Bu akşam 21.30 da Gültekin Şahin ile "YÜREĞİNİZDEKİ DERİN İZLER" Kalbinize hoş bir seda bırakacak kaçırmayın dostlar davetlisiniz !!! (19/09/2018 07:23) | Şiir zamanı yaz akşamlarından güzel şiir dolu günler,esenlikler diler... (12/09/2018 14:28)


Duyuru

Tülin Şen Altınlı güzel yürekli meleğimiz unutmadık unutturmayacağız  [Devamı]

GEÇMİŞTEN ESİNTİLER: TARIK AKAN RAHMET VE DUA İLE [Devamı]

Hoşgeldiniz

Özlü Sözler

    Birlikte gülüyorsanız mutluluktur, birlikte ağlıyorsanız dostluktur; Ama birlikte susuyorsanız, bu aşktır…
    Gabriel Garcia Marquez

Çevrimiçi Üyeler

Yakın zamanda sitemizde 5 üye çevrimiçi oldu.
Üyeleri görebilmek için, üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Seçilmiş..



Biraz sonra bir rüzgar başlayacak, dalı kıracak, dal belki rüzgarı bağışlayacak, fakat hayatının geri kalanını kırılmış halde sürdürecekti. Biraz sonra uçağın tekerlekleri piste değecek, Berfu annesiyle tanışacak, Berfu gerçeğiyle yüzleşecekti.

         O da pek bir meraklı araba kullanmaya. On beş yaşından beri seve isteye yapıyor bunu. Zaten iki yıl önce de ehliyetini aldık. Aslında birimizin bunu yapması gerekiyor, belki bu kadar sever görünmesinin nedeni de bu. Nasıl isterdim bir kez olsun sen yanımda otur, ben götüreyim bizi uzaklara. Fakat olmadı, olamadı işte. Berfu hiç yakınmadı körlüğümden. Hep yanımdaydı ve tamamlayıcımdı. Bazan senin kör olduğunu unutuyorum derdi tıpkı senin gibi. Sahi unutuyor muydun sen de bunu? 

         Konya. Doğduğum toprakların adı, anlamı. Her yanında tarihten kalıntılar. Tabi kocaman binalar, kalabalıklaşmış haliyle. Bundan çok yıllar önce her yer denizmiş diyorlar. Sonra ne olmuş nasıl olmuşsa Konya, kocaman bir ovaya dönüşmüş. Belki denizinden mahrum bırakılmakla cezalandırıldı buranın insanları. Belki hep düm düz bir ovaydı ya da kim bilir.

         Kiraladığımız arabayı otoparka getirmişler. İşlemleri yapıp koyuluyoruz yola. Ne ironik. Tıpkı o tatilde kiraladığımız arabanın marka ve modelinden. Sanki sen oturuyorsun şoför mahallinde, hava sıcak, biz sen ben işte denize doğru ilerliyoruz. Fakat yanımdaki Berfu, biz denize doğru ilerlemiyoruz, sen de yoksun.

         Bulduğumuz ilk lokantada duruyoruz. Berfu utanmasa masayı bile yiyecek. Meğer nasıl acıkmış yavrucak. İştahı yerindeyken bol bol yesin bari. Onu bu halde izlemeye bayılıyorum. Yüzü gözü yemek içinde kalıyor. Nazenin bir küçük hanım olduğunu kendisine unutturmak ister gibi davranıyor. Bir taraftan da benim ağzıma tıkıştırıyor yediklerinden. İlle yapacak bunu da. İncim. Benim incim. 

         Doğum günü hediyesini veriyorum ona. Bir flaş bellek. İçinde hikayesi, içinde annesi, içinde yarını duruyor. Oteldeki odalarımıza yerleşiyoruz. Kapımı kapatıyorum. Ona anlatacaklarımın tümünü yazdığımı, ancak buna cesaret edebildiğimi söylüyorum telefonda. Tek düşündüğü ve odaklandığı, gerçeğini öğrenmek. Telefonu kapatıyor ve artık beklemeye başlıyorum. Onun seninle ve hayatıyla yüzleşmesini.

