Şiir zamanı bahardan güzel şiir dolu günler,esenlikler diler... (15/04/2018 01:48)


Duyuru

Cahit Sıtkı ile Dante ve Ömrün Yarısı [Devamı]

Şiir Zamanı Raporu: Tıklım Tıklım Kızılay Deli Kızın Çeyizi [Devamı]

Şiir zamanı Gönlüyle Mustafa CEYLAN [Devamı]

GEÇMİŞTEN ESİNTİLER MEHMET TANERİ [Devamı]

Hoşgeldiniz

Özlü Sözler

    Hayat ne gideni geri getirir, ne de kaybettiğin zamanı geri çevirir. Ya yaşaman gerekenleri zamanında yaşayacaksın, ya da yaşamadım diye ağlamayacaksın.
    Tolstoy

Çevrimiçi Üyeler

Yakın zamanda sitemizde 1 üye çevrimiçi oldu.
Üyeleri görebilmek için, üye girişi yapmanız gerekmektedir.

'' Kutü’l-Amare Zaferi''


Mehmetçik Kut'ül Amare' dizisi 18 Ocak Perşembe günü saat 20.00'de TRT 1'de başlıyor..Peki '' Kutü’l-Amare Zaferi'' neden unutturuldu?

Selam olsun; hazanın ve hüznün sahibine…
Selam olsun; bayrağa renk veren şehitlerimizin her birine…
Selam olsun; albayrak altında kıymet bulan bu güzel vatana...

2. Dünya Savaşı'nın ardından İngiliz-Amerikan yörüngesine girdiğimiz 1945-46'lar Türkiye açısından keskin bir kırılma noktasıdır.

Elimde İngiltere'nin propaganda amacıyla bastırıp dağıttığı Cephe dergisinin Nisan 1946 tarihli kapağı… Manşet: “Muavenet muhribi donanmaya katıldı." İngiltere, 2. Dünya Savaşı'ndan önce sipariş ettiğimiz ve muhtemelen parasını da ödediğimiz muhriplerimizden birini kullanıp eskittikten sonra törenle teslim ediyordu! Tıpkı ilk Dünya Savaşı'ndan önce sipariş verdiğimiz iki zırhlımıza el koyduğu gibi, gasp alışkanlığını devam ettirmiş ve yapımı bittiği halde muhriplerimizi teslim etmemiş, şimdi savaşı kazandıktan sonra teslim ediyordu.

Bu, Türkiye'nin İngiliz hâkimiyetine geçişinin töreni de sayılabilir. Nitekim ardından İngilizcenin yaygınlaştırılmasının yanı sıra silahlı kuvvetlerimizde ABD ile ortak restorasyonu İngiltere tarafından gerçekleşecekti. İşte tam bu sıralarda ordumuzda 1916 yılından beri devam edegelen bir tören de sessiz sedasız kaldırılıyordu.

O tarihe kadar Türk ordusunda her yıl 'Kut Günü' kutlamaları yapılır, o gün İngiltere'yi, tarihinde uğradığı en utanç verici yenilgi olan Kûtü'l-Amâre zaferinde nasıl da yendiğimiz anlatılır, günün mana ve ehemmiyeti üzerinde heyecanla durulurdu. Ancak devir değişmişti; artık İngilizleri kızdırmaya gelmezdi. Nitekim bizi savaşa sokma çabalarına karşı 'Ben Mehmetçiği diri diri fırına attırmam' diye direnen Mareşal Fevzi Çakmak bile Londra'nın baskısıyla İnönü tarafından görevinden alınıp emekliye sevk edilmişti. Yani işin şakası yoktu.



İşte Kûtü'l-Amâre zaferi askeriye gibi dar bir çevrede bile olsa coşkuyla kutlanırken böyle böyle unutuldu ve zaferin 100. yılı (2016) eli kulağındayken hatırlanır oldu. (Yıllar sonra zafer ilk defa geçen yıl kutlandı.) Velhasıl Türkiye gerçekten tarihiyle barışacaksa 'Kut Günü'nün hatırlanması şart.

1931 yılında liseler için yazdırılan “Tarih" kitaplarının 3. cildinde Kûtü'l-Amâre zaferi üç satırda geçiştirilir, YÖK'ün tam 8 akademisyene yazdırdığı(!) “Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi 1/1" (1989) adlı kitaptaysa ister inanın ister inanmayın beş (5) kelimelik değeri yoktur Kut zaferinin. Neden? Savaşı Mustafa Kemal Paşa veya çevresinden biri değil de, tarihten silinmek istenen Enver Paşa'nın amcası Halil (Kut) Paşa kazanmıştır da ondan. “Tarih III" (1931) adlı kitapta da zaten “…3000 silahlı Türk, 12000 kişilik bir İngiliz kuvvetini esir aldı" denilmekte, zaferin kahramanına karşı görülmemiş bir kelime cimriliği yapılmaktadır. (Aynı kitapta Kazım Karabekir Kars'ı aldığında “Mehmetçik aldı" denilmesi kuraldı, İnönü ise kazanmadığı savaşın “dâhi kahramanı" ilan edilmekteydi.)

