Bu akşam 21.30 da Gültekin Şahin ile "YÜREĞİNİZDEKİ DERİN İZLER" Kalbinize hoş bir seda bırakacak kaçırmayın dostlar davetlisiniz !!! (15/08/2018 08:14) | Feride Özbilge'nin doğum gününü kutlar, sağlık ve mutlulukla dileriz. (12/08/2018 20:59) | 1950’de yazdığı "Bizim Köy" ile köy edebiyatı akımını başlatan Köy Enstitülü eğitimci ve yazar Mahmut Makal, bu sabah 88 yaşında hayata gözlerini yumdu. Edebiyatın başı sağ olsun. (10/08/2018 15:37) | Şiir zamanı yaz akşamlarından güzel şiir dolu günler,esenlikler diler... (10/08/2018 15:36)


Duyuru

Tülin Şen Altınlı güzel yürekli meleğimiz unutmadık unutturmayacağız  [Devamı]

Şiir zamanı Gönlüyle Mustafa CEYLAN [Devamı]

GEÇMİŞTEN ESİNTİLER'DE BU HAFTA:MÜZEYYEN SENAR [Devamı]

Hoşgeldiniz

Özlü Sözler

    Gönlüm dilime dаrgın, dilim gönlüme Gönlüm duygulаrını аnlаtаmаdığı için kızаrken dilime;Dilim аnlаtаmаyаcаğı şeyleri düşündüğü için kızıyor gönlüme
    Mevlana

Çevrimiçi Üyeler

Yakın zamanda sitemizde 4 üye çevrimiçi oldu.
Üyeleri görebilmek için, üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Kadim Bir Öykücü: Alice Munro




 

Çağdaş olmanın ölçütlerinden biri olarak kabul edilir kitap okumak. Ne kadar çok okuduğundan öte ne kadar çok anladığını sorgulayabilen, yaşları ve eğilimleri değişmesine karşın, rutin okuma alışkanlığı istikrarlı bir güzergâhta seyreden okur kitlesinin varlığı söz konusu çağdaşlığın simgesi hiç kuşkusuz. Bu açıdan bakıldığında, ne yazık ki ülkemizin ‘çağdaşlık karnesi’ kırıklarla dolu… Okumama edilgenliğinin özürleri ise bilindik: terimlerle duygusuzlaştırılmış ders kitapları, öğrencileri edebiyattan soğutuyor, yeni tip aileler, çocuklarının edebiyata ilgi duymasını hoş görmüyor, kâğıda yapılan sürekli zamlar kitap fiyatlarını da yükseltiyor, kitap okumakla hiçbir yere varılamayacağı gibi toplumda saygın bir konum da edinilemiyor, ekonomik olarak var olma mücadelesi kitaba ayrılacak zamanı kısıtlıyor, politik erkler okumayı teşvik eden açılımlar da bulunmadığı gibi aksine okuma ‘eylemi’ni de kovuşturuyor...

 

Okumamanın gerekçeleri bir tarafa okunulan kitapların niteliği de bu handikabı derinleştiren cinsten. Okur için tercihler, siyaset-aşk-cinsellik-mistisizm gibi birkaç temayla sınırlı; temcit pilavı gibi ısıtıla ısıtıla bayatlamış deneyimler, taze ve özgün buluşlarmış gibi kapışılıp, zihinde sindiriliyor. Yazar için ise tercih, okurun nabzına paralel, beğeni eşiğinin yamacında seğirtiyor... Son birkaç yıl içinde, bu karanlık tabloya kimliği belirsiz birkaç renk daha eklendi; ana dillerini ve o dilin edebiyatını önemsemeyen yeni okurlarla, anadillerinin inceliklerinden habersiz yeni yazarlar yoğun bir şekilde alışverişe başladılar. Bu yeni yazarların pek çoğu ‘çok genç’ değil, ama kendilerini öyle sayıyorlar. Ne de olsa uyuyan bir genç okur kitlesini becerileriyle uyandırabilmiş, onlara özlediği yeniliği sunabilmişlerdi. Modern destanlar devşirerek, Batı’daki güncel akımlarla, Doğu’nun oryantalist efsanelerini aynı kotada eritip; uğurlar, büyüler, muskalarla simyacılığa girişmişlerdi. Camus’yü bilmeden ‘saçma’ya gönül veren -daha doğrusu saçmalayan- Sartre’ı okumadan bunalan –daha doğrusu bunaltan- edebiyatı sevmekle kendini sevmeyi karıştıran yazarlarla okurlar birleştiler böylelikle. Sonuç mu? Artık kitaplar daha kalın daha pahalı ama satıyor, okunmasalar bile evlerin boş kitaplıklarını işgal ediyor. Edebiyat dehası arketip yazarlara değinmişken, gazeteci yazarlara değinmeden geçmek olmaz. Yani ne tam anlamıyla gazeteci ne de tam anlamıyla yazar olanlar... Keşmekeşin yeni bir boyutu. Romanlarla, öyküler bıçkın gazeteci diliyle yazılırken en sudan magazin yazıları derin psikolojik, felsefi açılımlarla irdeleniyor onlar tarafından. Birbirine hiç benzemeyen iki mesleğin peydahladığı bu ucube, yarılmış, hastalıklı dil ilginçtir ki okuru büyüsü altına almayı başarabiliyor…

