Elbette Yasemin ile Yağmur Zamanı bugün de 21.30'da başlıyor. "Yürek yüreğe soğuk günlerimize sıcacık bir yağmur yağacak ....Davetlisiniz... (16/12/2017 15:27) | "iyi bir şiir sahibini de allak bullak etmek ister" Hasan Büyükkara (11/12/2017 08:04) | ŞİİR ZAMANI DÖRT YAŞINDA ...NİCE DÖRT YILLARI ŞİİRLE DOLDURALIM,DOĞRU ZAMANDA,DOĞRU YERDE YANİ ŞİİRİN ZAMANINDA .... (19/10/2017 00:14) | Nerde bir türkü söyleyen görürsen korkma yanına otur. Çünkü kötü insanların türküleri yoktur!… -Neşet Ertaş (28/09/2017 16:16) | Şiir zamanı ailesi umudu besleyen, süsleyen kötü haberlerin olmadığı, bir güzel gün daha diler. (14/07/2017 15:17)


Duyuru

Cahit Sıtkı ile Dante ve Ömrün Yarısı [Devamı]

Hoşgeldiniz

Özlü Sözler

    Yine de beddua edemem sana, Allah ne mutluluğun varsa versin..
    Özdemir Asaf

Çevrimiçi Üyeler

Yakın zamanda sitemizde 25 üye çevrimiçi oldu.
Üyeleri görebilmek için, üye girişi yapmanız gerekmektedir.

.Sandık


eski sandıklar üzerinde ile ilgili görsel sonucu

Burası küçük bir Anadolu kasabası...küçük dediğime bakmayın siz; burası yaşadığım, tanıdığım, kültürüne adapte olduğum, havasını soluduğum, sokaklarında salınarak yürüdüğüm, kime rastlarsam rastlayayım “merhaba” diyebildiğim, az katlı evlerinin geniş odalarını sevdiğim, sadece insan sayısı az, kalabalık bir yer işte!...öyle çok sarıp sarmaladı ki beni, ondan ayrılmam, terk edip başka bir şehre yerleşmem mümkün değil...hani derler ya ”gözünün açıldığı yer!” açılmakla kalsa iyi, kapanacak da sanırım... 


insanın yaşadığı yere “küçük” deme gibi bir lüksünün olmadığını düşünürüm hep...çünkü bitmez tükenmez gibi gelen ömür, yaşadığımız yerde tükenir sonuçta..zaman zaman .hayallerimiz kaysa da uzaklara, yaşadığımız yerde çürür bedenimiz...etimiz, kemiğimizle yaşadığımız köyün, kasabanın ,şehrin ayrılmaz bir parçası olarak nefesleniriz hayatı... 


arada bir gurbet oluruz 

arada bir sıla!.. 


işte ben, hayatın tüm çıkmazlarını burada yaşayan, burada insanlarla haşır neşir olan, burada geleceğe kök salan bir insan olarak sevgimi, ilgimi, iş gücümü, yerine göre nefretimi, acılarımı yüzüne kustuğum bu kasabayı küçük göremem...benim için en görkemli binasından tutun, tek pencereli, tek odalı evi bile önem taşır... 


ev dedim de aklıma geldi...aşağı yukarı son üç yılda turizme yönelik gelişmeler yaşanmaya başladı burada...cumhuriyet öncesi devirlere ait eski evler yenilenmeye, boyanmaya, restorasyonu tamamlanıp turizmin hizmetine sunuldu. şimdilik sayısı az da olsa, o ihtiyar, yorgun, bacası uçmuş, pencere camları kırılmış, sıvası dökülmüş bu evlerin gençleştiğini görmek sevindiriyor beni...sevincim öyle çok ki çocuklar gibiyim adeta...onlara takılmadan duramıyorum...ne mi yapıyorum bu konuda,:çok şeyler...mesela karşılarına geçip hayran hayran bakıyorum, ahmak bir çocuk gibi!...duvarına dokunup sobeliyorum...camlarını kırmak geçiyor içimden ya,sapankaya yoksunuyum...ve bağırıyorum durup dururken: siz,gelinlik giydirilmiş kocakarıdan başka bir şey değilsiniz!... 


