Şeker Adam Mesut KAYABAŞ 16 Ekim Salı Günü yeni dönem yayınlarına başlıyor. (15/10/2018 22:16) | Şiir zamanı yaz akşamlarından güzel şiir dolu günler,esenlikler diler... (12/09/2018 14:28)


Duyuru

Tülin Şen Altınlı güzel yürekli meleğimiz unutmadık unutturmayacağız  [Devamı]

GEÇMİŞTEN ESİNTİLER: NEŞE KARABÖCEK [Devamı]

Hoşgeldiniz

Özlü Sözler

    Değiştin diyorIar. Hayır! KabuI etmiyorum. Ben kademe atIadım sadece, artık uzun uzun susabiIiyorum.
    Elif Şafak

Çevrimiçi Üyeler

Yakın zamanda sitemizde 34 üye çevrimiçi oldu.
Üyeleri görebilmek için, üye girişi yapmanız gerekmektedir.

BOĞULARAK ÖLDÜRÜLEN ŞAİR: NEF'Î

 
Mustafa CEYLAN
*************************
 
İşte boğularak öldürülen şairlerimizden birisi: Nef’î...

Nef’î, 17. yüzyıl Osmanlı şairlerinden. Divan Edebiyatı şiir türlerinden olan Kaside’nin piri sayılır. Kendi zamanında ve kendinden sonraki yüzyıllarda kaside yazan bütün şairlere etki etmiştir. Divan Edebiyatımızın Fuzulî, Bâkî, Nedim, Şeyh Galip diye devam eden altın zincirinin, önemli bir halkasıdır.

Ölümüne kadar Osmanlı Sarayına ve bilhassa Padişahlık makamına da yakın yaşamış olan şair, 4 ayrı padişah döne­minde hayatını sürdürmüş ki bunlar Bahtî mahlaslı 1. Ahmet, Farisî mahlaslı 2. Osman ve Muradî mahlaslı 4. Murat’tı ve şair padişahlardı... Bu üç şair padişah döneminden başka, hakkında ve dönemine ait hiçbir şiir kaleme almadığı 1. Mus­tafa dönemi de O’nun yaşadığı dönemleri kapsar.

Övgülere ve hediyelere gark edildiği, edebî şöhretinin en yüksek derecesine ulaştığı devir 4. Murad dönemidir. Fakat taşlamacı dili sebebiyle, sürgün yediği, kıyıma uğradığı, azledildiği, musibete ve eziyete uğradığı devir de gene 4.Murad dönemidir. Padişahtan övgü üstüne övgü aldığı bir zaman dili­minde, günlerden bir gün aynı Padişah’a bundan böyle kimse­ye hicviye yazmayacağına söz vermek durumunda kalmıştır.
Evet, Osmanlı padişahı 4.Murad, kendisi de ‘şiir’le uğraş­tığı için şairleri, bilginleri ve sanatkârları koruyan zeki bir pa­dişahtır. Nef’i’nin kasidelerini ve Sihamı Kazasındaki hicviyelerini beğeniyordu. Edebiyat tarihinde şair bir padişahtan şiirle övgüler alan yegâne şairdir diyebiliriz. Padişah’ın övgü­sü şöyle:
 
“Gelin insaf idelüm, fark idelüm mikdârı
Şairüz biz de diyü laf ü güzâfı koyalum.

 
İdelüm bî-meze söz söylemeden istiğfâr
Dâmen-i Nef’î-i pâkize edayı tutalum.

 
Biz kelâm nâkiliyüz nerde o sahib-i güftâr?
Ona teslim idelüm emrine münkâd olalum.”
(Dâmen : Etek, Pâkize: Temiz, lekesiz, Güftar:Şiir, Münkâd: Bağlanmış, boyun eğmiş)
 
1572 yılında Erzurum’un Hasankale ilçesinde doğdu. Asıl adı Ömer... Erzurum, âşıklar ve ozanlar diyarı olan bir Anado­lu şehridir. Bundan dolayı devrin kaynakları Nef’i’den “Erzenü’r-Rumî” diye söz ederler. Dedesi Mirzâ Ali Paşa’dır. Babası Kars-Micingird sancak beylerinden Sipahi Mehmed Bey’dir.
 
