"Bir hişt sesi gelmedi mi fena. Geldikten sonra yaşasın çiçekler, böcekler, insanoğulları." Sait Faik. Ruhu şad olsun. (11/05/2020 11:08) | Şiir zamanı bahar akşamlarından güzel şiir dolu sağlıklı günler,esenlikler diler EVDE KAL TÜRKİYE!!.. (25/03/2020 15:56)


Duyuru

ATATÜRK’ÜN EDEBİYATLA İLGİLİ GÖRÜŞLERİ [Devamı]

Koronavirüs Sözcükleri [Devamı]

Editörlük felsefesi [Devamı]

GEÇMİŞTEN ESİNTİLER :BELKIS ÖZENER [Devamı]

Hoşgeldiniz

Özlü Sözler

    Bir ülkenin geleceği o ülke insanlarının göreceği eğitime bağlıdır.
    ALBERT EINSTEIN

Çevrimiçi Üyeler

Yakın zamanda sitemizde 4 üye çevrimiçi oldu.
Üyeleri görebilmek için, üye girişi yapmanız gerekmektedir.

GÖKTEN ÜÇ HİNDİSTAN CEVİZİ DÜŞTÜ

  

Aşk masal değildir...

 

     Yaşlı kadın burnunun ucuna düşmüş gözlüğünün üzerinden, her zamanki gibi büyük bir aşkla ve özlemle baktı duvardaki resme. Kırk yaşlarında, resmi üniforması içinde, her ne kadar ciddi bir duruş sergiliyor olsa da, karşısındaki yakışıklı adamın bakışlarındaki sıcaklığın, tıpkı eskiden olduğu gibi bir yol bulup kalbine aktığını hissetti. Şu gözlüklere silecek yapmayı neden kimse akıl etmiyordu sanki. ‘’Peh!’’ dedi, ‘’Araba camlarındaki gibi tek taraflı silecek yetmez tabii bu ikiz camlara. Hem yağmura hem de gözyaşlarına karşı çift taraflı cam sileceği şart gözlüklere.’’

     Örgüsünü sehpanın üzerine bıraktı, sol eliyle belini tutup, sağ eliyle oturduğu koltuktan destek alarak ağır ağır ayağa kalktı. Konsolun üzerinde duran gözlük kabından bezi alıp gözlüğünün camlarını kuruladı. Akşam güneşi açık olan pencereden içeriye süzülmüş,  hafif bir esintiyle salınan perdeleri okşayarak, antika salon takımının başköşesine, evin beyi edasında kurulmuştu. Oyun oynayan çocukların neşesi, kapı önü sohbetlerine dalmış kadınların seslerine karışıyor, yükselen bir topun ‘’ce-ee’’ diyen görüntüsü eşliğinde kulaklarına kadar geliyordu.

     Bir iki adım atıp duvardaki resmin önünde durdu:

-   Bugün de akşam oldu sevgilim. Sensiz, sessiz, kimsesiz bir günü daha çentiklemek üzereyim yaşam duvarıma. Hayır, bugün de aramadılar. Bir hafta oldu ikisinin de sesini duyamadım. Yoo, yo kızmıyorum, sen de kaşlarını çatma öyle hemen. Çok meşguller, çok çalışıyorlar biliyorsun.

 

     Şule ikinci bebeğine hamile, daha önce söylemiş miydim? Evet, evet torunumuz için örüyorum o patikleri. Buse yürümeye başlamış biliyor musun? Geçen hafta telefonda bana ‘’an-ne-ne’’ bile dedi. İlhan aynı bıraktığın gibi, hiç değişmedi. Hala inatçı, hala dik başlı. Bu yüzden, korkarım kimse onunla evlenmeye cesaret edemeyecek. Ne dedin? Benim kadar mükemmel bir kadına rastlamadığı için mi evlenmiyor oğlumuz?  Haluk! Beni böyle utandırmak çok hoşuna gidiyor değil mi?

 

     Bi kahve içer miyiz karşılıklı? Hemen yapıp geliyorum, hem sana anlatacaklarım var. Bir yandan kahvelerimizi içer bir yandan hasbihal ederiz ama şimdiden gülmeyeceğine dair söz vermelisin. Söz mü? Peki anlaştık.