her benzetmeden bir uyarlama yaparım kendime, huyumdur!..iyi bir huy ama!..hayatla, kendinle dalga geçmek, birçok olumsuz şeyi lehine çevirmenin tek yoludur biliyor musunuz? işte bu düşüncenin arkasına takılıp çok zamandır açılmayan, içi tıkış tıkış çeyiz eşyası diye yaptığım ama hiçbir zaman işime yaramayan şeylerle dolu sandığımın bir köşesinde durmaya mahkum gelinliğimi bulmaya karar veriyorum. onu bulup muhakkak giyinmeli, kıskandığım o evlere hava atmalıyım...aklımda “pamuk prenses ve yedi cüceler” masalı... 


yatak odama giriyorum...tam da kapının arkasına koymuşum sandığı...üzerinde yorganlar, battaniyeler, yastıklar hurçlara girip yığılmış....çarçabuk indiriyorum onları yere, acelem var!...ne kadar çabuk gençleşirsem, o kadar çok gençlik alametleri yaşayacağım...sahi hepimiz genç olduk, ya da olacağız...o zamanlar niye böyle düşünemiyoruz ki...salaklık sanırım..ya da bile bile salaklık oyununda kabul ediyoruz ebeliği...farkında bile olmadan geçiveriyor gençlik denen o rüzgar...yakala bakalım yakalayabilirsen!..ne mümkün! sadece yıllar sonra pişman olma fırsatı buluyorsun yaşayamadıklarına...hele bizim zamanımızın gençliği!.. altmış sekiz kuşağı yani!... 


erkek gözlerine çizemedik güzelliğimizi... 

utandık! 

uyanışın mahmurluğuna teslim ettik onu... 

bir de baktık ki yaza gelmişiz... 

yazsa kankızıl!... 

elimizde hala yeşil erikler... 

safrası acıttı midemizi... 


aklımı bir noktada tutmak ne mümkün!...çekirge gibiyim, zıpla o yana, hopla bu yana...bir türlü arındıramadım gitti kendimi siyaset denen şu şirretten...neyse! onu yapanlar çok bu ülkede..ama böyle, ama şöyle...olan halka oluyor öyle de olsa, böyle de olsa nasılsa...”bana ne” demek yakışmaz ya.....diyorum işte: BANANE! 


Yapacağım işlerde kendimi bekletmek en büyük handikabım!... 


alışmışız bir kere!. 

hastanede doktor beklemeye, 

bankada kuyruk... 

evde eş! 

yolda çocuk... 

aşk dersen davetsiz gelir kapımıza, 

hazırlıksızdık... 

oturtacak yerimiz olmadığı gibi 

önüne koyacak yemeğimiz de olmadı 

ne yazık!... 


eh yani 

dönüp gitse de artık 

diyecek sözümüz olamaz 

el sallamaktan başka... 

biz de böyle yaptık!.. 

çok oldu 

onu 

yolda duraksayan başka bir yüreğe bindirip 

uğurladık... 


bir şiir döktürmek uğruna gelinlik bekledi beni bu kez...sandığın başında da şiir yazılır mıymış! yazıldı bile!... 


işime koyuluyorum şiiri ortada bırakıp...hışımla indiriyorum sandığın üzerindekileri yere...ne çok battaniyem, yorganım, yastığım varmış meğer...onları sırtında taşıyan, taşırken GIK’ı bile çıkmayan sandığa acıyorum...ellerimi gezdiriyorum üzerinde, seviyorum sandığımı...ne garip, bana benzediğini fark ediyorum birden, içim yanıyor!...öyle ya!..kadınlar sandık gibidir bu ülkede!..hem kilitli, hem içi dolu, hem de üstü yığılı...yorgun ve bitkin düşerler hep!...ıngıraş bir hayatın izlerini taşırlar yüzlerinde...sevgiyle bakılmayan gözleri donuklaşır gitgide...derin çizgilerle vurulur hayat tenlerine...işi düşen birileri hatırlar ve dokunur onlara, aynen benim bu sandığa dokunduğum gibi...beklemedikleri, istemedikleri zamanda hem de!..hem de sorulmadan....işlerini bitirirler ve giderler, onu gene bir başına bırakarak...bir başka zamana kadar...sağol demeden üstelik...saçlarını bile okşamadan öylece...zaten saçlarının bile farkında değillerdir ki onlar...ama ben değiştireceğim bu durumu, çok kızgınım çünkü ve de kararlı!..nasıl mı? önce şu gelinliğimi çıkarmalıyım sandıktan, sonrası kolay!... 


