Bu akşam 21. 30 da MESUT KAYABAŞ yani namı değer şeker adamla göle şiir şenliği kuracak gönüllerimiz ...Davetlisiniz . (20/11/2018 09:38) | Şiir zamanı yaz akşamlarından güzel şiir dolu günler,esenlikler diler... (12/09/2018 14:28)


Duyuru

Tülin Şen Altınlı güzel yürekli meleğimiz unutmadık unutturmayacağız  [Devamı]

Şiir zamanı Gönlüyle Mustafa CEYLAN [Devamı]

GEÇMİŞTEN ESİNTİLER:SEZEN AKSU [Devamı]

Hoşgeldiniz

Özlü Sözler

    Beni sev ya da benden nefret et, ikisi de benim yararıma. Seversen hep kalbinde olurum. Nefret edersen hep aklında.
    Aragon:

Çevrimiçi Üyeler

Yakın zamanda sitemizde 6 üye çevrimiçi oldu.
Üyeleri görebilmek için, üye girişi yapmanız gerekmektedir.

1 Asır (Yüz yıl) sonrasında…


Y
ıl 2108 Haziranın bir pazarında “Mel” ve sevgili eşi ilk aşkı “Tem” ile… 

Bundan bir as
ır öncesinde yaşayan Şair “Mel” ve sevgili aşkı 

“Tem”, Akçay’
ın en güzel zamanlarında yaşamış oldukları, dillere destan beraberlikleriyle herkesin örnekler aldığı mutlulukları taklit ediliyormuş, çok mutlu hayat tarzını yaşamışlar. 

Beraberlikleri gizli aşk, o kadar mutlu yaşantıları varmış ki bu gizliliklerinden bir erkek çocukları olmuş, herkesten habersiz bir yerde yavrularını büyütmüşler okutmuşlar ve evlendirmişler, ondan doğan çocuklarını, torunlarını görmüşler onlardan doğan çocukları da ve ondan da doğan torununu torununu görmüşler, işte bu çocuğun adı da”Mel” imiş sevgilisi de “Tem” ne tesadüf ki bir asır öncesinde kurt dedeleri ve ninelerinin isimlerini almışlar. 

“Mel” Türk Sat uzay mühendisi imiş sevgili aşkı araştırmacı tarih profesör’ü yazarıymış, uzay çağının en güzel günlerinde aşkıyla, atalarının anılarının geçtiği yere dünya kenti metropol 

Akçaya gelmişler müze olarak gezilen evlerinde bir sandukanın içerisindeki hatıralarım saklı diye yazılan (Mel ve Tem) imzalı defteri okumaya başlamışlar. 

2008 y
ıllarında kaleme alınmış bir anısında, bir gün yine iki sevgili yazın en güzel sıcağında o meşhur kordon boyunda el ele kol kola geziyorlarmış. 

Sanki dünya umurlar
ında değil, bulutlarda “dans ediyorlarmış” gibi endamlarıyla ve muhteşem güzellikleriyle Tem’in kahkahalarıyla, çevresine mis kokularını bırakarak, insanların arasında yürüyüşlerini yaparlarken, gecenin bir saatinde hava o kadar güzelmiş ki ayın denize vurduğu o müthiş yakamoz eşliğinde limana doğru giderlerken, yeni sevgililer yeni aşklarla “ne olur müsaade eder misiniz” deyip fotoğrafları çekiliyorlarmış, 

Tem, etraf
ı yakarcasına cazibesiyle, neşeli, gülen o güzel suretiyle insanlara pozitif enerjisini veriyormuş. Akçay’ın hafif esen rüzgârında omuzlarına varan simsiyah saçları ona başka bir güzellik veriyorken biricik aşkı Mel,büyük bir zevk ve şefkatle onu dolu gözleriyle izliyormuş… 

Oda çevresinde oldukça sevilen güvenilen koca yüre
ğiyle yardım seven biriymiş… 

Gezmeleri esnaf
ı, satıcıları coşturuyor derecesinde daha da avazları çıktığı kadar mallarını satmak için bağırıyorlarmış.”Tem abla, Mel ağabi buyurun buyurun” diyorlarmış her durdukları yerde insanlar alışveriş yapıp imzalar alıyorlarmış, o günün anısına hatıra için, herkes mutlu, sevecen, gülen bir Akçay’da yaşamanın mutluluğunu hissederek yaşarlarmış. 