 

      Yaşlı kadın pamuk gibi yumuşacık parmaklarının ucunu öptü, fotoğrafın üzerine hafifçe dokundu ve mutfağa doğru ilerlemeye başladı ağır, aksak adımlarla. Önce servisini hazırladı. Gümüş tepsi, dantel örtü, kulpsuz bir çift fincan, onları içine oturtacağı gümüş zarflar, iki su bardağı, gümüş minik lokumluk… Çekmeceden bakır cezvesini aldı, suyunu kahvesini koydu, iyice karıştırdı ve ocağın en küçük gözüne yerleştirdi, ateşi de kıstı. Kocası ‘’aceleye gelmez, ağır ateşte pişmeli kahve dediğin’’ derdi. Evliliklerinin ilk gününden itibaren hemen hemen her akşam böylesi kahve keyfi yapmaya alışmışlardı. Yemek sonrası kocası köşesine çekilir:

-  Hadi Süheyla, taze elden taze pişmiş taze kahveyle, taze keyfimizi tazeleyelim, der koltuktaki yerini alırdı.

     Kulaklarında kocasının müşfik sesi, gözlerinin önünde asil görüntüsü, cezvedeki karışımın köpüklenip kabarmasını bekledi. İyice köpüren kahveyi fincanlara eşit miktarda bölüştürdü, tekrar ocağa koydu. Kaynamaya başlayınca fincanları doldurdu. Başındaki örtüsünü düzeltti, tepsiyi aldı, dikkatle taşıdı, salondaki fiskos sehpasının üzerine bıraktı. Döndü duvardaki resmi indirdi, kocasının sağlığında oturduğu koltuğa yerleştirdi itina ile. Kendisi de hemen sol taraftaki koltuğa oturdu. Kahvesinden küçük bir yudum aldı:

-   Ah bu gün başıma neler geldi, bir bilsen Haluk? On gündür bu grip beni ne hale getirdi görüyorsun. Adım atacak, kolumu kıpırdatacak gücüm kalmadı. Bizim Makbule duymuş geçen gün televizyonda. Hangi Makbule olacak canım, şu karşı dairede oturan, hani seni sabahları işe uğurlarken, tam dudaklarımız birbirine değeceği anda, kurulmuş guguklu saat gibi kapısını açıp ‘’günaydın komşum’’ diyen Makbule. Hah işte o! Sen pek haz etmezdin o kadından ama ondan başka kapımı çalan da yok şimdilerde. Her neyse o anlatıyordu, hindistan cevizinin suyu çok faydalıymış. Böyle hastalık sonrası vücudun kaybettiği suyu, direnci geri kazanmaya yardımcı oluyormuş. Ben de bizim, manav Rıza’yı aradım üç Hindistan cevizi göndermesini söyledim. Sağ olsun çırağı on dakika geçmeden getirdi cevizleri.

 

    Ben bu hindistan cevizi denen mereti gördüydüm daha önce manav tezgâhlarında ama satın alıp yemek hiç aklıma gelmemişti doğrusu. Tabi ki senin en sevdiğin o kurabiyeler için hala eksik etmem kavanozumda. O başka… Hatırlamaz olur muyum? Hindistan cevizli lokumu da çok seversin sen. Tamam, tamam anlatıyorum dur acele etme.

 

     Ne diyordum hah, manavın çırağı getirdi cevizleri.  Mutfağa tezgâhın üzerine koydum üçünü de. Bir tanesini aldım kulağıma yaklaştırıp şöyle bi çalkaladım. Hakikaten içinde su vardı, sesini duydum. İşin kötü tarafı o suyu o kapalı kutudan nasıl çıkaracağımı bilmiyorum. Ekmek bıçağı ile üst kısmından bir kapak açayım dedim. Yok, mümkün değil bıçak kesmiyor o sert kabuğu. Testere ağızlı bıçağı aldım bu kez, sürüyorum sürüyorum, bıçak yamuldu inan, kabukta zerre hasar yok. Şöyle bi bakındım etrafıma, annemden kalan bakır havan göz kırpıyor raftan. Aldım elime onu, kuvvetlice vurdum bi kaç kez. Yok, bana mısın demiyor sır küpü sandık. Tezgâh kırıldı kırılacak, ceviz hala inatla direniyor.