hangi düşünceye kulluk edip en dibe koymuşum onu!..bekaretimi teslim ederken duyduğum nefretin acısını ondan çıkarmışım besbelli!...evlilik denen kurumla erkeğe getirilen lükslerin, bende çileye dönüşen acılarının bedelini çektirmek istemişim anlaşılan ona...öyle bir cezaya çarptırmışım ki, yıllarca sandık denen hücresinde kilitli tutmuşum...ziyaret bile etmemişim...Ahmet Arif’in baharı müjdeleyen yeşil soğanlarından bir tane olsun götürmemiş, baharı unutturmuşum ona...aman ne iyi!.. 


nihayet buldum!..kırış kırıştı ve tam sol göğsümün hizasına gelen yerde sarı bir sandık lekesi oluşmuştu...şöyle bir üstüme tuttum, denk gelecek haldeydi. alelacele üstümdekileri çıkartıp, gelinliğimi giyindim...ellerimle kırışık yerlerini düzeltmeye çalıştım, başardım da...aynanın karşısına geçip baktım, fena durmuyordu. sadece göbeğim fırlamıştı biraz, o kadar...demek ben onca yıl hiç kilo almamıştım!..”bu kapıda iyi bakılmadığımın bir işareti olarak mı değerlendirmeliyim acaba bunu” diye düşündüm...hayır ilgisi yoktu!..zayıf kalmayı ben istemiştim çünkü..çünkü ben, her devrin tek mankeniydim!.... 


saçlarımı tepemde topladım, gözlerime far, yanaklarıma allık, kirpiklerime rimel, dudaklarıma ruj sürdüm. “ söyle bakalım ayna!.. ben mi, yoksa o evler mi daha güzel” diye sordum, yanıt yoktu...aynaların ağzı dili olur muydu hiç!..ama ben ağzı dili olsun istiyordum...eğilip aynada yansıyan dudaklarımı öptüm...iki konuşmayan dudağı oldu şimdi aynanın, dudaklarıma benziyordu: suskun ve incelmiş!.... 


bu kasabada ne bendim aslında değişen, ne de evler!..zaman her şeyi değiştiriyordu ister istemez...yüzler eskiyor, çizgiler derinleşiyor, derman kesiliyordu gitgide...önüne geçilemeyen bir rüzgarın hızını ölçen saatlerdi yalnızca...yelkovan ve akrebin birbirini kovalamasından doğan bir oyunu seyrediyorduk biz ve evler....bazen gülüyorduk ,bazen ağlıyorduk...gözümüze bıraktığı ışıltılarda mutlu oluyor, karaltılarda kahroluyorduk...ölüm ise tek kurtuluş gibi geliyordu ya bize,iş ciddiye binince istemiyorduk...kim isterdi ki ölüm denen kurtuluşu allahaşkına!... 


bu kasabada değişen bir şey daha vardı ki bu da belediye binası!..son genel seçimlerde AKP rüzgarına dayanamayıp düşen şimdiye göre eski belediye başkanı zamanında yapılmıştı bu bina!..boyası, cumbalı pencereleri, ahşap kapısı, mermer merdivenleri, saraylara taş çıkartan görkemi, cam kaplamalı çatısı ile muhteşem bir binaydı bu!..sözde daha eski olan belediye binasının tarihi yapısı bozulmadan yapılmıştı bu bina ya, neyse!..tek tahtası, tek tuğlası bile benzemiyordu eski binaya...benim itirazım o eski binanın yerine bunun yapılmış olması değildi elbet...onu önce yadırgamış, sonra da alışmıştık nasılsa...hatta sevimli bile görünmeye başlamıştı gözümüze...benim itirazım, son seçim rüzgarıyla başa gelenlerin ,bir daha değişiklik yapmasıydı onun üzerinde. demek dedim” her seçilen başkan bu bina ile aşk yaşayacak!” 