Küçük yaşlardan itibaren güçlü bir eğitim gören şair, ilköğ­renimini Hasankale’de yapmış, sonra Erzurum’a gelerek öğ­renimini devam ettirmiştir. Arapça ve Farsça öğrenmiş, genç yaşında şiir yazmaya da başlamıştır. İlk mahlası, zararlı anla­mına gelen ( “Zararî “)”Darrî”. O tarihlerde Erzurum defter­darı olan Gelibolulu Müverrih Ali, şairin şiirlerini görmüş, beğenmiş ve bu genç şaire, zararlı-Zararî mahlasının aksine Nef’i “nafi, yararlı” mahlasını vermiştir.

Padişah 1. Ahmet zamanında İstanbul’a geldi ve orada tam 30 yıl, öldürüldüğü ana kadar yaşadı. Saraya yakınlığı şairin devlet kapısında iş bulmasını sağlamış ve farklı memurluklar­da görev yapmıştır. Saray ve Padişah tarafından çok beğenilen şair, o dönemde yaşayan Kaf-zâde, Fâizî, Nev’i-zâde, Hâtâyî, Gâni-zâde, Nadirî, Veysî ve Riyâzî gibi çoğu yüksek mevkilerde bulunan devrinin şairleri tarafından hiç sevilmi­yordu. Çünkü şiirlerinin fahriyelerinde kendisini zirvede, ula­şılmaz, rakipsiz, tek olarak övüyor ve kendisini ulaşılmaz bir dehası olan söz sultanı olarak görüyor, rakiplerini de aşağılıyordu. Bu bakımdan egosu çok yüksek bir şairdi.

 Sadece şairler değil, dönemin diğer idarecileri, âlimleri bile Nef’î nin kırbaç gibi şaklayan korkusuz dilinden çekin­mişler ve o yüzden de onu hiçbir şekilde sevmemişlerdir. Ha­yatta iken, şairlik yönü, şiirleri takdir edilmiş, şöhrete ulaşmış, ancak sivri dili ve hicviyeci kalemi sebebiyle etrafına kendisi­ne düşman bir çember yerleştirmiştir. Edebî kudret ve yeteneğini hicvetme sanatına yükleyen şair, bu sebeple sevilmiyordu. O sebeple dostu da fazla değildi.

Hicviye öyle bir taş yığınıdır ki, kendisini kaleme alan şai­rinin bile kafasında patlar. Hiciv şairi olmak ayrı bir maharet ve ayrı bir yürek ister. Dili ve edebî sanat­ları muhteşem bir şekilde kullanmasını bilmeyen hicviyeci, kendi attığı taş altında kendisi kalabilir. Öldürülen şairler ve ozanların geneline bakacak olursanız, hepsinin de dil ve edebî sanatlarda çok ileri derecede usta olduklarını göreceksiniz. Hicveden taşı havaya atıp önce kendi başını o taşın altında tutan ve acıyı ilk hisseden kişidir. Kendisinde denedikten sonra hasmına fırlatır söz kayalarını.

Nef’î yazdığı hicivlerle dönemin birçok isminin nefretini ve öfkesini üstüne çekti. Dönemin müftüsü Nef’i yi öven, an­cak içerisinde Nef’i ye kâfir diyen bir beyit söylemiştir.

 
“Şimdi hayli sühanveran içre,
Nef’i mâ’nendi var mı bir şair,
Sözleri Seb’a-i Muallakadır,
İmre-ül Kays kendidür kâfir.”
( Sühanveran: Söz ustaları, Manend: Benzer, eş, Seba: Yedi, Seba-i Muallâka: yedi askı)
Nef’i de buna karşılık olarak;
 
“Müftü efendi bize kâfir demiş
Tutalım ben O’na diyem müselman
Lâkin varıldıktan ruz-ı mahşere
İkimiz de çıkarız orda yalan” diyerek seslenmiştir.

 
Yine bir başka dörtlüğünde kendisine kelp (köpek) diyen Tahir Efendi’ye karşılık verir;
Der ki:
“Tahir Efendi bana kelp demiş
İltifadı bu sözde zahirdir
Maliki mezhebim benim zira
İtikadımca kelp tahirdir”
(Kelp: Köpek)
 
Yine de uzunca bir süre Padişah IV. Murat tarafından ko­rundu, daha sonraları Padişah kendisinden hiciv yazmamasını istedi. Padişah’a bu konuda söz verse de, kalemini durduramayıp Vezir Bayram Paşa hakkında bir hicviye kaleme aldı. Çar­şıda, pazarda halk arasında bu hicviye dilden dile dolaşmaya başlayınca Vezir Bayram Paşa, itibarının zedelendiğini Padişah’a ileterek şairin katli için yalvararak izin istemiştir. Padişah, hiciv yazmayacağına dair söz vermesine rağmen sözünde duramayan şairin katli için Vezirine izin vermiştir.
 