 

    Baktım olacak gibi değil. Aklıma odunluktaki nacak geldi. Zaten odun gibi bi şey bu meret de. Bi elimde hindistan cevizi, diğerinde boş bir bardak indim odunluğa. Yıllardır artık bir işe yaramıyorum, burada öylece unutulup gideceğim der gibi başını eğmiş, hayata küsmüş, boynunu bükmüş olan nacağı asıldığı duvardan aldım. Hindistan cevizini bir zamanlar üzerinde odun kırdığın kütüğe yerleştirdim. Önce vuracağım yeri tespit etmek amacıyla, nacağı hindistan cevizinin tam ortasına koydum sonra ya Allah bismillah deyip indirdim kuvvetlice. Başardım, başardım! Başarmaz olur muyum hiç? Hindistan cevizini tam ortadan ikiye ayırmayı başardım amma velâkin içindeki o bana deva olacak su ziyan oldu. Bir damlasını bile kurtaramadım. Gülmeyeceğine söz vermiştin hani? Anlatmıyorum sonrasını ben de…

 

     Geçti mi gülme krizin? Devam edeyim öyle mi, gülmeyeceksin yani. Peki dinle o halde.

 

      Kütüğün üzerindeki sığ çukurdaki ıslaklığa parmağımı bandırdım, tadına baktım. Muhteşem bir lezzeti ve aroması var. Suyundan bir yudum dahi içemedim bari içindeki beyaz kısımdan yiyeyim dedim. Küçük bi parça attım ağzıma. Takma dişlerimle çiğnemekte zorlansam da (hafif sert çünkü) tadı çok hoşuma gitti. Hani senin teyze oğlu Saffet’in her sene gönderdiği taze fındıklar vardı ya, aynı onların tadına benziyor. Nerdeyse yarısını yedim cevizin ama aklım hala suyunda. Neyse ki mutfakta iki hindistan cevizim daha vardı. Nacağı yerine astım, elimde boş bardak ve yarım hindistan ceviziyle eve çıktım.

 

Tezgâhın üzerindeki iki cevizden birini elime aldım, eviriyorum çeviriyorum bir yandan da:

 

‘’ Ey büyük Allah’ım’’ diyorum, ‘’ Sen ki evreni yaratmışsın ve içindeki her şeyi. İnanılmaz bir düzen ve intizam dâhilinde üstelik. Akıl gözümle görüp inandığım, her şeyi en ince ayrıntısına kadar planlayan, düzenleyen, gezegenleri, güneşi, yıldızları pilotsuz uçuran, ol deyip olduran, öl deyip öldüren büyük Allah’ım. Bu elimdeki hindistan cevizini de Sen yarattın ve ben inanıyorum ki içindeki nimetinden faydalanmamız için kolay bir yöntem de düşündün. ‘’

 

     Böyle kendi kendime konuşuyor ve pür dikkat elimdeki hindistan cevizini inceliyorum. Arada gene kulağıma götürüyor içindeki suyun sesini dinlemeyi de ihmal etmiyorum. Sonra nasıl olduysa üzerindeki üç küçük noktayı fark ettim. Rabbim büyük, bana yardım edecek ya. Tırnağımla yokladım, oldukça yumuşak. Sonra örgü şişimi aldım elime batırıverdim o noktalardan birine. İşte, dedim işte sandık açıldı. Diğer iki noktayı da deldim. Üşenmedim, kalktım hemen mutfağa gittim, bir bardağa boşalttım hindistan cevizinin içindeki suyu. Kana kana içtim. Oh, dedim, şükürler olsun. Yani anlayacağın sevgilim bugün bir kez daha hayran oldum, seni karşıma çıkaran rabbime.

 

     Yaşlı kadın derin bir iç çekip, biri boşalmış, diğeri soğumuş ve köpüğü         kaybolmuş kahveyle dolu iki fincanın bulunduğu tepsiyi içindekilerle birlikte alıp mutfağa götürdü. Fincanları, bardakları yıkadı kuruladı, yerine yerleştirdi. Gözlüğündeki ıslaklığı tülbendinin ucuyla kurularken silecek konusundaki dâhiyane fikri aklına geldi gene, kendi kendine gülümsedi.