         Flaş belleği bir çırpıda yerleştiriyor bilgisayarına. Ve okumaya başlıyor yazılanları. Bazı fotograf ve videolar da ekledim hikayeyi daha net anlaması için. Artık söz, hikayenin.

         Sana bunları kendim anlatabilmeyi çok isterdim incim. Fakat cesaret bulamadım yeterince. Lütfen beni, anneni, hayatı bağışla. Biliyorum bağışlamak en zorudur. Sen yine de buna çalış olur mu?

         Annenle çok başka, ama benzeyen alanlarda çalışırdık. İşin doğrusu, hiç karşılaşmamalı, hiç tutmamalıydık ellerimizi. Ama öyle olmadı. Annen önceleri şiddetle itti beni. Sonra kendiliğinden kabullendi. Hiç iş konuşmazdık. Hep hayat ve başka pek çok şey. Birbirimize dokunduğumuzda dünya dururdu sanki. Annen fırsat bulup benim yaşadığım eve geldiğinde, o ev bir yuvaya dönüşürdü. Orayı kendi eviymişcesine benimsemesini isterdim. Bir anahtarı vardı. Her kavgamızda ya benim geri istediğim, ya da onun fırlatıp attığı bir anahtar. Kavgalarımız da aramızdaki çekim gibi kuvvetliydi. Öyle böyle değildi yani. Günlerce hiç konuşmaz, ama sonunda ve her defasında daha güçlü bir istekle bir araya gelirdik.

         Meğer annen genetik bir hastalık taşıyıcısıymış. Bunu benden saklamış. Belki gerçekten de onun söylediği gibi, bundan söz etmeyi unutmuş. Sonuçta, taşıdığı hastalık bana da bulaşmıştı. Hayatımda hiç bilmediğim kavramlar benim için önemli hale gelecekti bir süre sonra. Göz ameliyatları sırasında hastanelerden nefret etmiştim. Fakat ne çare ki, bir hastanenin ilaç kokan odasında tam beş gün geçirecektim. Neyse ki iyileşmiş, sağlığıma kavuşmuştum. Annen bunların nedenini gizli tutmamızı istedi. İlk ama son olmayan bu bencilliğini kabullendim. Sustum, doktorlara bile anlatmadım sorduklarında. 

         Annene kızgındım yalan yok. Çünkü bu bana değer vermediğini gösteriyordu. Bütün bunlar onun ya kasten, ya ihmalen sebebiyet verdiği şeylerdi. O andan sonra sürekli bir biçimde örseledik ilişkimizi. Aramızdaki çekim alanı da bir o kadar güçleniyordu. 

         Annenin biraz daha uzağında yaşamamın daha uygun olacağına karar verdim. Buna ilkin karşı çıksa da, doğrusunun bu olduğunu anlayıp kabullendi. Anneni etrafımdaki herkesle tanıştırıyordum. Annemle bile. Kimileri onu seviyor, kimilerini o hiç sevmiyor, ama hayatımda kocaman bir yere kök salıyordu. Ben de onun etrafındaki herkesi tanıyor, fakat hiçbiriyle karşılaşamıyordum. Çünkü o böyle istiyordu. Dört duvarın arasındayken harika zaman geçiriyorduk. Bazan sıkılıyordu, bazan şu şiddetli kavgalarımızdan birinin ardından gidiyordu, yahut ben istiyordum gitmesini. Beni öyle bir şeye inandırmıştı ki, bu dünyada ilk defa sevildiğimi içselleştirmemi sağlayabilmişti. Fakat tüm bunlara rağmen, yürütememiştik işte. Onun çalışma yaşamıyla ilgili sıkıntıları vardı. Ona güvenmeyi beceremiyordum pek çok bakımdan. Ne kadar uğraştıysa, yapamamıştım bunu. Aslında güvensizliğimi haklı çıkartacak pek çok şey de olmamış değildi. Garip ilişkileri vardı bir kere. Anlam veremediğim ilişkiler. Nesini nasılını soramazdım, izin de vermezdi. Belki. İlişkimiz her şeye rağmen sürüyordu. Araya pek çok şey girmişti. Hatta ben, bir ayrılığımızın ardından hiç olmayacak şeyler yapmıştım. Bunu bile atlatmıştık. Yani onun beni hep bekleyeceğine olan inancımın zayıflığı ve bu kez artık kesinlikle bitmeli diye düşünmüş, ona başkalarıyla birlikte olduğumu söylemiştim. İlk ve tek yalanımdı. Çünkü bu hiç olmamıştı. Bir tür sınamaydı bu aslında. Bedeli çok pahalı olmuştu. Ona severek aldığım sonsuzluk bilekliğini fırlatıp atmıştı, beni her gün sadakatsizlikle suçluyordu, kanatıyordu. Ama ben bir zafer kazanmıştım. Çünkü onun her şeye rağmen yanımda olduğunu, olacağını öğrenmiştim. Bunun için her şeye değerdi. Yani anneni hiç aldatmadım ben incim. Ayrıyken bile. Oysa hep başkalarının varlığına inandı. Bunu ben de sağladım dediğim gibi.