Her akşam olmasa da geceleri ve sabahın ilk saatlerinde gemi turlarına giderler doğanın müthiş renklerine ortak olurlarmış, hafta sonlarında sahilin kalabalığında herkesin arasında denize girenler havanın sıcaklığı ve denizin serinliğini hissederlermiş… 
İnsanlar, sahil kenarlarında “inşallah burada denize girerler” diye şemsiyelerini açmaz beklerlermiş. 

Ne zaman görünseler “buraya Tem Han
ım buraya” diye davet ederlermiş… 

İnsanlar evlerinde yaptıkları börekleri ikramda yarışlar ederlermiş, o kadar dolu dolu günleri geçiyormuş, radyolar televizyoncular kendileriyle “mutluluklarının sırları nedir? ” diye programlar yaparlarmış… 

Aşkları İDA’ da dillere destan konuşulur, emlakçıların da yüzleri gülüyor, bütün insanları ev aldırmaya sürüklüyormuş. Sebep “Mel ve Tem’in” aşklarını gözleriyle görmek, hayatlarına bir anı bırakabilmek amacın dalarmış… 

Çocuklar
ına isimlerini veriyorlar, lunaparktan çıkan müziklerin coşkusunda çarpışan arabalara, gondola, binerek güzel bir günüde yaşamışlığın mutluluğunu anılarında bırakıyorlardı. 

Kaz da
ğların o muhteşem havasında oksijenin doruğunda şarıl şarıl akan suyundan içmeleri de ayrı bir zevkti. 

Sahilde içilen bir çay
ın zevkine doyum olunmazken, git gide yaşlanmanın farkında değillerdi, kordondan aldıkları kaynamış mısırın tadı hala dudaklarında hissediyorlardı ki her gün yerlerdi, sanki “yeni aşıklarmış” gibi parmakları birbirine geçmiş olarak genç aşıklar gibi coşkuyla gezmeleri dillere destandı. 

Ömür otelin bahçesinde yedikleri yemek biricik aşkı Mel’in ona yaptığı iltifatlar görülebilecek üst derecedeydi. 

Coşkuları yüzlerindeki şakaklarından belli oluyor o “nur” endamında ki yüzü hiçbir zaman soluk durgun değildi. 

Hep gülen yüzüyle Tem’i ve Mel, gizli aşkların en doruğundaydı, bir birine yaptıkları iltifatlarda “aşkım müsaade eder misin? ” veya “tabi ki sultanım, ay parçam elini verir misin? ” ve “tabi ki erkeğim tut ellerimi, yüzüne kurban olduğum aşkım, bir ihtiyacın var mı? ” gibi mutlulukların doruklarda dolaşırlardı. 

Gece gezmelerinde yine bir başka değişik kıyafetleriyle gözleri kamaştırıyorlardı, o gün bir başka güzellerdi. Değişik renklerdeki abiyesiyle, anlaşılan bir gece ziyaretine gidiyorlardı, sorulduğunda bir dostlarının düğününe baloya gideceklerdi o taksiciler “Mel baba Tem ablacığım benimle gidiniz” diye birbirleri ile yarışırlardı, adeta. 

Her seferinde bir başka taksiye binerler başka mutluluk verirlerdi, gittikleri yerde ayrı bir sevgi yumağıyla karşılaşırlar sohbetler ederlerdi, dans etmeleri o kalabalıkta bile kendilerini belirtirlerdi. 

Coşku, neşe onlar içindi sanki gelin ve damat sanki düğünlerini unutmuşlar gibi onlarla sohbetleri koyulaşır, örnekler alırlardı. 
Sorular sorar, sanki beyinlerine yazarlard
ı. 

Akşamın ilk saatlerinde başlayan eğlence “hiç bitmesin” diye saatlerce danslar ediliyordu. O ayın üzerlerine bir başka ışık yansıması, onlara dekor veriyormuşçasına renklerini gönderiyordu, herkesler gibi muhteşem mutlulukları zaten gözlerinden belliydi. 

Sabaha kadar sanki hiç yorulmam
ışçasına aynı sevgi selinde yüzleri gülüyor müsaadeler alınıp evlerine gidiyorlardı. İnsanlar coşkulu hep mutlulardı. 

