Tülin Şen ALTINLI'yı vefatının 5. yılında, sevgi, özlem ve rahmetle anıyoruz. (20/02/2020 20:46) | Şiir Zamanı her zaman her yerde sağlık, mutluluk, esenlikler diler. (09/02/2020 10:45)


Duyuru

Tülin Şen Altınlı güzel yürekli meleğimiz unutmadık unutturmayacağız  [Devamı]

Ursula K. Le Guin şiirleri ;'' Tanrı Kuşlarıyla Buluşmak''  [Devamı]

Memleket Hikayeleri'nin 100.yıl Özel baskısı [Devamı]

''Gözlerim sığmıyor Yüzüme'' Yeni baskısıyla [Devamı]

YaŞar Nabi Nayır [Devamı]

James Bond Romanlarında Türkiye ve Türkler: James Bond;Eric Ambler ve MUSTAFA KEMAL [Devamı]

GEÇMİŞTEN ESİNTİLER :ALPAY [Devamı]

Hoşgeldiniz

Özlü Sözler

    Alimken, arif oldun, peki aşık olmaya namzet misin?
    Şemsi Tebrizi

Çevrimiçi Üyeler

Yakın zamanda sitemizde 6 üye çevrimiçi oldu.
Üyeleri görebilmek için, üye girişi yapmanız gerekmektedir.

DİL JEOPOLİTİĞİNDE ARILAŞTIRMA SORUNU

 

 

Yabancı sözcüklerden kaçınmak, gerçekten de dilimizin arı kalmasını amaçlayan mâsum bir yaklaşımdı. Özünden uzaklaştıkça, konuşanlarının birbirini anlamadığı dilde peki, sanat icrâ edebilir miydiniz? Özellikle 'tekno şiir' türü ile yeni gelişmelerin adlarını katarak ve dilimize çevrilemeyen öğelerini aynen alarak, bunları uzay çağının imgeleri olarak topluma sunmamız ne kadar mümkündü? Karma dil meselesinin kökenine inmek; arılaşmanın niçin gerekli olduğunu, nereden başlamak gerektiğini de bize oldukça berrak şekilde açıklardı. Makale sayfalarında tartışmaya açmış olduğum onca yazı içinde, geçmişin üçlü dil harmanındaki karmaşayı, bir dil içine diğer dillerin sözcüklerinin yanısıra, kurallarının da sokulmasından dem vuruyordum.

 

Esasen başlangıç olarak bir 'anlaşma aracı olarak dil' ile bir 'edebiyat aracı olarak dil' arasındaki farklara da değinmemiz gerekirdi. 'Anlaşma aracı olarak dil'; devletler arası savaşların etkisiyle biçimlenen politik öncelikli bir öğedir. "Türkler, Hindistan ve İran gibi kendi dilleriyle konuşanların azınlıkta olduğu ülkelerde devlet kurduklarında Farsça'yı edebiyat ve devlet dili olarak kullanmışlardı." Bu bilgi; dilin örselenmesinden kaygılanan yaklaşıma karşıt olarak; soy birliğinin korunmasını dikkate almamaktadır. Yani dilin doğu jeopolitiğinde, bir 'anlaşma' aracı olarak dilin öne çıkarılmasına karşıt bir politika izlenmiştir. Aslen bu politika, hem anlaşma dili ortaklığını bozmaktadır, hem de saray şairlerinin bu dili kullanmasını ön şart olarak getirmektedir. Yani bir ‘edebiyat aracı olarak dil’in; zaten öncelikli bir politika olmayacağını beklemek gerekirdi. Siyasetin ikincil sonuçlarından olan sanatın dilindeki bu katışıklık; dilimizin yapısına uymasa da, onca kuralın içselleştirilmesine yol açmamalıydı. Özellikle Farsça'nın, Arapça'nın sözcüklerini de alarak, aruzun o dillere özgü ahenklerini taşıyabilmesi; dilimizde de aynısının yapılabileceği, üstelik yapılması gerektiği sonucuna götürmemeliydi şairlerimizi. Hem soy dilinin korunması, hem de sanatın arı dilde anlaşılır kalabilmesi için kaçınılamaz bir politika olmalıydı edebiyatımızda kök niteliğin esirgenmesi için.