öyle de oldu!..binanın iki kapısını yoldan geçen herkes görürdü...iki kapı da birbirini!..biri belediye çalışanlarının bulunduğu bölümün, diğeri ise düğün ve konferans salonu olarak kullanılan binanın kapılarıydı. biri, diğerine “merhaba” derdi her sabah, gülümserlerdi...geceleri ise yalnızlıklarını üleşip, korkularını sustururlardı...hatta kahve bile içmeye giderlerdi birbirilerine eminim!..aralarından sızmayan suyu içerler, kimselere tattırmazlardı...onların bu hoş dostluğunu kıskandılar ve ilk iş olarak ayırıverdiler başa gelenler...batıya bakan salon kapısını söktüler, binanın kıbleye bakan duvarına raptiyelediler...insan gözlerinden kaçırdılar...baktığında, acaba bu binaya nereden girilir diye düşünüyorsun...bulabilmek için merdiven çıkacaksın, sağa döneceksin, köşeyi geçeceksin, işte kapı!... 


işte o kapı bir gökyüzünü görüyor şimdi, bir de kıbleyi kestiriyor...namaz kılacak ya, dua bilmiyor...sanırım duaları da öğretirler ona!..ne de olsa akıllıdır benim kapılarım, ezbercidir, batıya bakmaları yasaktır, yalnız yaşamaya alışıktır, uysaldır!... 


sözde binanın içerisinde yapılan değişikliklere uygun olduğu için yeri değiştirilmiş bu kapının, inanır mıyım hiç!..bunların amacı düpedüz binaya namaz kıldırmak! kaçın kurasıyım ben!..yaşadıkları aşka bak!... 


eh yani “zamana göre kemane çalacaksın...” bende mi söksem ne yapsam evimin kapısını!..kuzeye doğru açılıyor da!..bakarsın adım çıkıverir komüniste, başım bir kapı yüzünden belaya girer..neme lazım, yaşayıp gidiyorum şunun şurasında...kazaya kurban gitmek istemem doğrusu...doğrusu, onların varsa yaşadıkları aşk, bir aşk da biz buluruz de’ mi yani!.. 


kör topal 

dili bal 

teni şal... 



kapısı mı? 

açması kolay 

oymalı dal..... 


Tayyibe ATAY



Tayyibe Atay | 06/12/2017

11 Yorum | 94 okunma | 0 beğeni

Yorumlar

Yorum Yapabilmek için Üye Girişi Yapmalısınız

Tayyibe Atay 07/12/2017 19:14

Sevgili Büyükkara,
sorduğunuz soruda haklısınız..okur yerine,olur olması gerekiyordu...hemen değiştireceğim..yaşlılık işte, benim Başıma da geldi...hiç gelmez sanıyordum oysa...ne bileyim,beni unutmayacağını..:)

Ve Dönme Dolap...ne kadar hoş bir şiir...büyük şairler,neyi nasıl yazacaklarını çok iyi biliyorlar...hani dokuz fırın ekmek yesek,onlar gibi işlemez kalemimiz...olsun...buna rağmen bir şeyler karalamak iyi geliyor insana...

Teşekkürler size,milyon kere milyon...sağ olun..iyi ki varsınız...selam ve sevgiler Ankara'ya....

Tayyibe Atay 07/12/2017 19:01

Ah ahhh...ne diyebilirim,bu güzel yoruma...karaladığım,edebi değeri olmaktan uzak,kendince kurduğu cümlelerle söyleşen yazımın şiire gebe olduğunu..sevgili Ramazan dost ebe olmuş,doğurtmuş şiiri,valla...:) Göbek adını Ramazan koyuyorum işte..

şaka bir tarafa,gerçekten mutlandım efendim...teşekkür ederim binlerce kere....selam ve Sevgilerimle...

Ramazan Topoğlu 07/12/2017 15:53

Böyle bakılır hayata, sandık desenlerine, karşıdakiyle şakalaşan aynadaki görüntüye, hayata. Tayyibe hanımın şiiri ruhu küfe durmamış insanın varsıllığını dillendiriyor. 

Bir de şiir yavrulamış bünyesinde. 