Bir günleri di
ğer günlerden çok farklıydı, akşama yakın her gün günün batımını görebilmek için sahile kordon boyuna gelirler, insanlarla sohbetler ederlerdi. 

Baz
ı gençler, “Sarı Kızın” önünde fotoğraflar çektirmek için sanki yalvarırcasına, Tem ablalarından sevgilisi Mel ağabeylerinden müsaadeler alır, çektirirlerdi. 

Her seferinde o meydanda kumrulara yemler atarlar, “s
ıla özlemi” bir günün başlangıcına merhaba derlerdi. 

Yaz sona ererken insanlar
ın Akçay’ı birden boşaltır sanki kendi kendine bırakırcasına tenhalaşırdı. 

İnsanlar daha tenhayken daha bir başka sohbetler eder, o hırçın dalgalar sahilleri dövercesine başka bir manzara görüntüsüyle, ayın batımı bir başka olurdu. 

Zaman günler h
ızla aslın da geçiyor zamanın geçtiğini fark etmeksizin hayatları sürüyor ve bir başka yazda onları başka coşkular bekliyordu, ama saçlarda beyazlıkları gözükür derecesinde beliriyordu onlarda her canlı gibi yaşlanıyorlar ama asla sevgileri sohbetleri mutlu beraberliklerinden tavizler vermiyorlardı… 

Elbet onlarda biliyorlard
ı hayattan göçüp gideceklerini onlar mutluydular insanlar onları seviyor, hep yeni beraberlikleri taşıyorlardı, yeni yeni insanlarla tanışıyor dillere destan aşklarını başka yerlere taşıyan elçileri oluyorlardı sanki. 

Zaman gelmiş, torunlara karışmış, cennetin güzelliklerinde buluşmayı bekliyorlardı. Sanki gelenler, hep dengi veya yaşlıları ziyaret edenlermişçesine evleri dolup taşıyordu. 

Bir gün yürekleri da
ğlayan tüm İDA gözyaşlarına boğulacak acı haberle sarsılıyordu. 

Genci, yaşlısı sevenleri ağıtlar yakarcasına dualar eşliğinde Tem ablalarına, ninelerine eşsiz o insana ağlıyorlardı. O ölmüştü! .. 

Camilerde selalar
ı okunuyor, sanki tüm sevenleri Akçaya hücum edercesine büyük kalabalıklarla dolup taşıyorlardı. 

Festival yoktu.
İDA’ da bir konser de yoktu. 
Tem ablaları hayata gözlerini yummuş ona ağlıyorlardı. 

Yaz
ın kavurucu sıcağında aldırış edilmeden, terler su deryası gibi üzerlerinden boşalıyordu. Onun eşsiz sevgilisi, biriciği hayatının en mutlu anlarını onunla geçiren “baba Mel” in gözlerinden yumuk yumuk bakışları arasında, sanki seller akıyordu ağlıyordu. 

Hayat arkadaşına, ona belki son görevini yapacaktı. 
İçi, belki kan ağlıyordu dışarı ya pek belli etmek istemezmiş gibi dalıp gidiyordu ta onunla olan mutlu günlerine gözleri bir “ölü deniz” misali durgundu. 

Hep derdi “benim ikinci bahar
ım Tem’di,onunla çok mutlu mesut günlerimiz oldu” diye diye, anlatmakla da bitiremezdi. Hatta “O benim kelebeğim, o bir deryaydı” derdi. 
İnsanın yüzüne baktığında bütün güzelliğini sana verir hoş kokusunun derinliğinde sanki bayıltır gibi serinlikler verirdi. Her yönüyle hanımdı, hani derler ya halk arasında, “eller anası” işte o oydu hayatını sanki “insan sevgisine” adamış bir insanlık elçisiydi. 

Günler say
ılı gelip geçiyorken tam 1 yıl sonra sanki çağırırmışçasına sevgili koca dev adamı da o acı haberle insanları ağlattı. 

Mel babada gitmişti insanlar belki ağlıyordular fakat hep dillerde şu konuşuluyordu. 

“O gidece
ği yere gidiyor, onu bekleyen aşkına kelebeğine biriciğine gidiyor” derlerdi. 