     

     Kutsal bir görev belleyerek her gece mütemadiyen yaptığı gibi şifonyerden kocasının pijama takımını aldı. Yüzünü gömdü, o yıllardır aşinası olduğu kokuyu içine çekti. Kokuyla birlikte bütün hatıraları, yaşanmışlıkları doldurdu şişen göğüs kafesini. Bir süre tuttu nefesini, sanki bıraksa kocasını yeniden kaybedecekmiş gibi bir endişeye kapıldı. Sonra gayri ihtiyari düzenli aralıklarla nefes alıp vermeye başladı. Yatağın örtüsünü açıp usulca bıraktı kendini serin çarşafların koynuna. Kocasının pijama takımı hala kucağındaydı. Sımsıkı sarıldı ona:

-  Çok az kaldı sevgilim, çok az kaldı. Allah rahatlık versin.

 

 

Bu, otuz yıldır bedensiz pijama takımına sarılıp daldığı son uykuydu.

 

 

 

Hicran Aydın Akçakaya/Bodrum

 

 

Hicran Aydın Akçakaya | 04/04/2014

1 Yorum | 828 okunma | 0 beğeni

Yorumlar

Yorum Yapabilmek için Üye Girişi Yapmalısınız

Melek Kırıcı 04/04/2014 15:24

Merhaba Hicran hanım. Ne güzel bir hikaye okudum. Allah kimseyi yalnız bırakmasın. Hikayenin içindeki başarı muhteşemdi hindistan cevizinin suyundaki tad ise verilen mücadeleyle lezzeti artan bir içecek olmuştur. Kaleminiz dert görmesin. Saygı ve sevgilerimi sundum.

Radyo


Siz de Dinleyin:

Son Yorumlar

Ali  ALTINLI
ACİL ARANIYOR
Eyvallah kardeŞİm......
(Ali ALTINLI tarafından)
Devamı
Ali  ALTINLI
ACİL ARANIYOR
TeŞekkÜrler usta......
(Ali ALTINLI tarafından)
Devamı
Ramazan Topoğlu
Büyülü Koku
Teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum. ...
(Ramazan Topoğlu tarafından)
Devamı
Ramazan Topoğlu
Evde Kitabî Zamanlar
Sayın hasan büyükkara dostumuz ailesiyle birlik...
(Ramazan Topoğlu tarafından)
Devamı
Ramazan Efe
Begonvil
Çile çekmenin farkındalığını sessiz ...
(Ramazan Efe tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
Büyülü Koku
Büyülü gerçeklik akımı , kısacık bir öyk...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
Evde Kitabî Zamanlar
Okumak , bir yaşam biçimidir merak edenlere , me...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Ramazan Efe
ACİL ARANIYOR
Acil aradığınız uyaklar, ayaklar bir birine uy...
(Ramazan Efe tarafından)
Devamı
Ramazan Efe
Sinek Avlayan Dükkan Sahiplerini Hayvanseverler Protesto Etmesin Sakın
1998 den beri esnafım. son zamana dek günlük se...
(Ramazan Efe tarafından)
Devamı
Tayyibe Atay
Yalnızlığa Yataklık Eden Odalar
Görünmez camlar ardında geçiyor günler gece g...
(Tayyibe Atay tarafından)
Devamı
Tayyibe Atay
Kıçı Kırık Elma
Teşekkür ederim, canı elma çeken, nazife hanı...
(Tayyibe Atay tarafından)
Devamı
ahmet başak
Buluşmaya Seni Çağırmadım Mı
Tebriklerimle...
(ahmet başak tarafından)
Devamı
ahmet başak
ÇIRPINIŞIM BOŞAYMIŞ
Güzel bir şiir okudum. tebriklerimle...
(ahmet başak tarafından)
Devamı
ahmet başak
ACİL ARANIYOR
Tebriklerimle...
(ahmet başak tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
ÇIRPINIŞIM BOŞAYMIŞ
Ahenkli, akıcı, sevda kelamı. slm. ...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
Buluşmaya Seni Çağırmadım Mı
Ahenk delisi hece, slm. ...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
YASLI GONCALAR
Deruni, topluma mesaj dolu, slm. ...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
Gül Yarası
Aşık atışması gibi bir diyalog aktarımı, de...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
NOBEL
Sonlama, etkileyici bir tasvirdi. slm. ...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
Uçurtmalar
Aforizmik bir öbek, farklıydı. slm. ...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı

Linkler