 

Okur açısından, okuyacağı kitabı seçme eğiliminin popüler kültürün dayatmalarıyla yön bulduğu açık. Kitabını satamayan yazar, görsel basının desteğiyle yüzünü satmaya yöneliyor ve bu ticari döngüde satın alınan, emek dolu bir üründen ziyade makyajlanmış bir kağıt silsilesi niteliğine bürünüyor. Bu açıdan düşünüldüğünde; magazin diline kur yapan ürünlerin hızla tüketilmesini, baskı sayısı arttıkça niteliğin de ona koşut artacağına olan inancı ve sosyal sorumluluk bilincini yitirip bireysel hezeyanlara boğulmuş kişisel –aslında klişe- yazınlara alkış tutulmasını anlamak güç değil.

Son günlerde adından sıklıkla söz edilen öykü yazarı Alice Munro, rüzgar ne taraftan eserse oraya eğilmeye meyilli okurların olduğu kadar, eskimiş, seçici ve inatçı okurların da dikkatini cezbediyor. Bunda Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmesinin etkisi yadsınamaz kuşkusuz. Ancak Munro, ‘ün’ için Edebiyat Ödüllerine gereksinen bir yazar olmadığı gibi, ‘parlamak’ için de ancak sözcüklerin ışıltısını kullanan usta bir kalem. Türk okurunun, onu hayli geç tanımış olması ( dilimize çevrilen birkaç kitabıyla) bu gerçeği değiştirmez.

 

Dünya edebiyatında “kısa öykü” denince akla gelen ilk isimlerdendir Alice Munro. Yazdığı öyküler kadar öykünün, edebiyatta daha etkin bir tür olması için çabalayan, kırk yılı aşkın sanat hayatı boyunca gündelik gerçeklerle sıkışan bireyin, kendisini ve çevresini anlamlandırma çabasını sarraf titizliğiyle işleyen kadim bir yazar... Kaleme aldığı tek romanı Lives of Girls and Women (Kızların ve Kadınların Yaşamı) dışında öykü türüne sadık kalması, öyküyü, roman için bir basamak olarak kullanmaması, Alice Munro’yu, benim gibi salt öykülere öykünen okurlar nezdinde ayrı bir yerde konumlandırıyor.

 