Akçay sessizdi, Akçay hüzünlüydü,
İDA dillere destan aşkı konuşuyor festivaller düzenleniyor, yarışmalar oluyordu, kültür etkinlikleri yapılıyor şiirler okunuyor, adlarına öyküler yazılıp tiyatrolar sergileniyordu… 

İDA sanki onlarsız boş gibiydi rüzgâr sanki bir başka esiyor güneş bir başka yakıyordu, akşamlar durgundu, sanki esnaf zevksizdi… 

Bal
ıklar bile denizde ağıtlar yakıyorlardı, sahiller coşkusunu kaybetmişti, gün batımı öyle hareketli geçmiyordu, insanlar bir yerlere bakıyorlardı, ama ta derinlere bakıyorlardı, sanki o müthiş aşkı gözlerinde yaşıyorlardı gibi dalıyorlardı… 

Seneler seneleri kovalam
ış, geçerken evleri müzeye dönüşmüş, sevenleri bir başka sevenlerle geliyor, babalar anneler çocuklarına hikâyeler eşliğinde aşklarını o güzellikleri anlatıyorlardı. Büyüdüklerinde, onlarda geliyorlar, ziyaretlerini dualarla iletiyorlardı. 

Akçay onlar
ın aşklarıyla efsaneleşmiş, yeni doğan çocuklara adları veriliyordu. 

Akçay’da art
ık bir Sarı kız heykeli, birde denize bakan tüm İDA’ ya merhaba diyen uzun simsiyah saçlı ablalarını, ağabeylerini görüyorlardı. 

İşte aşkların en büyüğü kabul edilen bu serüven uzadıkça uzuyor, torunların torunları onlarda ziyarete bu zaman diliminde gelmişler belki onlarda ağlıyorlardı. 

Ve öyle bir zaman geldi ki, bu aşkın adı birleşti. “Meltem” oldu… 

Şimdi her denizden ılık ılık esen rüzgara “İşte Meltem bu…” derler ve şairlere esin olmuştur… 

Meltem, her s
ıladaki yarin özlemi, her kaptanın yüreğini ferahlatan bir umudu ve her vuslatın başlangıcı olmuştur. 

Sanki okuduklar
ı roman misali kitapta kurt dedelerini ninelerini yad ediyorlardı. 
O kitabın içinde görünüyor casına mis gibi kokuları dağılıyordu odalarına… 

Zaman uzay zaman
ıydı, hala aşkları uzayın değişik yerlerinde sohbetlerde aşklarda anılıyorlardı. 

Gitme vakitleri gelmiş özel araçlarına binerek büyük bir hızla kayboldular belki de bilinmeyen uzaklıklarda Akçay nasıl gözüküyordu. 

Sevgili dostlar; şimdi gelelim bizlere, aynı onlar gibi her iki cinsler tartışmaları bırakarak sevsinler, aşk çok yüce bir hazdır aşkı yaşayınız, hem de sonsuza kadar sonsuzluk derecesinde, şunu hep deyiniz birbirinize, “aşkım seni çok ama çok seviyorum” deyiniz. 

Gözlerinin derinliklerinde onu görünüz içiniz den bir ses ben “eşimi çok seviyorum” diyerek haykırmalı, sevgi dağarcığınız asla daralmasın. Sevgisiz kalmayınız, hep ama hep sevilen siz olunuz… 

Sayg
ılarımla…

Sami Arlan
...

Samİ ARLAN | 28/10/2017

7 Yorum | 501 okunma | 0 beğeni

Yorumlar

Yorum Yapabilmek için Üye Girişi Yapmalısınız

Mesut Turgay Kılıçoğlu 30/10/2017 16:59

Bu güzel öykü ve yazarı mahrum edilemezdi günün seçkisinden..

Akçay'ın dokusu böylesi eserlere aşina kokusu ise yaşamayanın bilemeyeceği bir şey.. Yazar farklı bir kalem tarzıyla gözlerimize okutmayı biliyor... 

Zamane aşkları kıskanmalı bu eseri okuduktan sonra biz neden yaşayamıyoruz diye...

Aşk'sa bu iki kelimeye Muhtaç...

Seni seviyorum...

Söylendikçe kıymetlenen kelimeler...

Kaleminizin izi yüreğinizin sesi eksik olmasın hocam...
İzmir den Saygılar..

tşk ler ediyorum güzel insan sevgiyle akçay ımdan sevgiler gönderiyorum..