Nef’î, 1635 yılında, Çavuşbaşı Boynu Eğri tarafından 26 Ocak 1635 tarihinde, hicivci dili sebebiyle, sarayın odunlu­ğunda kementle boğularak öldürüldü. Cesedi İstanbul Boğazı’ndan denize atıldı. Kimi tarihçiler O’nun ölümüne se­bep olan hicviyesini vezir Bayram Paşa’ya değil de, adeta dostu olan Padişah’a yazdığını ve o yüzden öldürüldüğünü not düşerler.
Mithat Cemal Kuntay, bir gazetede yayınlanan "Tarihin Derinliklerinde İdam Edilen Şairler" başlıklı yazısında :
"Dördüncü Murad  gibi bir  Padişahtan  o  derece   iltifat,   ve İlyas  Paşa  gibi  bir  vezirden  o  kadar lütuf  görüyordu   ki,   düşmanlarının her  gün  bir parça  daha   artmaması ve bunların  tezvirile  idam  edilmemesi kabil  olamazdı.  
Dördüncü  Murad  gibi,  dilediğini  yok  eden,  ve  dilediğini yeniden  yaratırcasına  ihya  eden  bir diktatör  Nefî’î  huzuruna  kabul  ediyor, ona  şiir  okutturuyor,  onunla   karşılıklı  şiir  söylüyordu.  Bu  iltifatı  çekemiyenler,  Dördüncü  Murada  onu  çe­kiştiriyorlardı:
"Padişahım,  bu  adamın   şairliği bu  derece iltifatınıza  değmez;  bir  kasideyi  birkaç  ayda  bin  külfetle  yazar.
Dördüncü  Murad,  Nefinin  hacmini başkalarının  göziyle  görmiye  muhtaç olacak  adam  değildi.  Fakat,  bu  mu­azzam  hacmi,  düşmanlarının  gözüne de  çarpıp  göstermek  için,  Aynalı  Ka­vakta  Kaptan  Cafer  Paşanın  kendi­sine  yaptırdığı  köşke  bir  bahar  günü gidiyor  ve  Nefîyi   oraya   getirterek kendisinden  bahar  hakkında  irticalen  bir  kaside  söylemesini  istiyordu.

«Zaten  bir  bahariye   hazırlamıştım, okuyayım  Padişahım»  diye  cebinden bir kâğıt çıkarıyor.  «Esdi Nesim-i nev-bahar»  diye  başlayan  meşhur  şiiri okuyordu.
Fakat,  Dördüncü  Murad,  Nefî’nin elindeki  kâğıtta   yazı   olmadığının farkında  oluyordu.  Nefi  kâğıdı  bü­küp  cebine  koyduktan  sonra  Padişah, kasideyi  bir  defa  daha  dinlemek  isteyince,  Nefi:  «Padişahım»  diyordu, «Kulun  o  kasideyi  irticalen  söylemiş­ti.  Şu  kâğıda  bakışınım  sebebi  heybetinizden  şaşırmamak   içindi.»   VeDördüncü Murad, şairin  takdim ettiği kâğıdın  bembeyaz  olduğunu  görüyor­du.  Ancak  Padişahın  iradesiyle,  gizli bir  yere  oturtulan  üç  kâtip  bu   şiiri yazmıştır.  Padişah   onları   çağırtıyor  ve  yazdıkları  şiiri   bu   sefer, bizzat kendisi okuyordu. Manzumesini 4.Murad'ın sesinden dinleyen Nef'i, Osman   oğullarının   tarihinde hiçbir şaire  nasip  olmayan  bir iltifata mazhar  oluyordu  ve  bu  yetmiyor  gi­bi,  Dördüncü  Murad,  Nef’înin  ağzını elmasla  dolduruyordu;  bu  da  yetmi­yor  gibi,  şair  bir  Padişah  olan  Dördüncü  Murad,  Nef’ı hakkında  şu  be­yitleri  söylüyordu:
«Edelim  bî   mez   söz söylemeden istiğfar;
Dâmen-i  Nef’î-i  pâkîzedâyı tutalım.
Biz  kalem  nâkiliyiz,  nerde  o  sâhib güftar;
Ona  teslim  edelim,  emrine  münkad olalım.»