Alice Munro, öyküyü; “beklentiler ve betimler yumağı” diye tanımlar. Öyküye olan özel ilgisi, Batı Ontario Üniversitesi’nde öğrenciyken Rus Edebiyatı’na ve bu edebiyatın öykü dehası Anton Çehov’a olan hayranlığıyla başlar. (Şimdiler de yazara “Kanada’nın Çehov’u”  denmesi , iltifatın çok ötesinde duran bir gerçeğe işaret ediyor şüphesiz) Dimensions of Shadows (Gölgelerin Boyutları) bu yılların ürünüdür. Munro, bu ilk öyküsünde; birbirleriyle zıt karakterlere sahip bir grup kadının yaşamından kesitler sunar. Öyküde, ailenin kutsanmasından çok aileyi oluşturan fertlerin bireysel özgürlüklerinden feragat etmesi işlenir. Öykünün kaleme alındığı 1950’lerin toplumsal dalgalanmalarını; soğuk savaş yıllarının toplum üyelerinde ayyuka çıkardığı güvensizlik ve şüphe hissini, kronolojik olarak yaşlanan tarihin bilinç kaybını birer izlek halinde kağıda döker. Ancak bu izleklerin kullanımı yalnızca sembolik amaçlıdır çünkü hiçbir bireyin gölgesi kendi yalnızlığından daha büyük değildir... Munro, bu ilk öyküsünden sonra yazmaya bir müddet ara verir ve adeta ilk öyküsünün söylediklerine kulak tıkayarak evlenir. Kanada’da bir banliyöye (dilimizdeki karşılığı taşra) taşınan ve burada yılarca bir kitapevi işleten yazarın, edebiyat hayatı bu kararla tamamen farklı bir mecraya sürüklenmiştir.

 

Alice Munro’nun, metropolün çalkantılı mizacından rahatsız olup, dingin bir hayatı tercih etmesi öykülerinin karakterini de belirler: Katılımcı ve gözlemci bir edebiyat anlayışının etkisiyle kaleme aldığı öykülerinde, sıradan insanların mevcut değerler karmaşasında bir tercih yapmaya zorlandıkları koşulları dile getirir. Yazarın, korku, utanç ve ironi öğelerini harmanlayarak, küçük kasaba insanın duygularını açığa vurduğu ilk öykü derlemesi Dance of Happy Shades (Mutlu Hayaletlerin Dansı) 1968’te yayımlanır ve Kanada Edebiyat Ödülü’ne layık görülür.

Munro’nun öykücülüğünde kendini dayatan değişim olgusunun modern bir yanılsama olduğu sık sık gündeme taşınıyor. Yazarın bunu yaparken geçen yıllarla birlikte masalımsı karakterlerden uzaklaşıp daha somut bir öykü evrenine daldığı, ilk öykülerindeki mutlu sonların yerini daha mutsuz ancak çağın nabzına daha yakın kurguların aldığı görülüyor. Yazar, öyküleriyle okurunu modern zamanların ve Dünya manzaralarının eleştirisine çağırıyor.

Söz eleştiriden açılmışken, edebiyat yaşamı başarılarla dolu olan bu kadim yazara yapılan eleştiriye de değinmek de fayda var: Esasında Munro’ya yönelen eleştiri, onun öykücülüğü üzerine değil, öykülerinin neticede bir romana evirilmemesine yöneliktir. Öyküyü, roman için bir basamak kabul eden bu anlayış onun kalemini yetersizlikle suçlar. Türk Edebiyatı’nda, Sait Faik Abasıyanık, Feyyaz Kayacan, Tomris Uyar ve Bilge Karasu gibi kimi öykücülerin de maruz kaldığı bu eleştirinin gerçeği yansıttığı söylenemez. İki tür aralarında kıyas kabul etmeyecek kadar farklıdır. Öykü, romana geçişte kalemin tecrübe kazandığı bir kulvar değil aksine -kısa metrajlı yapısının daha yoğun duygu ve düşünceyi gerektirmesinden dolayı - roman, çeperi genişleyen öykünün duygudan duyuya, durumdan olaya, tınıdan sese dönüşmesidir. Bu bağlam da şöyle diyor Munro: “öykü, duygu ve düşünceyi taşımada romana nazaran daha yoğun daha çarpıcı daha etkin bir araçtır” Alice Munro’nun bu düşüncesine sadık kalarak salt öykü türünde ürünler verdiğini belirtmiştim. Onun tek romanı olarak kabul edilen “Kızların ve Kadınların Yaşamı” adlı kitabı ise yapısı itibariyle roman türüne uzaktır. Munro’nun bu eserinde biçim olarak dikkat çeken şey, birbirinden bağımsız olarak kurgulanan öykülerin büyük bir ustalıkla aynı yol çatında buluşmasıdır. Öyküler, roman içine serpiştirilmiştir, her öykü kendisinden sonra gelen öyküyle metoforik bir ilişki içerisindedir. Romanın her bölümü bir önceki bölümün (ya da öykünün) finaliyle ilintili birer epigramla başlar. Bu bölümler italik harflerle yazılmıştır ve daha ilginç olanı bu epigramlar alt alta dizilip okunduğunda romanın özetini verir..