 

Esasen çoklu dilin, çoklu kültür olarak değerlendirilmesi veya tam tersinin önerilmesi mümkün değildir. Bir kavmin edebiyâtı, içerik olarak üçlü veya zaman içinde sıralı olarak çoklu birikime dayalı olabilir. Kültürler arası etkileşimin, içeriği zenginleştirme etkisinden de söz edilebilir. Ancak diğer yandan, yapı olarak yabancı dil etkisinin varlığını da kabul etmek zorundayız. Hiç kimse, bir dil yerine üç dilin birden işlediği bir edebiyattan söz edemezdi. Üç dilin anca yettiği bir edebiyat, üç kültürden ziyâde, bu üç dilin sözcük yapıları gereği, kendine özgü kuralları ile yazılabilen karma bir dilbilim veya fonetik çerçevesini gerektirirdi.

 

Belirtilen çağlardaki devletler harmanı, kültürleri ortaklaşa kullanmayı sağlasaydı ve sonuçta her üç dilin katkılarını da alarak ilerleseydi; Türkçe’nin baskın olması gerektiğini göz ardı etsek bile, bu karma yapının sonuçlarından biri olarak; asla imparatorluğu yıkılmayan ve birbirini anlayan bir halklar ile sanat icra eden takımını görmemiz beklenirdi. Oysa hiç de beklendiği gibi olmadı; Persler, bizden daha baskın çıktı ve devlet merkezi batıya çekildikçe öne çıktılar, şu sıralarda en milliyetçi akım oradadır. Öte yanda Arap Yarımadası’ndan uzaklaşıldıkça, Arap kültürü baskınlığını korudu ve Türk etkisi duyulmadı bile. Şu ortak kültürün edebiyat izlerinden, Perslerde ve Araplarda ne kaldı? Dilin ortaklığı bozulduğunda, hangilerinde Türkçe dil kuralları hâkim oldu?

 

Peki, daha da ilerisi nedir bu yandaşlığımızın? Orta Asya kültürümüz, ne denli bugüne yansımış, diğer kültürlerin baskısı altında kalmış mıdır? Diğer kültürlerin öğelerinden kaçını bugün benimsemekteyiz? Hangileri bize uygun geliyor, hangileri tuhaf? Ümmet olarak baksak bile, mezhep olarak çoktan ayrılmışlığın izlerini görebiliyoruz açıkça; zaman içinde gelenekler de buna göre şekillenmiş bile. Aslında işin özeti; kendimiz olarak kalmanın tarafgirliği değil midir; kendi kavim kimliğimizi yitirirsek, hangi kavmin asimilasyonuna hazır olacağız?

 

Dili koruma yaklaşımlarına karşı bazı okurlar; arılaşmayı, eskinin çöpe atılması olarak yorumlayıp, kültürün ortaklaşa birikimleri olarak benimsenmesi ve korunması gerektiğini belirttiler. Elbette ki yapıtlar, miras olarak korunacaktı. Ancak ulus devletle birlikte dildeki tekliğin gereği olarak; diğer dillerden gelen katkıların, toplumun anlamadıklarından başlayıp, ayıklanması gerekmez miydi? Yerleşen sözcüklerin kalkması beklenmeksizin, arı dile eğilim yerine, niçin güney ve doğu dillerine zamanımızda ödün veriliyordu? Aslında çoğu kere sözcüklerin ayıklanması konusu, çok taraftarı olmayan bir tartışma konusudur; ancak yabancı dil kurallarının içe aktarılması ise, dilin yapısını bozan, yeni harfler gerektiren yapılar da öngörmekte, dilin kendi yapısının yetersiz olduğu sonucuna götürmektedir.