Vezir  İlyas  Paşanın  Nef’îye  ihsanları ise  bir  adamı  bir  anda  zengin  edecek   kemmiyyette   ve   keyfiyyette idi.  Bu  lûtfun  cedveline  bir bakın;

1000  frengi  altın  (yani  krernis)  —10    top    prengî    elvan    kumaş, 10  donluk  elvan  çuha  —   1  sırt  samur kürk  —    1  küheylan  at  —   1  Çerkeş köle —  10 katır yükü muhtelif eşya — 1 oda  döşemesi — 4 sırma işlemeli Cezayir  ehramı.

Bu kadar iltifata  ve  lûtufa bir Türk şairinin  talihi  tahammül  edemedi;  ve münasip  bir  ölümle vücudunun ortadan   kaldırılması   mutlaka   lâzımdı."
(Kaynak: http://earsiv.sehir.edu.tr)
*
Edebiyat araştırmacılarının tespitine göre Türkçe divanın­da:
2 adet naat, 1 adet Mevlâna’yı öven Kaside, 60 adet ayrı devlet büyüğü için kaleme alınmış kaside, terkib-i bend tarzı bir sâkinâme, 2 adet müseddes, 4. Murad’ı öven kısa bir mes­nevi, 4. Murad’ın ok atışı, Kandilli’de yaptırılan kasır ve Padişah’ın yaptırdığı bir çeşme için düşürülen tarih kıtaları, Canıbek Girây, Tabibâz, Esat Efendi, Yahya Efendi, İsmail Ağa, Musa Çelebi ve kendini anlatan fahriye kıtalar, 143 ga­zel, 2 Genç Osman kıtası, 1 adet Halil Paşa’ya rübai, 13 matla, 5 rübai bulunmaktadır.

Nef’î, Siham-ı Kaza isimli eserinde:
Kıt’a ve terkibi bend ile önce babasından başlayarak Gürcü Mehmet Paşa, Kemankeş Ali Paşa, Ekmekçizâde Ahmet Paşa, Veysî, Nev-i zâde Atâyî, Kafzâde, Faizî’, Uruszâde, Baki Paşa, Fırsatî, Bahşî, Mantıkî, Ganizâde. Nadirî, Riyazî, Azmizâde Haletî, Halil paşa gibi pek çok kişiyi hicvetmiştir.
 
Naima’nın tarihinden:
 
Bir gün padişah Nef’i’nin “Sihamı Kaza” adlı hiciv mec­muasını okurken fırtına çıkmış ve sarayın civarına bir yıldırım düşmüş. Bunu uğursuz sayan Sultan, mecmuayı yırtıp attıktan sonra Nef’i’ye bundan sonra hiciv söylememesi için emret­miş. Nef’i güya bu yıldırım hadisesinden sonra padişahın gö­zünden düşmüştü. Hattâ onu çekemeyen meslektaşlarından bir şair bu münasebetle:
 
 “Gökten nazire indi Sihamı Kazasına
Nef’i dilile uğradı Hakk’ın belâsına” beytini söylemiştir.
 
*
Kendine güven ve cesaret...
 
İşte bu ikisi arasından yola çıkar katledilen şairler ve ozan­lar. Nef’î de aynı noktadan yola çıkmıştır. Padişah’a yakınlığı dahi, padişah fermanı ve özel ricası bile onun kalemini sustur­maya yetmemiştir. Vezin ve kafiyeye hâkim olan şair, Farsça’dan kullanılmamış yeni kelimelerle, temiz ve sağlam bir Türkçe ile lirik bir şiir dokusu ortaya koymaya çalışmıştır. Şiirde anlam ve anlaşılır olmak şairin değişmez ilkesi olmuş, teşbih, telmih, istihare ve mübalâğa’dan azami derecede isti­fade etmiştir. Kasidelerde, medhiyeye giriş kısımlarında alite­rasyonlardan faydalanmıştır. Kasidelerin nesib kısımlarında da baharın güzelliğini, bayram sabahlarının sevincini, at sev­gisini, aşk ve şarap zevkini, savaş tasvirlerini, Boğaz’daki kasırların güzelliklerini dile getirmiştir. Kasidelerinde anlatıları­nı tek beyitte tamamlamamış, anlatısını diğer beyitlere de taşımıştır. Överken dövme taktiğini en iyi kullanan şairlerimizdendir. Söylemlerinde günceli yakalamış, günlük olayları ustalıkla işlemiştir.

Gazellerinde ise, mübalâğa yerine, aşikâne ve tasavvufî de­rinlikli ince ve zarif bir söylem tercih etmiştir. Sebk-i Hindi tesiriyle zincirleme Farsça terkipler kullanmasına rağmen söylemlerinde açık ve anlaşılır bir ifade görülmektedir.