 

Alice Munro’nun öykülerinde otobiyografik unsurlar ve karakterler hayli yoğundur. Kendi deyişiyle; “Yarattığı karakterler, yaşadığı insanlardan çok uzak değil”dir. Water and Fog (Su ve Sis) adlı kitabında okur, mütemadiyen yazarın ‘ben’iyle karşı karşıyadır. Kimi yazınlarda ben- anlatıcı dilinin kullanılması, okuru yazının otobiyografik olduğu fikrine götürebilir. Ancak Munro, ben- anlatıcı diliyle kendini betimlemez, bağımsız bir objeler yığınını bu dille okura daha inandırıcı kılar sadece.

Yazarın ilk kitabı olan Mutlu Hayaletlerin Dansı, keşfedilmeyi bekleyen onca yaşam öyküsüyle hala capcanlı bir şekilde okurunu bekliyor.Giller Edebiyat Ödülü’nü kazananKaçak, Munro’nun dilimize çevrilen ilk kitabı olma özeliğinin yanı sıra, Juliet karakteriyle fizyolojik bir tanım olarak kadına ışık tutuyor. Kızların ve Kadınların Yaşamı, birbirinden farklı öyküleri ustaca günümüze yakınlaştırıyor. İçeriği kadar biçemi de sağlam bir izlek. 2009 Man Booker International'a layık görülen derlemesi Ben ve Bazıları, yazarın kronolojik olarak öyküde kat ettiği mesafeyi görmek isteyenler için büyük bir şans... Bazı Kadınlar ve Çocuklar Kalıyor, eseri dilimize kazandırılan ikinci toplam. İnsan gerçekliğinin bir kadın portresinde sezdirildiği çok etkin bir öykü yumağı... Geçtiğimiz Haziran ayında yayınlanan Sevgili Hayat yazarın son kitabı...

 

Bizim ‘genç yazarlar’ımız, tadı kaçmış deneyimlerle gençliğe kur yapa dursun, 80 yaşını bulan Munro, diri, güncel ve özgün öyküleriyle hala çok güzel hala çok çekici...

 

Vedat Keleş
Hayal Kültür Sanat
Ekim, İkibinonüç

Vedat Keleş | 07/06/2018

8 Yorum | 105 okunma | 0 beğeni

Yorumlar

Yorum Yapabilmek için Üye Girişi Yapmalısınız

Yasemin Demir 01/08/2018 23:05

Bu güzel çalışma bir ay boyunca makamına yaraşır şekilde bizlere göz kırpacak KUTLUYORUZ  

 

Yasemin Demir 17/06/2018 22:26

Güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyuncada  makamını onurlandıracak haftanın seçkisi olarak . Şiir zamanı yönetimi adına içtenlikle kutlarız şairimizi ..Nice güzel paylaşımlara

Ramazan Topoğlu 10/06/2018 10:55

Bu değerli edebî paylaşım için sizi içtenlikle kutluyoruz değerli Vedat bey. Bu tür yazılar bilgilendirirken taşıdığı akıcı ve edebî içerik de dikkati çekiyor. Bu paylaşım edebi mutluluk verdi. Sevgili Hayat'ı sevimlileştirdi, sevgisi artırdı. 

Güzel de bir başlıkla. 
(Alice Munro: Kadim Bir Öykücü olarak başlık atarsan google'den Alice Munra arandığında bu yazı da çıkar ve istifade edilme oranı artar. Minik bir öneriydi.)

Beklentiler ve betimler yumağı tanımlaması kapsamında bizim beklentilerimizle uyuşan değerli bir katkınız oldu. 

Selam sevgi ve saygılarımızla.