 

Sözcüklerin doğu kaynaklı olanlarının ayıklanmasından bir süreliğine vazgeçelim; peki, bugün için batı kaynaklı olanlarından niçin bu denli tiksinti duyulmaktadır? Bir kaç batılı sözcük almakla, hemen kültürümüz değişmiş mi oluyor, yahut kendi geleneklerimizden, gelişmiş teknolojinin getirileri nedeniyle uzaklaşmış mı oluyoruz? Daha açıkçası; doğu sözcüklerini alırken sadece edebiyâtını, batı sözcüklerini alırken de kültürünün tümünü mü içselleştiriyoruz?

 

Çoğu edebiyatçı bilir ki; bu farklılığın altında yatan gerçek neden, edebiyat dilinin, başka kimlik öğelerinin etkisinde olmasıdır. Ayrıştırılamazdı ve ayıklanamazdı; çünkü kavmin kimliklerine katılan alt kimliklerin ayrılması, sadece dil stratejileri ile çözülemezdi. Özellikle ‘din’sel kimlikle bütünleştirilen bir kültür alışverişinde, aynı kavramların Türkçe adlarını kullanamadıkça; kavramların veya adların çevrilmesi, bu dönüşüm yoluyla onlarınkinden başka bir dil (Türkçe) ile sanat yapılması da mümkün olamazdı. Her Türkçe konuşan birey bilir ki; ‘tanrı’ kavramının içeriği, her iki dilde henüz karşılanamamış; karşılık olarak da tartışma götürür bir noktada kalmıştır.

Bu durumda, doğu dillerinin ayrışamaz konumunu başka öğelere bağladıkça, aynı kulvardan hareketle, batı dillerinin de benzer bir kimliği önermesinden korkulur. Neredeyse batı sözcüğü almak, bu alt kimlik açısından ‘kâfir’ olmakla eşdeğer tutulabilir. Belki de hâlen şu ‘tren’, gâvur icâdıdır! Bu cümlenin içinde bile doğu-batı bakış açıları (sözcükleri) bulunmakta olup, birbirlerine savaş açmış gözükmektedirler.

 

Dil konusuna uzun soluklu yaklaşmak; çözümün tüm kültürler arası etkileşim, sanat tarihi ve dil kimliğinin korunması açısından irdelemekle mümkün olabilirdi ancak. Yani arûz konusundaki sözler ve şu paragrafa dek belirttiğimiz görüşler; üçlü ve güçlü bir edebiyat birikimine karşı değil, sadece kendini koruyamayan ve kendi kültürünü yansıtmaktan uzaklaşan bir ‘dil politikası’nı irdelemekte ve çözüm aramaktadır. Dahası kendi kültürünü, yabancı dillerin yapısıyla sunmaya çalışan yaklaşımı da… Edebiyat tarihindeki bilgileri, ancak bilimsel yollarla araştırabilir ve sonuçlar çıkarabiliriz. Siyasî ve dinî etkileşimlerin yol açtığı geçiş süreçlerinin doğru incelenmesi, karma edebiyatın bugünkü konumunu da berrak kılabilirdi.

Orhan Tiryakioğlu | 13/01/2014

4 Yorum | 1153 okunma | 0 beğeni

Yorumlar

Yorum Yapabilmek için Üye Girişi Yapmalısınız

Orhan Tiryakioğlu 16/01/2014 15:25

Evet, abim. Gerçekten de farklı görüşlerin yer aldığı bu tür konularda, tartışmanın kaçınılmaz olduğunu görüyoruz; bunları daha geniş zeminlerde tartışmaya açmanın da.. Ancak ilk evrede, kendi dost çevremize açmış olmanın gereğindendir ki; kendi çemberimizin görüşlerinin yer almasını bekleriz. Belki ilk çekirdek hipotez böylece oluşturularak, geniş zeminlere daha güçlü biçimde yayılırdı. Katkılarınız için çok teşekkürler. Selamla.

