baskısı altında kalarak sonuçlanmasıyla biten bir maceradan başkası değildi. Hele Arapça'dan gelen aruzun, karma dilin edebiyatına çekilmesiyle başlatılan kural kargaşasının, arı dil çağlarına kadar etkisinin sürdürülmesine ne demeliyiz? Bir yandan karma dilin sözcükleri, aruzu zorunlu kılıyordu; öte yandan da aruz, ahenk adına giderek daha fazla yabancı sözcüğü içeriye çekiyordu. Zamanla düşülen dil jepolitiği kuyusunun derinleşmesi, geri dönülemez bir halk dili ayrışmasına yol açıyordu. (Bir Azerbaycanlı okurumuz, anasının öğrettiği dilin değişmesinden, TDK'yı sorumlu tutar duruma gelmiş bile!) Artık bu bayır aşağı gidişin kaynaklarını daha berrak kıldığımızı düşünerek, en azından kuralların gözden geçirilmesi ve yeterli dağarcığımız olduğu hâlde, bu gerekçelerle dilimize çekilen yabancı sözcüklerin, o dillere geri verilmesini sağlamalıyız. Katkılarınız için çok teşekkürler. Selamla.

Orhan Tiryakioğlu 21/01/2014 11:21

Evet, dostum; Lise yıllarının çengili günlerinde onlarca çeşni öğretirlerdi. Ama biz küçükler, bunların ne işe yarayacağını sorar dururduk hep. Neyse ki, matematik ve fizik, sonradan anlaşılırdı 'yımırta' saymak ve traktörü devirmemek için :) Ancak divan edebiyâtı, elbette ki çevik akıncı beylerinin oturarak yapacakları bir şey olmasa gerekti. Zaten giderek ağırlaşan kavuk ve kaftanların küt kanatlarıyla uçmasını engelledi, Türkçe'yi unutan hazretlerin. Çok teşekkürler katkılarınıza, selamla.

İbrahim Çelikli 21/01/2014 01:36

ÇALI sh 493 Edebiyat Öğretmenimiz Sn Ayfer Benzet'i anlatıyorum.. daha onbeşindeki çocuklara “-ser name-i mahabbeti canane yazmışem ............... ey imam beni cehennem ateşiyle korkutma ben sevgilinin kor dudaklarına yanmışım” daha Osmanlıca, aruz vezninde bir sürü edebiyat öğretirdi hatta ezberletirdi, ezberlerdik ama nerde ne işimize yarayacağını bize hangi kapılarını açacağını bilmezdik açık-kapalı-açık diyerek geçirirdik en güzel yıllarını ömrümüzün müs-te-fi-lün, mef-u-lü, fa-i-latün-fa-i-lün,

Orhan Tiryakioğlu 17/01/2014 08:56

Sayın Demir, hoş geldiniz.. Gerçekten de böylesi konularda susma zamanı hiç değil; konuşurken hiç bitmeyeceğini, çözümsüz kalacağını sandığımız onca sorunun, aslında henüz şekillenmeyen çıkar yollarını taşıyabilir belki toplumsal dimağ. Bir şeyler düzelmeyi bekliyor, ama diller tembel kalıyor da olabilir. "Mesela hece tutsun diye hep basma kalıp tekrarlarla işlendiğinde şiir yine karşımıza doku uyuşmazlığına örnek sürekli tekrar eden benzer şiirler dizilmektedir." diyerek; şiirdeki vezin meselesinin, anlam ve özleşmeye karşı etkilerini de açmış oldunuz. Kendimce, serbest yazmamın nedenlerinin başında gelen bir kıstastır hece vezni. Yorumlarımızda da hep, ahenk olması kaydıyla serbeste kışkırtmışızdır kalemleri. Doku uyuşmazlığı; yabancı dilin kuralını, Türkçe'ye uygulamakla ortaya çıkıyor. Açık ve kapalı hecelerin ulamaya benzer biçimde dizgelenmesiyle kurgulanmak istenen bir ahenkte, ölçü kalıplarına uyan ses veya heceler dilimiz dağarcığında bulunmadığı zaman, salt bu ahengi kurtarmak amaçlı olarak yabancı dilin dağarcığına başvurmak, bağışlanır bir şey olmasa gerektir. Bu doku (arûz) implantının geri dönülemez sonuçlarıysa; dilimizde karşılığı olduğu ve hiç gerekmediği hâlde, sözcük ithâline yol açması, en nihâyetinde de kendi kültürünü temsile yetkin olan bir dilin, kendi duyguları yerine yabancı kültürünkileri işlemesidir. Dahası, basit bir implant, hiç gerekmediği ve uyuşmayacağının bilindiği hâlde bir transplantasyon düzeyinde görülür ve işlediği zannedilir. Yıllar boyunca anlatılagelen “Destan dönemi Türk edebiyatı”nın, kendine özgü ve kavramlaşmış (yabancı dillere de çevrilemeyen) sözcüklerle dillendirilen sözlü edebiyatının ürünlerini geri plana atabilir miydik? Sözlü edebiyatsa; biz Türklerin, henüz yazıyı kullanmadığımız dönemde sözlü olarak üretilmiş ve kulaktan kulağa yayılarak varlığını sürdürmüş olan birikimlerdir. Dili karmaşıklaştırmak veya başka amaçlarla diğer dillerin sözcüklerini baskın duruma getirmek; kendi kültürünü unutulası kılmakla eşdeğerdir. Öte yandan, Asya’da biriktirilen kendi kültüründen kaçınmak, dili değiştirmekle mümkün olabilir mi? Türk kültürünü silmek; kendimizin değil, bize ‘barbar’ diyenlerin sorunu olmalıydı aslında. Katkılarınız için çok teşekkürler, selamla.