Çok teşekkürler efendim eski bir çalışmama değer katmışsınız. Yeni çalışmalarım kitap aşamasında olduğu için çok fazla aktif olamıyorum.yorumunuz değerliydi var olun iyi bayramlar

Vedat Keleş

Ramazan Boran 08/06/2018 00:06

Günün seçkisini ve değerli kalemini şiirzamanı yönetimi olarak gönülden tebrik ederiz.

Şiir zamanı yönetimine en içten teşekkürler

Vedat Keleş

Yasemin Demir 07/06/2018 23:19

Daha önce okumuştum ama yeniden okumak bu güçlü kalemden kardeşimden yazılar okumak iyi geldi kutladım ben saygımla

Teşekkürler ablam okunmaya değer bulan yüreğin çok yaşasın

Vedat Keleş

Radyo


Siz de Dinleyin:

Son Yorumlar

Sevim Yakıcı (Almila Kargülü)
GÖMÜLEN BENİM
günün seçkisine ve kıymetli Şairine ...
(Sevim Yakıcı (Almila Kargülü) tarafından)
Devamı
Sevim Yakıcı (Almila Kargülü)
GÖK GÜRÜLTÜSÜNDEN KORKSAK BİLE...
günün seçkisine ve kıymetli Şairine ...
(Sevim Yakıcı (Almila Kargülü) tarafından)
Devamı
Sevim Yakıcı (Almila Kargülü)
KARANFİLDEN MASAL
günün seçkisine ve kıymetli Şairine ...
(Sevim Yakıcı (Almila Kargülü) tarafından)
Devamı
Sevim Yakıcı (Almila Kargülü)
Kalem Şaha Kalkarsa
günün seçkisine ve kıymetli Şairine ...
(Sevim Yakıcı (Almila Kargülü) tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
Kalem Şaha Kalkarsa
Kalemle söz arasındaki dayanışmanın gücü i...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
KARANFİLDEN MASAL
Zaman hızla akıp giderken avuçlarımızdan, yü...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
Ahşap Çerçeveli Öyküler
Çok teşekkür ederim ferda hanım. sizin de b...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Ferda özsoy
Sahaf
İlk okuduğum kitap kemallettin tuğcu'nun ''Çoc...
(Ferda özsoy tarafından)
Devamı
Ferda özsoy
AHİRÎ İKİLEMLER
Şiirler hoş seda bırakacaktır okudukça tüm s...
(Ferda özsoy tarafından)
Devamı
Ferda özsoy
Ahşap Çerçeveli Öyküler
Yokluk içinde manevi tokluk vardı.hoşgörü ins...
(Ferda özsoy tarafından)
Devamı
Ferda özsoy
MASKE.......
Çok teşekkür ederim mesut hocam size ve değerl...
(Ferda özsoy tarafından)
Devamı
vahdet çil
Mırıldanma
Çok teşekkür ederim ramazan bey.Şİİr zamani ...
(vahdet çil tarafından)
Devamı
Mesut Turgay Kılıçoğlu
Patolojik Vaka
günün seçkisini ve değerli kalemini  Şi...
(Mesut Turgay Kılıçoğlu tarafından)
Devamı
Mesut Turgay Kılıçoğlu
MASKE.......
günün seçkisini ve değerli kalemini  Şi...
(Mesut Turgay Kılıçoğlu tarafından)
Devamı
Mesut Turgay Kılıçoğlu
İçimin deltası
günün seçkisini ve değerli kalemini  Şi...
(Mesut Turgay Kılıçoğlu tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
**Kuşlara sor beni
Taze heyecan duymayan yeni şiir yazamaz , cenap ...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
Tiridine Tiridinus
yalnızlığı yaşayan insanların, kendi içl...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Mesut Turgay Kılıçoğlu
Zamansız Açlık
Hasan büyükkara hocam çok teşekkür ederim de...
(Mesut Turgay Kılıçoğlu tarafından)
Devamı
Mesut Turgay Kılıçoğlu
Zamansız Açlık
Ferda Özsoy hocam evet haklısınız..  yaln...
(Mesut Turgay Kılıçoğlu tarafından)
Devamı
Ali  ALTINLI
TOPLANSIN ÜÇER-BEŞER
Eyvallah kalem dostlarim... eyvallah......
(Ali ALTINLI tarafından)
Devamı

Linkler