Orhan Tiryakioğlu 16/01/2014 11:25

Bu denli karmaşık bir jeopolitikte, dilin etkilenmemesi, kültürlerin korunması mümkün olamazdı zaten. Öte yandan kültürlerin iletişimiyle birlikte zenginleştiği de düşünülür. Ancak, dilin etkisiyle kendi kültürünün, diğerlerinin içinde eriyip gitmesini kabullenemez toplumun aydın bireyleri; çünkü karmaşanın içinde kimin kimi asimile ettiği de görülemez. Desteğiniz için çok teşekkürler, selamla.

İbrahim Çelikli 14/01/2014 12:48

mukaddesimiz, değerimiz, dağarcığımızın güzelliği bereketi.. siz ne güzel katkılarınızı onur duyarak takip ediyorum Allaha emanet olasınız

Orhan Tiryakioğlu 14/01/2014 11:59

Topoğlu Abim, Dilimiz üzerindeki arılaştırma çabalarının, en azından kural temelinde başarılabilmesi için tartışmaların yayılması ve mümkün olduğunca da karşı görüşlerin üretilmesi, uzlaşmanın sağlanacağı biçimde çözümlerin önerilmesi gerekmektedir. Bizler, bu çözümler için öneri vermekten çok, konuya odaklanmayı sağlayıcı kalemler olarak çaba harcarız. Karşılaştığımız açmazları vurgular, örneklerden de tümevarmalarını bekleriz. Dilimizin sahip olduğu dağarcık ve şiir veznine yansıyan kurallar karmaşası konusundaki yakınmalarınızı, olumlu bulduğunuz yönleri belirtmeniz bile, değerli kalemlerin bu konuya bakış açılarını önerileriyle birlikte katacak olup, şiirlerin vezninde ve içeriğindeki ahengin araçlarında yeterince bir düzenleme getirecektir. Nice paylaşıma, selamla.

Radyo


Siz de Dinleyin:

Son Yorumlar

Ramazan Efe
Matruşkayım//
...
(Ramazan Efe tarafından)
Devamı
Ramazan Efe
ŞİİRLER KALSIN
Şiirsellik ve şiir içiçe sarmalanmış ...
(Ramazan Efe tarafından)
Devamı
Ramazan Efe
Matruşkayım//
Öyle ayrımındasınız ki simgelerle imgeler şi...
(Ramazan Efe tarafından)
Devamı
Neşe Kızılyar
ŞİİRLER KALSIN
...
(Neşe Kızılyar tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
Dil oyunları
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta bo...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
ELLERİMİ BIRAKMA!
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta bo...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
* Usta * * Usta *
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta bo...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
Dedim
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta bo...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
BİR ŞEHİR GEÇİYOR İÇİMDEN
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta bo...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Ramazan Topoğlu
Dil oyunları
...
(Ramazan Topoğlu tarafından)
Devamı
Ramazan Topoğlu
Editörlük felsefesi
Tümüyle katılıyoruz. ...
(Ramazan Topoğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
ŞİİRLER KALSIN
Umut aşılayan dizeler, yüreğin gülünü açt...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
Mürekkep Grevde
teşekkürler sayın  hasan büyükkara ...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
Adın Ne
Çok teşekkürler efendim. slm....
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
ÖMÜR DEDİĞİMİZ
Kimin 'ömür' dediğinin ne önemi var ki; ömrü...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
GÖRDÜNÜZ MÜ ERENLER
nice emre'ler geçti burdan nice yunus'lar y...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
Kuşsal Mazeretler................
Oldukça vurucu tasvirler, imgeleri çarpıcı.&nb...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
UMUDUN RENGİ MAVİ
Güzel bir kurgu idi, esin veren şair kalemlere.&...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
Vurasım Gelir......
Anılar, sevgilerde flu.  zaman, anıları ku...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
Kalbimin Ayazı Yanıyor /Şehitlere
belki de memedin birinin adına yakılmış ağ...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı

Linkler