Samİ ARLAN

Yasemin Demir 29/10/2017 21:41

Güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyuncada  makamını onurlandıracak haftanın seçkisi olarak . Şiir zamanı yönetimi adına içtenlikle kutlarız şairimizi ..Nice güzel paylaşımlara

tşk ler ediyorum güzel insan sevgiyle akçay ımdan sevgiler gönderiyorum..

Samİ ARLAN

Ramazan Topoğlu 29/10/2017 00:28

28 Ekim 2017 Cumartesi Günü Şiir Zamanı seçkisi olarak içtenlikle ailemiz adına kutlarız.

İlgili resim

dalgalanan türk bayrağı gifleri ile ilgili görsel sonucu


Ramazan Topoğlu 29/10/2017 00:18

Bir güzel öykülemeydi. Zaman gezgini olarak da ayrı bir teması ayrı bir edebi nefaset katıyor. Şiirsel esintisi de hoştu.

tşk ler ediyorum güzel insan sevgiyle akçay ımdan sevgiler gönderiyorum..

Samİ ARLAN

Radyo


Siz de Dinleyin:

Son Yorumlar

Ahmet  Zeytinci
Kuşlar Gitmeyin
teşekkür ederim... ...
(Ahmet Zeytinci tarafından)
Devamı
Mesut Turgay Kılıçoğlu
Eyle
Değerli üstadım bu gün bu eserinizi okuduktan ...
(Mesut Turgay Kılıçoğlu tarafından)
Devamı
Mesut Turgay Kılıçoğlu
Kuşlar Gitmeyin
günün seçkisine ve değerli kaleme  ...
(Mesut Turgay Kılıçoğlu tarafından)
Devamı
Mesut Turgay Kılıçoğlu
Eyle
günün seçkisine ve değerli kaleme  ...
(Mesut Turgay Kılıçoğlu tarafından)
Devamı
Mesut Turgay Kılıçoğlu
BÜYÜTÜP ABARTMAYALIM KÖPÜRTÜP KABART MAYALIM
günün seçkisine ve değerli kaleme  ...
(Mesut Turgay Kılıçoğlu tarafından)
Devamı
Mesut Turgay Kılıçoğlu
BİR TESELLİ BULURUM...
günün seçkisine ve değerli kaleme  ...
(Mesut Turgay Kılıçoğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
Eyle
Şiir zamanında gerçek dost, nezih paylaşı...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Sevim Soytürk
Ney/di o
cok tesekkür ederim gülsen hanim,sayfama ziyare...
(Sevim Soytürk tarafından)
Devamı
vedat dündar
Eyle
Yazmıyorlar ,yazamıyorlar, imtina ediyorlar... v...
(vedat dündar tarafından)
Devamı
vedat dündar
Eyle
Orhan tiryakioğlu sıradanlığı gözardı eden ...
(vedat dündar tarafından)
Devamı
Nesrin Önem
BUNLAR DA GEÇER DOSTUM
Şiir zamanı radyosu seçki kuruluna çok çok t...
(Nesrin Önem tarafından)
Devamı
İlknur Yıldırım
Şiir Sandım Masal Yazdım
Merhaba güzel dostlar. yeni bir haftaya daha gird...
(İlknur Yıldırım tarafından)
Devamı
Ahmet  Zeytinci
Örnek Olmalı Bu Tip Davranışlar
teşekkür ederim saygıyla... ...
(Ahmet Zeytinci tarafından)
Devamı
Ahmet  Zeytinci
Fermuar
teşekkür ederim saygıyla... ...
(Ahmet Zeytinci tarafından)
Devamı
Ramazan Efe
Örnek Olmalı Bu Tip Davranışlar
...
(Ramazan Efe tarafından)
Devamı
Ramazan Efe
BUNLAR DA GEÇER DOSTUM
...
(Ramazan Efe tarafından)
Devamı
Ramazan Efe
Bazen üşür yüreğimiz
...
(Ramazan Efe tarafından)
Devamı
Gülsen Tunçkal
Şiir Sandım Masal Yazdım
Bir ezberi yerine getireceğiz diye ne hayatlar ke...
(Gülsen Tunçkal tarafından)
Devamı
Gülsen Tunçkal
Ney/di o
İç sesi sitemkardı, hüzündü dizelerin, beğe...
(Gülsen Tunçkal tarafından)
Devamı
Gülsen Tunçkal
Simirna
Seçkin imgeleriyle gününe yakışmış şiir.. ...
(Gülsen Tunçkal tarafından)
Devamı

Linkler