Özetle Kûtü'l-Amâre zaferi öksüz girdiği Cumhuriyet döneminde 1945'e kadar iyi kötü kutlanmış ama sonradan İngilizlerle iyi ilişkiler uğruna unutulmuşlar mezarlığındaki kahramanlıklarımızın arasına defnedilmiştir.

Neden unutuldu?

29 Nisan 1916 günü Kûtü'l-Amâre'ye sıkışmış bulunan General Townshend komutasındaki 13 bin kişilik İngiliz tümeni 143 günlük bir kuşatmadan sonra Osmanlı kuvvetlerine kayıtsız ve şartsız teslim oluyordu. Bu, Majestelerinin ordusunun o zamana kadar uğramış olduğu en büyük “yüz karası"ydı.

General Townshend, tıpkı iki asır önce Deli Petro'nun Baltacı Mehmed Paşa tarafından Prut nehri bataklığına sıkıştırıldığı gibi Dicle nehrinin üç tarafı suyla çevrili bir kıstağına sıkıştırılmıştı, üstelik önünde kademe kademe sıralanan İngiliz ve Osmanlı siperleri çıkış (huruç) yapmayı imkânsızlaştırmıştı. Açlıktan günde 8 İngiliz, 28 Hindu askeri ölüyordu. Gıda yardımı getiren uçaklar ise çuvalları İngiliz siperlerine atıyor ama Dicle nehrindeki balıklar güzel bir ziyafet çekiyorlardı.



Açlıktan atlarını kesip yemeye başlamıştı İngilizler. Ancak Hindli askerlerini at eti yemeye bir türlü razı edemiyorlardı. Bir kısmı Müslüman, diğerleri Sih vs. mezhebindeydiler. “Bu hayvanların etini yemektense ölürüz" diyorlardı. Bunun üzerine Townshend radyo aracılığıyla o askerlerin Hindistan'daki dinî reisleriyle görüştü. At etinin “kuşatma eti" olarak yenilebileceğine dair fetva istedi. Güç bela geldi fetva ama yine de isteksiz yiyorlar, bu yüzden patır patır yere düşerek ölüyorlardı.

İki tümen yardımınıza geliyor deniliyordu ama Mehmetçik önünde bir türlü ilerleyemiyorlardı. Ümitler tükenmiş, erzak tükenmiş, takat tükenmişti. Nöbet değiştirirken bile düşüp ölenlere rastlanıyordu.

Öte yandan Türklerin de kuşatmayı kaldırmaya niyetleri hiç mi hiç yoktu. Zayiatları ağırdı. 30 bin asker savaş dışı kalmıştı. Elinde kala kala 13 bin aç askeri kalmıştı General'in. Hastalıklar almış yürümüştü. Sonunda teslim olmaya karar verdi.

İlginçtir, Townshend Mezopotamya Seferim adlı hatıratında kendisini Plevne'deki Gazi Osman Paşa ile kıyaslıyordu. 26 Nisan günü Halil Paşa ile buluştu. Yedekte tek bir peksimet yoktu diye yazdı defterine. Kayıtsız şartsız teslim olmalarında ısrar ediyordu Halil Paşa. Hatıratında açıklamaktan utandığı teslim şartlarında neler olduğunu iki gün sonra yazdığı bir mektupta şöyle dile getirmişti: 40 topumu sağlam olarak Osmanlı'ya teslim etmek ve ordusuyla birlikte serbest bırakılması karşılığında tam 1 milyon sterlin ödemek…

Tabii ki bu zaferi satma teklifi Osmanlı tarafında kabul görmeyecekti. İngilizler bu onursuzluğu yaşamamak için çırpınıyorlardı ama nafile.

Neden unutturuldu?

Nihayet 29 Nisan günü “toplarımı ve telsiz teçhizatım dahil mühimmat vs. bütün tesisatımı tahrip ettim" diyor ve şöyle devam ediyordu kariyerine kahraman olarak başlayan ama Kûtü'l-Amâre yenilgisi yüzünden unutulup giden General Townshend:

“Halil Paşa beni ziyaret etti, ona kılıcımla tabancalarımı teslim ettim. Almayı reddetti, “Bunlar şimdiye kadar sizindi, bundan sonra da öyle olacak" dedi (Mezopotamya Seferim, 2012, s. 596).