Gözünün açıldığı yerde kapanıyor 
gözleri insanın 
arada bir gurbet oluyor
arada bir sıla!.. 

az katlı evlerinin geniş odaları

tek pencereli, tek odalı  
camları kırık evlerde gençlik aşısı

Ahmak bir çocuk gibi bakılır
eski evlere
Denilir ki: 
"siz, gelinlik giydirilmiş
kocakarıdan başka bir şey değilsiniz!..."


kadınlar sandık gibidir bu ülkede!..
Gıkları çıkmaz üstündeki yüklerden
hem kilitli, 
hem içi dolu, 
hem de üstü yığılı...
yorgun ve bitkin düşerler
İşi bitince yana dönen erkeğin eziyetinden

Hiç mi anlamaz şu erkekler
Kadın saçlarını da okşamanın
Öğretisinden

Yerde bir sarı sandık lekesi
Bir sandık başı şiiri bu
Sandıkta yaşlanmayan gelinlik hilesi
Akılda Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler
Her devrin mankeni bir külkedisi

camı kırık eski evler önünde çiçekler ile ilgili görsel sonucu


 


Hasan Büyükkara 07/12/2017 14:44

.aynaların ağzı dili okur muydu hiç!..ama ben ağzı dili olsun istiyordum

okur muydu ? 

Ayrıntıların gizli çehrelerine el lambası tutan haylaz bir çocuk var yazının arkaplanında.

Benim bu ayrıntılar içinden alıp bir harmaniye gibi büründüğüm kısımlar anlam boşlukları, boşunalıklar , biteviye sürüp giden çıkmazlar..

Anlamsızlıklar ve boşunalıklar bir de Necatigil'den bir şiirden ruhuma dökülmüştü.

Dönme Dolap

Behçet Necatigil

Nerden niçin mi geldim
Bilmeden bir şey diyemem, ya siz?
Hem hiç önemli değil
Geldim, yer açtılar, oturdum
Girip çıkanlar vardı
Zaten ben geldiğimde.
Başka şeyler de vardı, ekmek gibi, su gibi
Gülüşler öpüşler ne bileyim hepsi
Doğrusu anlamadım bir düğün dernek mi
Sonra da kimileri düşünceli, durgundu
Gidenler neye gitti doğrusu anlamadım
Zaten ben geldiğimde.
Bir lunapark mı bir konser bir gösteri
Bilmem pek anlamadım önüm kalabalıktı
Sıkıştığım yerde vakit çabuk geçti.
Bak dediler baktım pek bir şey göremedim
Hem her yer karanlıktı
Zaten ben geldiğimde.
Benim tek düşüncem büzüldüğüm köşede
Nasıl çekip gideceğim kalk git dediklerinde
Çünkü çıkmak sıkışık sıralardan mesele
Kalkacaklar yol vermeye bakacaklar ardımdan
Az mı söylendilerdi şuracığa ilişirken
Zaten ben geldiğimde.



Lara Naz Yıldız 07/12/2017 12:07

Hiç sandığım olmadı benim! olsaydı keşke dedirtecek kadar özendirici bir yazıydı. Hele ki sandık başında yazdığınız şiir...

En çok etkilendiğim kısım da küçük bir kız'ın kadınlığa geçişinde kullandığınız ifadeler ki gözümde gelinliğin belindeki kırmızı kurdelenin zaman içinde küçük bir kız çocuğunun tüm bedenini yaralayarak sarı kurdeleyle kaplanan bir kadına dönüştüreceği gerçeği canlandı. 

 Sandık açılınca içinden dökülürmüş sırayla tek tek sandıklarımız ( yanılgılarımız)

Gelinlikle kendi cenaze alayını izlerken göğsüne kaç kadın taze çiçek takmayı başarabilmiştir  acaba diye de düşünmedim değil :((( başaranın canı hiç acımaz ama artık değil mi Tayyibe Hanım? :(((


Saygı ve sevgilerimle 



sandık al...çok işe yarıyor,çokkkk...baksana bir yazıya,bir şiire esin kaynağı oluyor...keşke aşklarımızı saklasak onlar içinde...mesela ben Rıfkı'ya aşıktır bir zamanlar,uçtu gitti...çünkü Rıfkı,bir kuştu...pırrrrr..:)

Teşekkür ederim,Sevgilerimle....

Tayyibe Atay

Bu ülke kadınının ortak yazgısı bu...Adının ne olduğu hiç önemli değil...çünkü,karşı cins aynı gözle değerlendiriyor kadını...aynı ruh yapısıyla yaklaşıyor kadınlara..onlar için sadece cinsel obje,çocuğuna ana,evine pösteki olsun...olmadı pas pas...


sevgili Lara,bence hemen bir

Tayyibe Atay

Gülüm Çamlısoy 06/12/2017 23:40

Uzun soluklu bir yazı ama bir solukta büyük beğeni ve coşku ile okuduğum.
Yüreğiniz dert görmesin sevgili Tayyibe Hanım.
Sevgimlesiniz.