Baki gibi ilmiye sınıfından değil, kâtipler zümresindendi. Memuriyette yüksek makamlar görmemişti. Hicivleri yüzün­den ara sıra azledilmiş, sonra tekrar göreve dönmüştü. Bir se­ferinde Edirne'ye sürülmüş, tekrar İstanbul’a vergi memuru olarak dönmüştür.
Şiir böyledir işte.
Ne makam dinler, ne zaman...

Girdiğinde insan yüreğinde, çeldiğinde akıl denen ışığın yönünü gönül dehlizlerine, mantığı bile yok eder. Sarar, sar­malar ruhuna şairini ve paramparça eder, duman eder, yedi kat göğe çıkarır veya yedi kat yerin dibine sokar. Kelâm marka silahıyla atomdan ağır kurşunlar sıkar, sıktırır şiir. Yakar, yı­kar; ya yüreğe şekil verir ya yüreğin şeklini alır.
 
Hele ki hicviyeci-taşlamacı bir şairin tuttuğunda iki yaka­sından, şairin vah ki haline.
 
Pervasız, hırçın, atak, mağrur, cesur ve mücadeleci bir çiz­gide yürütür şairi. İdam sehpasına, kılıca, ölüme kadar sü­rükler. Zalim- acımasız ve despot idarelerin vezirleri var oldukça, şiirin Nef’îleri de hep var olacaklardır.
 
Tevfik Fikret Nef’i için;
 
 
Öyle bir nehr-i muazzam gibi cuş etmişsin, 
Fakat eyvah! Çorak yerde akıp gitmişsin.

Sana bir başka zemin, başka zaman lâzımdı, 
Sana bir âlem-i lâhut, nişan lâzımdı.
Demiştir.
 
 
 
Nef’i bugün Türk Sanat müziği olarak okunan bir şiirinde diyor ki:
 
 
Tûtî-i mu’cize-gûyem ne desem lâf değil 
Çerh ile söyleşemem âyînesi sâf değil.


Ehl-i dildir diyemem sînesi sâf olmayana 
Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil.


Yine endîşe bilir kadr-i dürr-i güftârım 
Rüzigâr ise denî dehr ise sarrâf değil.


Girdi miftâh-ı der-i genc-i ma’ânî elime 
Âleme bezl-i güher eylesem itlâf değil.


Levh-i mahfûz-ı suhandir dil-i pâk-i Nef’î 
Tâb’-ı yârân gibi dükkânçe-i sahhâf değil.
 
 
Ve Nef’î’ den bir gazel okuyalım:
 
 
Gazel

Ağyâre nigâh etmediğin nâz sanırdım 
Çok lutf imiş ol âşıka ben az sanırdım

Gamzen dili rüsvâ-yı cihân eyledi 
Billâh ben ol âfeti hem-râz sanırdım

Seyr eylemesem âyînede aks-i cemâlin 
Hüsn ile seni meh gibi mümtâz sanırdım

Ma’mûr idügin bilmez idim böyle harâbât 
Mestâneleri hâne-ber-endâz sanırdım

Sihr etdiğini senden işitdim yine Nef’î 
Yoksa sözünü hep senin i’câz sanırdım.
 
 
SON SÖZ:
 
 
EY NEF’Î (Gülce-Üçgen)
 
Yerle yeksan hak, hukuk ve adalet 
Emrindeymiş bölücünün her alet
Ne kadar ararsan ara, nihayet 
Bulamazdın haysiyeti, şerefi 
Yaşasaydın bu devirde ey Nef’î !
 
Çözülürdü hile, üç beş arşında 
Kelam, kurşundan ağırdı çarşında 
Korkusundan titrer idi karşında
Duramazdı yolsuzluğun son şefi.
Yaşasaydın bu devirde ey Nef’î

Nice Bayram Paşa var ki mühür var ellerinde 
Gemicikler geçiyor boğazın seherinde 
Dağlarım kor ateş, şehirlerimde yangın.. 
Açılım diye diye tümden açıldık 
Kırk parçaya bölündük de saçıldık, 
Korkusuzlar şairi sen, nerdesin?
Yankılansın bize doğru sesin 
İstanbul Boğazı’ mı nere?
De bilelim son adresin?

Eğri, doğru birbiriyle karışık 
Sermayeyle esrarkeşler barışık 
Zindan rahat, caddeler hep sıkışık 
Görür idin Silivri’de gergefi
Yaşasaydın bu devirde ey Nef’î

Nice Bayram paşa var ki, ellerinde mühürler 
Bu millete dudak büker, eser, yağar, gürler 
Çık gel göğsünden Divan Edebiyatının 
Acılaştı şarkı, zehroldu türküler... 
Korkusuzlar şairi sen, nerdesin?
Yankılansın bize doğru sesin 
Halâ Dördüncü Murat mıdır,
De bilelim son adresin?