Teslim olmuştu General. Şerefli bir misafir gibi önce Heybeliada, sonra Büyükada'da ağırlandı. Hatta yanındaki köpeğini cephede unutmuştu. İstedi, köpeği özel bir kurye ile kendisine ulaştırıldı. Esir askerleri ise çölde uzun ve çetin bir yolculuğa çıkacaklardı.

Aldığımız esirlerin tam listesi şöyle: 5 General, 272 İngiliz, 204 Hind subayı (toplam 476 subay), 2592 İngiliz, 6988 Hind vs. er (toplam 9580 er), silahsız 3248 kişi, ceman yekûn 13.309 esir (bunların 1306'sı hasta ve yaralıydı).

Yenilginin üzeri örtülecek gibi değildi. İngilizler savaşın ortasında utanç verici bir şekilde armut gibi teslim olmuşlardı Türklere. Yoksa Çanakkale'nin artçı depremleri mi geliyor? Paniğinin Savaş Bakanlığı'nın bacasını nasıl sarmış olduğunu tahmin edebilirsiniz.

Nitekim Londra'da bir soruşturma komisyonu kurulacak, yenilginin sorumlusu araştırılacaktı. Tarihlerindeki en utandırıcı sahneyi yaşayan İngilizler ertesi yıl Bağdat'ı almalarına rağmen bu uğursuz günü unutmadılar ve hakkında onlarca kitap yazdılar (Bizde kaç kitap olduğunu merak eden var mıdır?). Unutmadılar ama unutturdular!

İlknur Yıldırım | 18/01/2018

1 Yorum | 218 okunma | 0 beğeni

Yorumlar

Yorum Yapabilmek için Üye Girişi Yapmalısınız

Ramazan Boran 19/01/2018 00:07


Paylaşım için teşekkürlerimizle....

Radyo


Siz de Dinleyin:

Son Yorumlar

Semih Bilgiç
-mış GİBİ
...
(Semih Bilgiç tarafından)
Devamı
Ramazan Efe
AH'LAR ZAR TUTUYOR YİNE
Dilde arılığın yanında çok dilliliğin, yer ...
(Ramazan Efe tarafından)
Devamı
Ramazan Efe
//*YOSUN VE KÜF...
Farklı ve gönülde yankılanan özdeyişlerle ta...
(Ramazan Efe tarafından)
Devamı
Ramazan Efe
Derin Devletin Derinliği Ne Kadardır
Bence derin devletin derinliği sıfırın altınd...
(Ramazan Efe tarafından)
Devamı
Ahmet  Zeytinci
Kırmızı Bisiklet
teşekkür ederim saygıyla... ...
(Ahmet Zeytinci tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
* minik dokunuşlar *
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyu...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
İstiklal Marşına Saygı Göstermeyenin Bu Ülke de Yeri Yok
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyu...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
-mış GİBİ
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyu...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
BİR BİLSENN
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyu...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
Geçiyordum Çocukluğumdan...
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyu...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
Aşık Oldum:))
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyu...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Filiz Kalkışım Çolak
//*YOSUN VE KÜF...
Şiir aldı egenin o mavi dokunuşlu koylarına b...
(Filiz Kalkışım Çolak tarafından)
Devamı
Şebnem Tiryaki Örs
SULTAN ANNEM
çok teşekkür ederim...
(Şebnem Tiryaki Örs tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
Kırmızı Bisiklet
Hoş anılar, kalemle dökülesi.  geleneksel...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Peri Feride Özbilge
HÜZÜN UĞRAMASIN GÖNÜL YURDUNA....
...
(Peri Feride Özbilge tarafından)
Devamı
Semih Bilgiç
-mış GİBİ
...
(Semih Bilgiç tarafından)
Devamı
Semih Bilgiç
-mış GİBİ
...
(Semih Bilgiç tarafından)
Devamı
Semih Bilgiç
-mış GİBİ
...
(Semih Bilgiç tarafından)
Devamı
Ramazan Topoğlu
HÜZÜN UĞRAMASIN GÖNÜL YURDUNA....
Huzurlandım.  sevinç verdi.  güne yak...
(Ramazan Topoğlu tarafından)
Devamı
Ramazan Topoğlu
-mış GİBİ
gibi zamirinin hüneriyle oluyor hallerinin filo...
(Ramazan Topoğlu tarafından)
Devamı

Linkler