Yasemin Demir 16/01/2014 21:07

Yazının başlığından da anlaşılacağı gibi bir doku uyuşmazlığı olduğu ve bu konunun tartışmaya hazır bir arenada serbest şiirin ve hece şiirinin müsabakası gibi algılandığı kesindir oysa günümüz şiirlerindeki sorunu şiirlerde değil ,şairlerde ki eksikliklerde aramamız gerektiğini düşünüyorum ben.Doku naklini yapan şairlerse şiirleri suçlamak yanlış oluyor açıp her hangi bir şiir sitesinde kim ne yazmış diye baktığımız da yanlış organ nakli ve doku uyuşmazlığını hissetmemek mümkün değil.Serbest şiirlerin aşırı serbestliğiyle konudan uzaklaşıp dağılması,Arapça Farsça kelimelerle anlaşılmaz ve ağdalı bir ağırlıkla şiirlerini güçlü kılmaya çalışmanın karmaşası, aynı zamanda, hece şiirlerinde de ise aruz tekniğini o dönemin diliyle anlatmaya çalışınca ve teknik eksikliği ile örüntülendiğinde anlaşılmaz bir lisan ortaya çıkmaktadır. .Mesela hece tutsun diye hep basma kalıp tekrarlarla işlendiğinde şiir yine karşımıza doku uyuşmazlığına örnek sürekli tekrar eden benzer şiirler dizilmektedir.Bazen yazılan bütün şiirleri alt alta yazsam aynı şiirin devamı olduğunu kimsenin fark etmeyeceğini bile düşündüğüm olmaktadır.İnsanlar, gerçek hayatta var olan nesneleri, olayları duyu organlarıyla algılar; bu algılama insan bilincinde çeşitli işlemlerden geçer ve bire­ye göre farklı şekillere, durumlara dönüşür. Böylece "imge" oluşur.Kullanılan imgeler sanki çarşamba pazarı malları gibi her şiirde aynı şekilde karşımıza çıkınca da özgün olmaktan uzakmış gibi algılanır ve duygu değil de ezber replikler gibi dizilmeye başlar.Kelimelerle oynamak zeka,duygu ve de özen gösterildiğinde ise işte budur dedirtir.Aynı imgeleri farklı yürekler farklı zamanlarda düşünebildiği gibi, çok okuyarak da kafasının bir yerinde sentezlenip şiirlere serpiştirilebilir .Fakat anlaşılır olmaya yazılmak istenileni okuyana verebilmeye özen göstererek elbette. Şiirde bütün imgeler, gücünü gerçeklikten alır gibime geliyor. İmgenin oluşumunda gerçeklerimiz dönüşür ve bireyin yaşadıkları , sezgileri, tasarıları, kültürü, anlayış ve algılayışındaki farklılık­larda etkili olur imgeleşiverir elbet çok okumanın etkisini de yadsımamak gerekir ister hece ister serbest şiirlerde anlatmak istenilen şey duygunun rotasıyla yapılıyorsa not alıp üzerinde sonradan çalışarak duyguyu bozmadan düzene sokabilmek en güzelidir.Bazen şiir bana dokunma ben buyum da der yazana .. . Günlük hayatta kullandığımız dil göstergelerine baktığımızda , günlük hayattaki gerçekliğe yönelik yazdığımız olduğu gibi bazen geçmişe özlemle öğrendiklerimizle Aruz ve hece şiiri çalışmalarıda yapmaktayız doku uyuşmazlığını aşan yetkin kalemleri okumak büyük bir keyif iken bunu sadece deneme yanılmayla yapanlar da büyük bir hezimet olması ve bunun dillendirilmeyip anlamadığımız bir alan olduğu için alkışlanması da karmaşayı artırmaktadır olan dilimize yeni ifadeler yaratma çabasıyla yazılan şiirlerde dilimizin kendimizden uzaklaşmasına yani edebiyata olmaktadır . Dönüşen ve değişen bu yeni lisan şiirleri ise geçmişi aratırken günümüzü de tam bir karmaşaya sürüklemektedir.Her okurun farklı boyutlarda etkilendiği şiirler var elbette. Bu etki ise okurun yaşına, eğitim ve kültür seviyesine, hayallerine, izlenimlerine, içinde bulunduğu duruma ve döneme göre değişirken bir de bu karmaşık doku uyuşmazlıklarını öne çıkardığımızda şiir okunmuyor, şiir kitapları satmıyor, nidaları artmaktadır Gördüğünüz gibi işin içinden çıkılmayacak doku transferlerini bizler yapıyoruz dilerim ister Aruz,ister serbest ister hece ile yazılan her şiir edebiyata hizmet verecek kalite ve dokuda oluşur ve hep şiir kazanır teşekkürler Orhan bey bu arenada herkesin bir sözü olmalı dediniz iki satır da biz söz ettik ama öyle derin konulara parmak basıyorsunuz ki ne yazarsak yazalım az kalacak sözüm yetmediyse affola saygımla...