Planları işliyor inceden ince 
Saplanır sırtıma kanlı bir pençe 
Bölünürken aziz vatan haince 
Şerefsizler çalardı yorgun tefi
Yaşasaydın bu devirde ey Nef’î!


Mustafa CEYLAN
-----------------------------------------------------
Konuya Ek:(1)
 
1-Nedîm ile Nefî
18. asır şairi Nedîm, kendisinden yaklaşık 100 - 150 yıl önce yaşamış şairlerden Bâki, Yahyâ ve Nefî arasındaki kıyaslama yapmaktadır. Bâki ile Yahyâ tarafını tutarak Nefî’nin karşısında yer almaktadır:
Nefî vâdî-i kasâ’idde sühen-perdâzdır
Olamaz ammâ gazelde Bâkî vü Yahyâ gibi          / Nedîm[1]
(Neft kaside alanında güzel söz söyler ama gazelde Bâkî ve Yahyâ gibi olamaz.)
2-Nef’î ile Bâkî
İki şair arasındaki rekabete dair şiir yazan bir diğer kişi de Nefî’dir. Şair, Bâkî ile Zâtî arasındaki şiir hırsızlığıyla ilgili çekişmeye dâhil olarak Zâtî’yi haklı gördüğünü ifade etmiştir. Aynı zamanda Bâkî’nin "karg"a olan lâkabına da göndermede bulunmaktadır:
Dediler Zâtî’ye birkaç gammâz
Bâkî-i zâğ uğurlar sözünü
Dedi ol bülbül-i gülzâr-ı sühan
Besle kargayı çıkarsın gözünü     / Nef î[2]
(Birkaç koğucu Zâtî’ye Bâkî senin sözlerini çalıyor dediler. O söz bahçesinin bülbülü de besle kargayı, çıkarsın gözünü dedi.)
3-Nef’î ile Veysî
Nef’î, Siham-ı Kaza adlı eserinde tenkit ettiği rakiplerine çoğu zaman meydan okumaktadır. Hünerlerini göstermeleri için onları şiir alanına davet etmektedir. Nef’î, rakiplerinden biri olan Veysî’ye şöyle seslenmektedir:
Hüneri var ise gelsün biricik elleşelüm
İşte tîg-ı suhen işte ser-i meydân-ı hayâl   / Nef î[1]
(Onun) hüneri varsa gelsin; işte söz kılıcı, işte hayal meydanının ucu bir kere elleşelim.
"Meydan okuma alt başlığında da işlenen bu iki şair arasındaki rekabet Sihâm-ı Kazâ’da detaylı olarak işlenmektedir. Nef’î, “Der-Hakk-ı Veysî” başlığı altında on beş beyitlik bir gazelle rakibini yeteneksizlikle itham etmektedir. Her beytinde farklı bir özelliğin hicvedildiği bu şiirden dikkat çeken birkaç beyit şöyledir:
Öyle Türkün yaraşur kande ise yanında
Kîse-i defter-i ma’nâ yerine eski çuval
Nice ‘amel kavline ger eylese da’vâ-yı suhen
Nice isbât-ı hüner edebilür her kavvâl          / Nef î[1]
(Her neredeyse; öyle Türkün yanına mana defterinin kesesi yerine eski bir çuval yakışır... Eğer söz (söylemede yetenekli olduğunu) iddia etse, sözüne amel edilmez/ inanılmaz. (Zira) her çenesi düşük (olmayan) yeteneği nasıl ispat edebilir?)
 

 
[1]  Metin AKKUŞ, age, s. 186- 187.
 -----------------------------------------
 
4-Nef’î ile Ankâ
Nefî, Sihâm-ı Kazâ adlı eserinde kötü şiirleri çok ağır eleştirmekte, yeteneksiz şairleri müstehcen ifadelerle hicvetmektedir:
Jâj-hây u yâve-gû ‘Ankâ-yı esfel kim anun
Her kelâmı şâh-sâr-ı ömr içün bir durpıdur
Şi’r-i bî-ma’nâ deyip .. .lar yedükçe sanasın
Agzı bir havruz delükli gûşı anun kulpıdur   / Nefî[1]
(Saçma sapan ve yalan konuşan aşağılık Ankâ ki onun her sözü, ömür ağaçlığı için bir törpüdür. Anlamsız şiirler diyerek ...lar yedikçe sanarsın (ki) ağzı delikli bir havruz, kulağı (da) onun kulpudur.)
 