         Fakat yine de yetmemişti. Benim ekonomik açıdan güçlenmeme zaman vardı. Beklemek istemiyordum. Oysa henüz erken diyordu. Bu sırada neler oldu neler. Bir keresinde silahımı çıkarıp ikimizi de vurmaya kalkıştım. Annen korkup kaçtı. Sonra evin yakınlarından beni aradı ve kötü olduğunu söyledi. Ona en gerçekçi evlenme teklifimi o gün yapmıştım. Evet mekan ve ortam uygunsuzdu. Fakat o teklif sahiciydi. 

         Ömrümüzün eşsiz güzellikteki zamanlarını birlikte geçiriyorduk. Bir yandan birleşiyor, bir yandan kopuyorduk. Bu kopmaların birinin ardından, tam üç ay sonra ben hayatımın belki en aceleci kararını verip, annenden de iyice uzağa düşmeyi tasarlayıp nişanlandım. Her şey öylesine hızlıydı ki, her şey benim kontrolümün dışındaydı üstelik. Nişanlım iyi biriydi. Ailesi kolayca benimsediğim insanlar olmuştu. Sürekli bir aradaydık. Annen nişanlımla aramıza girmeyi yokluğuyla bile başarıyordu. Onun yüzünden pek çok kavga etmiştik ve annenle nişanlılığım boyunca hiç görüşmedik. Bir kaç karşılaşmamız olmuştu hepsi o.

         Fakat bunca acele, bunca emek, bunca isteyişe rağmen nişan sürecim sona ermişti. Evlilik günümüzü resmen herkese ilan ettiğimiz halde üstelik. Aslında nişanlıma sorsan, ortada büyütülecek hiçbir şey yoktu. Bir konuda söylenmiş minik bir yalan vardı sadece. Ama asıl önemli olan, ikimizin nişanlanmadan önce yalansızlığa söz vermemizdi. Ben güvensizliğin sarıp sarmaladığı bir ilişkinin ne hale geleceğini yaşayarak öğrendiğim için, hiç tereddüt etmeksizin ayrılmaya karar verdim. 

         Annenle uzun süre hiç konuşmadık. Fakat bir vesile oldu ve aylardan sonra seslerimizi duyduk. Anlattık ve konuştuk uzun uzun. İkimiz de hem iyi, hem kötü hissediyorduk kendimizi. Bir sürü acaba kurcalıyordu aklımızı. Annene heyecanla ulaşmayı istediğim bir gün, bu kez de onun hayatına birini dahil ettiğini öğrendim. Mutlu olmasını dilemekten başka yapabileceğim hiçbir şey yoktu, öyle de yaptım.