Orhan Tiryakioğlu 09/01/2014 10:10

Sayın Demir, Gerçekten de yaşadıklarımızdan edindiğim özütlerle bir şeyler karalamaya çalıştım. Bu konularda açmazlar olduğunu bilip dururken, durmak olur muydu hiç? Çok sayıda dostla tartışabilmenin tek yolu, aramızdaki dağları aşabilen sinyaller kullanmak, onları elektriğe çeviren internetle birlikte, çözümlere koşmaktı dileğimiz. Sizi ve dostlarımızı bu konuya ayrıntılı olarak eğilmeye çok çok davet ediyorum.. Geçen yazıya da verdiğiniz görüş, çekilen sıkıntıların resmini, çok da güzel veriyordu aslında.. Ancak bu konunun çözüme yaklaşması için gerekenin, bunlarla sınırlı kalmayıp; daha etkin ve geliştirici yolları düşünen kalemler üretmek olduğunu da gözardı etmemeliyiz. Efendim, çok teşekkürler yorumunuza.. Nicelerine, selamla.

Yasemin Demir 08/01/2014 14:00

bu yazıya sonra döneceğim iki satırla yorumlanacak bir konu değil :)

Radyo


Siz de Dinleyin:

Son Yorumlar

vahdet çil
Eski Bir Resim
Bu güzel yorumunuza çok teşekkür ederim ramaza...
(vahdet çil tarafından)
Devamı
Ramazan Efe
Sözümü tuttum geliyorum aşk/ım..
günün seçkisini ve değerli yazarını ...
(Ramazan Efe tarafından)
Devamı
Ramazan Efe
MEHMETİM
günün seçkisini ve değerli yazarını ...
(Ramazan Efe tarafından)
Devamı
Ramazan Efe
HASRETIN F.C
günün seçkisini ve değerli yazarını ...
(Ramazan Efe tarafından)
Devamı
Ramazan Topoğlu
Körüşürüz Rona
Güney ruhdaşım. gözlerinden öperim. ...
(Ramazan Topoğlu tarafından)
Devamı
Fatma Çiçek
HASRETIN F.C
...
(Fatma Çiçek tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
Körüşürüz Rona
Adaşım derken yüreğindeki sıcaklığı, yüre...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Ramazan Topoğlu
/Boş Sayfalar
Teşekkürlerimi sunarım yasemin hanım. ...
(Ramazan Topoğlu tarafından)
Devamı
Ramazan Topoğlu
/Boş Sayfalar
Öyle deyişinle çoğaldım adaşım. ...
(Ramazan Topoğlu tarafından)
Devamı
Ramazan Topoğlu
/Boş Sayfalar
Teşekkürlerimi sunuyorum gülseren hanım. anlam...
(Ramazan Topoğlu tarafından)
Devamı
Ramazan Topoğlu
/Boş Sayfalar
vedat beyimiz öyle doğruyu söylüyor ki. İş...
(Ramazan Topoğlu tarafından)
Devamı
Ramazan Topoğlu
Eski Bir Resim
Yüz yıl sonra da keyifle okunacak duvarlara yaz...
(Ramazan Topoğlu tarafından)
Devamı
Ramazan Topoğlu
#DİLEK #AĞACI 
Minik şelaleler oluşturan berrak sularcasına ak...
(Ramazan Topoğlu tarafından)
Devamı
Ramazan Topoğlu
SUSUZ YÜREK
Alın terleriyle duygularını besleyen, yokumsaya...
(Ramazan Topoğlu tarafından)
Devamı
Ramazan Topoğlu
Körüşürüz Rona
Bazen hayattan saklanınca insan şiirden, öyküd...
(Ramazan Topoğlu tarafından)
Devamı
Ramazan Topoğlu
HAYAT...............D.A
hayata karşı metanetin karnesi. azim, direnç ...
(Ramazan Topoğlu tarafından)
Devamı
Ramazan Topoğlu
Bir bakmışsın
İşte o kadarcık şu hayat. tümsek altına gird...
(Ramazan Topoğlu tarafından)
Devamı
Ramazan Topoğlu
*Tren
Gözbahar.. trenler bazen zalim, bazen sevgi büy...
(Ramazan Topoğlu tarafından)
Devamı
Ramazan Topoğlu
//*KIRIK BİR KUKLA ÜZERİNE…
Şiirlendik, şenlendik ustam. ...
(Ramazan Topoğlu tarafından)
Devamı
Ramazan Topoğlu
En Çok Cumaları
İmgelerin kaynağı ve uygulanışı ve de temas...
(Ramazan Topoğlu tarafından)
Devamı

Linkler