5-Nef’î ile Fırsatî
Nefî, Sihâm-ı Kazâ’da ondan fazla kıt’ada müstehcen ifadelerle Fırsatî’yi tenkit etmektedir. Aşağıya alıntılanan kıt’ada Fırsatî, şiirlerinde mazmun olmadığı yönüyle aşağılanmaktadır:
Fırsatî sen bu semti bilmezsin
Eyleme gel bizimle yok yere cenk
Sana kaç kerre dedim anlamadın
Sözde mazmûn gerekir a pezevenk  / Nefî[2]
"Fırsatî sen bu semti bilmezsin, yok yere bizimle savaşma. Sana kaç kere dedim. (Bir türlü) anlamadın. A p..evenk sözde mazmun gereklidir."
 
6-Sultan Murat ile Nef’î
Bir diğer şiir tamamlama olayı Sultan Murat ile Nef’î arasında geçmektedir. Sultan Murat, karla ilgili olarak bir mısra söylemiştir:
Bir gümüşden kal’adır ki habs olupdur anda âb / Sultan Murad[1]
(Gümüşten bir kaledir ki (onun) içinde su hapis olmuştur.)
Nef î’nin bu beyiti tamamlamak için cevaben söylediği mısra ise aşağıdadır:
Çıkdı zerrin top ile feth etdi anı âftâb        / Nef î[2] [3]
(Güneş, altın top ile çıktı (ve) onu fethetti.)
 
7-Küfrî Bahâyî ile Nef’î
“Bir şiir esas alınarak onunla aynı vezin ve kafiyede, fakat anlamca onun tam karşıtı olacak şekilde (reddiye) yazılan şiire[1]nakîza denilmektedir. Bu tarz şiirlerin güzel bir örneği, Küfrî Bahâyî’de görülmektedir. Şair, yazdığı nazirede Nef î’nin meşhur;
Tûtî-i mu’cize-gûyem ne desem lâf değil
Çarh ile söyleşemem âyînesi sâf değil / Nef î
(Ben mucize gibi söz söyleyen bir papağanım, ne söylesem boş laf sayılmaz. Felekle konuşamam, çünkü onun gönül aynası temiz değil[2].)
matlalı gazeline Nef î’nin üslûbuyla cevap vermektedir. Küfrî Bahâyî’nin kaleme aldığı gazelin ilk ve son beyitleri şöyledir:
Yâve-gû zâg-ı siyâhım der isen lâf değil
Tûtiyem dime ki mir’ât-ı dilin sâf değil
Doludur nüsha-i hicv ile derûn-ı Nef î
Tab’-ı yârân gibi dükkânçe-i sahhâf değil / Küfrî Bahâyî[3]
(Saçma sapan konuşan kara bir kargayım dersen laf değil. Papağanım deme (çün)kü gönül aynan temiz değil... Nef’î’nin içi yergi (içerikli) yazılarla doludur. (Dolayısıyla Nef’î’nin gönlü) dostların huyu/ tabiatı gibi küçük kitapçı dükkânı değil.)
 

 
[1]  M. Fatih KÖKSAL, age, s. 59.
[2]  Halûk İPEKTEN, NefîHayatı Sanatı Eserleri, Ankara, 1998, s. 212.
[3]  İskender PALA, age, s. 13.
[1]  İbrahim Halil TUĞLUK, age, s. 1031.
[2]  İbrahim Halil TUĞLUK, age, s. 1031.
[3]  Emine SEYMEN, age, s. 32.
[1]  Metin AKKUŞ, age, s. 246.
[2]  İskender PALA, age, s. 12.
[1]  Metin AKKUŞ, age, s. 109, 186.
[1] Menderes COŞKUN, Klasik Türk Şiirinde Edebî Tenkit, Ankara, 2007, s. 124.
[2] İskender PALA, Güldeste, Ankara, Tarihsiz, s. 7.
--------------------
(1): AYDIN, Abdullah; Divan Şairleri arasında Şair ve Şiire Dair Atışmalar, http://turkishstudies.net/
 
 




 

Mustafa Ceylan | 01/03/2016

4 Yorum | 2271 okunma | 0 beğeni

Yorumlar

Yorum Yapabilmek için Üye Girişi Yapmalısınız

Yasemin Demir 30/09/2018 22:52

Bu güzel çalışma bir ay boyunca makamına yaraşır şekilde bizlere göz kırpacak güzel abimizin ruhu şad olsun rahmet ve dua ile   

 

Yasemin Demir 23/09/2018 21:54

Güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyuncada  makamını onurlandıracak haftanın seçkisi olarak . Şiir zamanı yönetimi adına rahmetle duaya anarız abimizi unutmadık unutturmayacağız ..
mekanı cennet olsun ile ilgili görsel sonucu

Mustafa Ceylan 01/03/2016 23:24

Süleyman Alkan Üstadıma teşekkür ediyor, kalbî selâm ve saygılar sunuyorum...