         Fakat annen mutlu değildi. Bana ulaştı ve yaşadıklarını anlattı. Ne yapacağımı kestiremiyordum. Yanında olmalıydım ama nasıl? Uzağında olmalıydım ama nasıl? Sonunda bir rüzgara, daha doğrusu bir fırtınaya teslim oldum. Annenin yeni başlayan ilişkisinin sorunlarını dinliyor, bazan kızıp öfkeleniyor, bazan ona ilişkisini sağlamlaştırmasında yardım ediyor, bütün bunlar olurken onu ne kadar sevdiğimi yaşayarak öğreniyordum.

         Bir gece annen ilişkisini bitirdiğini haykırdı. Zaten içine sinmiyordu, fırsat yakalamış ve bitirmişti. Nedense buna inanmamıştım. Haklı olduğum sabah anlaşılmıştı. Öyle böyle derken annen evlendi. Fakat eksik başlamıştı bir kere ya, eksik te devam etti. Sen dünyaya geldin, bu bile yetmedi, yetemedi. Annen fiziksel şiddet dahil her türlü kötü muameleyi görüyordu. Evlendiği adam dışarıdan çok farklı görünmekteydi, ama aslında göründüğü gibi değildi. Kumar illetine tutsak olmuştu. Annenin ve kendisinin tüm birikimini tüketmişti. Sonunda gizemli bir biçimde ölmüştü. Yani incim, senin gerçek baban oydu. Bunu hep sakladım hiç söylemeyecektim ya, bu haksızlıktı sana. Ama şunu bil ki seni hep bir baba sevecenliğiyle sarıp sarmaladım.

          Bir eylül akşamı, sen henüz altı aylıkken annen seni bana getirdi. Beraberinde bütün fotografların, sana ait her şey ve bir öyküyle karşımda duruyordu. Doktora gittiğini, vücudunu saran bir kanser mikrobu yüzünden sayılı günü kaldığını anlattı. İkinizi de içeri aldım. O altı ay kadar sonra çıkıp gitti sonsuzluğa, sen benimle kaldın. O altı ay boyunca birbirimizi hiç incitmedik. Hastane süreci çok sancılıydı. Ne kadar uğraştıysam kurtaramadım onu o beladan. Baban seni nüfusuna almamış nedense. Belki ihmal, belki kasıt kim bilir. Annenle evlendik ve her şey olması gerektiği gibi oldu. Altı ömür, altı ölüm, altı sevinmek, altı üzülmek sonra tıpkı bu güne benzeyen bir doğum gününde annen, tıpkı seni doğum gününe davet edip o gün seni kendisine hediye ettiği gibi, bu kez de tam o gün vermişti son nefesini. Bu yüzdendir ki bu gün, hem doğum, hem ölüm yıl dönümüdür annenin. 

         Doğum günün kutlu olsun incim. Sen iyiki doğdun ve iyi ki varsın. Keşke annen de burada olabilseydi. Yahut keşke biz onunla olabilseydik. Ama bizi bekliyordur eminim. Bu kez bekleyelim bari birbirimizi değil mi ya? Artık bütün gerçeği öğrendin. Flaş belleğin içinde babanla ilgili fotograflar ve yazılar da bulacaksın. Doğum gününde sana verebileceğim en anlamlı hediyeydi bu sanki. En azından annenin o trafik kazasında ölmediğini öğrendin. Annen başka bir kazaya neden oldu ve o kazadan sonra öldü incim. 

         Berfu bütün gece yazılanları okumuştu. Aslında annesini değil babasını tanımıştı. Ve sanırım o da senin gibi bir doğum gününde içinden içinden ölmüştü. Ya ben? Ben artık kaybetmiştim ikinizi de, sonsuza dek hem de. 

         Otelden yalnız ayrıldım. Huzura, Mevlanaya doğru yürüdüm. İçeride bir köşede kalbim huzura ererken, dışarıda bir yerde huzuru yitiriyordum. Neden sonra bir el hissettim omuzumda. Tanıdığım bir koku, o ses. Gidelim diyordu. Bir daha bana onu anlatma. Tıpkı o gün bana annemi anlat dediği gibi kararlı ve kendisinden emindi. Fakat asıl olan, bana baba diye seslenmesiydi. Belki ölü ve hayırsız bir adam yerine, beni babalığa seçmesiydi...