Senin yazılarının yanında,devede kulak kalır,bu yazı,sevgili Gülümmmm...:))


Sabırla okuduğun için teşekkür ederim....selam ve sevgiler sana...çok çokkkk.....

Tayyibe Atay

Ramazan Topoğlu 06/12/2017 22:55

Tamir ettik öğretmenim. Kopyalanan yerdeki formattan kaynaklanmakta.  Yapıştırdıktan sonra yazıyı tarayıp Biçimi Kaldır tıklanıldığında öncekinden kalan format ortadan tüyer. 

Yarın sabah okuyacağım yazıyı ben. Mudurnu'ya selamlar.

Tayyibe Atay 06/12/2017 22:47

Hah....doğrusu gelmiş,hoş gelmiş..:) 

ben ne kadar çok teknoloji özürlünün biriyim beh..:)

Teşekkürler efendim...

Radyo


Siz de Dinleyin:

Son Yorumlar

Ahmet  Zeytinci
Adı Varoş
teşekkür ederim hasan bey... ...
(Ahmet Zeytinci tarafından)
Devamı
Lara Naz Yıldız
Rodop’ların Kızıyım Ben
Yürekten tebrikler ferda hanımcığım,  ...
(Lara Naz Yıldız tarafından)
Devamı
Lara Naz Yıldız
Uçmaca Kaçana
Sizi gidi sizi! yemezdim normalde de! lara lara la...
(Lara Naz Yıldız tarafından)
Devamı
Tayyibe Atay
//*CURCUNA…
Her şeyin birbirine karıştığı zamandan geçi...
(Tayyibe Atay tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
Mahrem Bakışın
Resmen şarkı.kesin bestesi mısralarında alenen...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Zekai Budak
sürgün bir anka masalı / iki
günün seçkisini ve şairini Şİİr zamani ol...
(Zekai Budak tarafından)
Devamı
Tayyibe Atay
Büyüme Hızım Yüzde Altı
Teşekkür ederim sayın budak...enstitüden kurta...
(Tayyibe Atay tarafından)
Devamı
Zekai Budak
Rodop’ların Kızıyım Ben
günün seçkisini ve şairini Şİİr zamani ol...
(Zekai Budak tarafından)
Devamı
Tayyibe Atay
Uçmaca Kaçana
Susup dediğime bakma sen...amacım seni konuştur...
(Tayyibe Atay tarafından)
Devamı
Zekai Budak
Büyüme Hızım Yüzde Altı
dİe yok artık tayyibe hanım, tÜİk var....
(Zekai Budak tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
Adı Varoş
Ürker herkes üşümüş bir anahtar olagelmekt...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Lara Naz Yıldız
Uçmaca Kaçana
Bana çok sesli söylendiği için, rahatım sakı...
(Lara Naz Yıldız tarafından)
Devamı
Tayyibe Atay
İnikas
Özür dilerim,sevgili lara ama,ben gene aynı yer...
(Tayyibe Atay tarafından)
Devamı
Tayyibe Atay
Uçmaca Kaçana
Vallaha mı..:)) aşk tek heceli,üç sesli bir...
(Tayyibe Atay tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
//*CURCUNA…
“alla turca” İtalyanca “türk usulü”; ...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Lara Naz Yıldız
İnikas
:) sağolun tayyibe hanımcığım... gönlünüz...
(Lara Naz Yıldız tarafından)
Devamı
Lara Naz Yıldız
Dilimde Uzayan Sevmeler
"bugün çok güzel ellerim, sanki biraz kilo ver...
(Lara Naz Yıldız tarafından)
Devamı
Lara Naz Yıldız
Dilimde Uzayan Sevmeler
"dünyadan biraz uzaktayım, bulutlardan bir ev ya...
(Lara Naz Yıldız tarafından)
Devamı
Tayyibe Atay
*****EVLENİYOR YAR BU GÜN *****
boş ver gitsin...evlenince görür günün...
(Tayyibe Atay tarafından)
Devamı
Tayyibe Atay
Dolun bir ay geçti…    Taylan'ca şiir
şiirr.....sevdim seni... taylanca şiirler yaz...
(Tayyibe Atay tarafından)
Devamı

Linkler