Süleyman Alkan 01/03/2016 22:21

Merhaba Sevgili Mustafa Ceylan Hocam… Harikadan da öte bir derleme! Anladım ki; herkes sadece kendi doğrularından ve onların söylenmesinden hoşlanıyor. Bu IV.Murat’a olsa; ya da Şehzade Mustafa’nın öldürülmesine çanak tutan Muhteşem Süleyman da olsa hiç mi hiç değişmiyor.Dahası en büyük aydınlanmacı ve Fransa İhtilalinin baş mimarı Volter’in dediği gibi hiç kimse doğruları kendi ülkesinde söyleyemez/söyletmezler.Yargısı baştan aşağıya doğrudur.Nef’i ye hitaben yazdığınız ‘Ey Nef’i’ şiiriniz sadece ne o zamanı ne bu samanı neredeyse tüm samanları kapsayacak genişlikte yorumlanacak bilecek şiirinizi zevkle,keyifle okudum ve çok hüzünlendim.İyi ki de varsınız… Bu yüce yüreğinizle ve kaleminizle her daim var olunuz der sevgi ve saygılarımı sunarım

Radyo


Siz de Dinleyin:

Son Yorumlar

Mesut Turgay Kılıçoğlu
BİR ÖLÜNÜN TEREKESİ
günün seçkisine ve değerli kaleme  ...
(Mesut Turgay Kılıçoğlu tarafından)
Devamı
Mesut Turgay Kılıçoğlu
BULURSAN
günün seçkisine ve değerli kaleme  ...
(Mesut Turgay Kılıçoğlu tarafından)
Devamı
Mesut Turgay Kılıçoğlu
KÜL BATIMI SERENATI
günün seçkisine ve değerli kaleme  ...
(Mesut Turgay Kılıçoğlu tarafından)
Devamı
Nurten Altinok
Musiki-i Şifa
sevdiğiniz bir müzik veya keman sesiyle dinleyi...
(Nurten Altinok tarafından)
Devamı
Ahmet  Zeytinci
Bir Futbolcu Kariyerini Nasıl Bitirir
o zaman bir başkaymış hocam. her yerde ve zam...
(Ahmet Zeytinci tarafından)
Devamı
Tayyibe Atay
Yıkık Ev
Ne kadar sevimli bir fare bu..:)kilerim boş ama,i...
(Tayyibe Atay tarafından)
Devamı
Tayyibe Atay
Bir Futbolcu Kariyerini Nasıl Bitirir
Futbolcu değilim ama gençliğimde iyi bir voleyb...
(Tayyibe Atay tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
GÜVENME
günün seçkisini ve değerli kalemini  ...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
Bir Futbolcu Kariyerini Nasıl Bitirir
günün seçkisini ve değerli kalemini  ...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
Yıkık Ev
günün seçkisini ve değerli kalemini  ...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
Sevdim ben hayatı (Doğum günüme)
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyu...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
BEKLEDİM İŞTE
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyu...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
SEVMEK AŞKIN KANUNUNDA VAR
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyu...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
Sufi
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyu...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
Ben Kimim...N.A
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyu...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
"HAYAT NE TATLI"
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyu...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Zekai Budak
GECELERİN ESRARI
Şiiri öylesine okuyup geçmeden, içeriğini t...
(Zekai Budak tarafından)
Devamı
Tayyibe Atay
Bir Zamanlar
:) ben mi daha komiğim,yoksa dünya mı,kestir...
(Tayyibe Atay tarafından)
Devamı
Şükran Gülcenaz Aydoğan
GECELERİN ESRARI
   oysa o sessiz açan siyah bir kara...
(Şükran Gülcenaz Aydoğan tarafından)
Devamı
Şükran Gülcenaz Aydoğan
uykularımıza
aslında ömrün son baharında anlıyor insan ha...
(Şükran Gülcenaz Aydoğan tarafından)
Devamı

Linkler