Fırat Avcı | 05/03/2018

0 Yorum | 222 okunma | 0 beğeni

Yorumlar

Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorum Yapan Siz Olun.
Yorum Yapabilmek için Üye Girişi Yapmalısınız

Radyo


Siz de Dinleyin:

Son Yorumlar

vedat dündar
Ege'de İncir Bahçeleri
İncire nobel kazandıracak düzeyde bir anlatıml...
(vedat dündar tarafından)
Devamı
Mahir Başpınar
SILAYA SELAM
:) eyvallah...
(Mahir Başpınar tarafından)
Devamı
Mahir Başpınar
ASKER ANASI
Teşekkür ederim ramazan bey...
(Mahir Başpınar tarafından)
Devamı
Zekai Budak
.KİM BİLİR...
teveccühünüze teşekkürlerimle... ...
(Zekai Budak tarafından)
Devamı
Fatma Gümüş
Çaresiz Kaldım
güne düşen şiirin kıymetli şairini  ...
(Fatma Gümüş tarafından)
Devamı
Fatma Gümüş
Başarı veya Yanılgı
güne düşen şiirin kıymetli şairini Şiir z...
(Fatma Gümüş tarafından)
Devamı
Ramazan Kocapınar
SILAYA SELAM
Hasret :::Özlem:::vuslat hepsi ic ice dile kolay ...
(Ramazan Kocapınar tarafından)
Devamı
Ramazan Kocapınar
SUNA BOYLUM
MÜkemmel ...
(Ramazan Kocapınar tarafından)
Devamı
Ramazan Kocapınar
VATANIN SAHİBİSİN SEN
Tebrikler ...
(Ramazan Kocapınar tarafından)
Devamı
Ramazan Kocapınar
ASKER ANASI
Kaleminiz daim olsun muhterem....tebrikler ...
(Ramazan Kocapınar tarafından)
Devamı
Ahmet  Zeytinci
Bir Şiir ile Başlamalıyım
teşekkür ederim saygıyla... ...
(Ahmet Zeytinci tarafından)
Devamı
Şebnem Tiryaki Örs
TARIK AKAN / akrostiş /
çok teşekkür ederim .....
(Şebnem Tiryaki Örs tarafından)
Devamı
Nesrin Önem
Bir Şiir ile Başlamalıyım
Yenİ doĞan gÜne merhaba der gİbİydİ Şİİr ...
(Nesrin Önem tarafından)
Devamı
Nesrin Önem
HEM BUGÜN HEM YARINDA
Çok teŞekkÜr edİyorum hocam her daİm saygilar...
(Nesrin Önem tarafından)
Devamı
Sevim Yakıcı (Almila Kargülü)
Ben Toprak Ana
güne düşen bu veciz çalışmaya ve eserin sa...
(Sevim Yakıcı (Almila Kargülü) tarafından)
Devamı
Sevim Yakıcı (Almila Kargülü)
Ege'de İncir Bahçeleri
güne düşen bu veciz çalışmaya ve eserin sa...
(Sevim Yakıcı (Almila Kargülü) tarafından)
Devamı
Sevim Yakıcı (Almila Kargülü)
.KİM BİLİR...
güne düşen bu veciz çalışmaya ve eserin sa...
(Sevim Yakıcı (Almila Kargülü) tarafından)
Devamı
Sevim Yakıcı (Almila Kargülü)
Siyah Peçeli Adam
güne düşen bu veciz çalışmaya ve eserin sa...
(Sevim Yakıcı (Almila Kargülü) tarafından)
Devamı
Ahmet  Zeytinci
TUT ELLERİMDEN ÜŞÜYORUM
yeter ki yürek üşümesin sonrası çok zor......
(Ahmet Zeytinci tarafından)
Devamı
Ahmet  Zeytinci
HEM BUGÜN HEM YARINDA
kalbe ve bedene huzur lazım en çok. kutlarım y...
(Ahmet Zeytinci tarafından)
Devamı

Linkler