Şinasi KULA'yı kaybettik. Sitemiz üyesi, etkinlik katılımcısı, eğitimci, şair, yapımcı, ozan, müzisyen. Yasemin Hanımın öğretmeni. Devri daim olsun. Hüzünlüyüz. (24/03/2019 01:32)


Duyuru

Shakespeare Okumak O Kadar Zor Değil [Devamı]

Thomas Bernhard:  Öfkenin Barok ve Romantik hali [Devamı]

Çok Şey Söylendi Öykü Üzerine Çok+ Bir* [Devamı]

GEÇMİŞTEN ESİNTİLER : BERKANT [Devamı]

SİTEMİZ ŞAİRLERİNDEN MEHMET NACAR HAYATINI KAYBETTİ  [Devamı]

Hoşgeldiniz

Özlü Sözler

    Şiir öyle bir orkestradır ki, bütün doğanın ve insanların sesini yansıtır.
    VICTOR HUGO

Çevrimiçi Üyeler

Yakın zamanda sitemizde 3 üye çevrimiçi oldu.
Üyeleri görebilmek için, üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Kadim Bir Öykücü: Alice Munro




 

Çağdaş olmanın ölçütlerinden biri olarak kabul edilir kitap okumak. Ne kadar çok okuduğundan öte ne kadar çok anladığını sorgulayabilen, yaşları ve eğilimleri değişmesine karşın, rutin okuma alışkanlığı istikrarlı bir güzergâhta seyreden okur kitlesinin varlığı söz konusu çağdaşlığın simgesi hiç kuşkusuz. Bu açıdan bakıldığında, ne yazık ki ülkemizin ‘çağdaşlık karnesi’ kırıklarla dolu… Okumama edilgenliğinin özürleri ise bilindik: terimlerle duygusuzlaştırılmış ders kitapları, öğrencileri edebiyattan soğutuyor, yeni tip aileler, çocuklarının edebiyata ilgi duymasını hoş görmüyor, kâğıda yapılan sürekli zamlar kitap fiyatlarını da yükseltiyor, kitap okumakla hiçbir yere varılamayacağı gibi toplumda saygın bir konum da edinilemiyor, ekonomik olarak var olma mücadelesi kitaba ayrılacak zamanı kısıtlıyor, politik erkler okumayı teşvik eden açılımlar da bulunmadığı gibi aksine okuma ‘eylemi’ni de kovuşturuyor...

 

Okumamanın gerekçeleri bir tarafa okunulan kitapların niteliği de bu handikabı derinleştiren cinsten. Okur için tercihler, siyaset-aşk-cinsellik-mistisizm gibi birkaç temayla sınırlı; temcit pilavı gibi ısıtıla ısıtıla bayatlamış deneyimler, taze ve özgün buluşlarmış gibi kapışılıp, zihinde sindiriliyor. Yazar için ise tercih, okurun nabzına paralel, beğeni eşiğinin yamacında seğirtiyor... Son birkaç yıl içinde, bu karanlık tabloya kimliği belirsiz birkaç renk daha eklendi; ana dillerini ve o dilin edebiyatını önemsemeyen yeni okurlarla, anadillerinin inceliklerinden habersiz yeni yazarlar yoğun bir şekilde alışverişe başladılar. Bu yeni yazarların pek çoğu ‘çok genç’ değil, ama kendilerini öyle sayıyorlar. Ne de olsa uyuyan bir genç okur kitlesini becerileriyle uyandırabilmiş, onlara özlediği yeniliği sunabilmişlerdi. Modern destanlar devşirerek, Batı’daki güncel akımlarla, Doğu’nun oryantalist efsanelerini aynı kotada eritip; uğurlar, büyüler, muskalarla simyacılığa girişmişlerdi. Camus’yü bilmeden ‘saçma’ya gönül veren -daha doğrusu saçmalayan- Sartre’ı okumadan bunalan –daha doğrusu bunaltan- edebiyatı sevmekle kendini sevmeyi karıştıran yazarlarla okurlar birleştiler böylelikle. Sonuç mu? Artık kitaplar daha kalın daha pahalı ama satıyor, okunmasalar bile evlerin boş kitaplıklarını işgal ediyor. Edebiyat dehası arketip yazarlara değinmişken, gazeteci yazarlara değinmeden geçmek olmaz. Yani ne tam anlamıyla gazeteci ne de tam anlamıyla yazar olanlar... Keşmekeşin yeni bir boyutu. Romanlarla, öyküler bıçkın gazeteci diliyle yazılırken en sudan magazin yazıları derin psikolojik, felsefi açılımlarla irdeleniyor onlar tarafından. Birbirine hiç benzemeyen iki mesleğin peydahladığı bu ucube, yarılmış, hastalıklı dil ilginçtir ki okuru büyüsü altına almayı başarabiliyor…

 

Okur açısından, okuyacağı kitabı seçme eğiliminin popüler kültürün dayatmalarıyla yön bulduğu açık. Kitabını satamayan yazar, görsel basının desteğiyle yüzünü satmaya yöneliyor ve bu ticari döngüde satın alınan, emek dolu bir üründen ziyade makyajlanmış bir kağıt silsilesi niteliğine bürünüyor. Bu açıdan düşünüldüğünde; magazin diline kur yapan ürünlerin hızla tüketilmesini, baskı sayısı arttıkça niteliğin de ona koşut artacağına olan inancı ve sosyal sorumluluk bilincini yitirip bireysel hezeyanlara boğulmuş kişisel –aslında klişe- yazınlara alkış tutulmasını anlamak güç değil.

Son günlerde adından sıklıkla söz edilen öykü yazarı Alice Munro, rüzgar ne taraftan eserse oraya eğilmeye meyilli okurların olduğu kadar, eskimiş, seçici ve inatçı okurların da dikkatini cezbediyor. Bunda Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülmesinin etkisi yadsınamaz kuşkusuz. Ancak Munro, ‘ün’ için Edebiyat Ödüllerine gereksinen bir yazar olmadığı gibi, ‘parlamak’ için de ancak sözcüklerin ışıltısını kullanan usta bir kalem. Türk okurunun, onu hayli geç tanımış olması ( dilimize çevrilen birkaç kitabıyla) bu gerçeği değiştirmez.

 

Dünya edebiyatında “kısa öykü” denince akla gelen ilk isimlerdendir Alice Munro. Yazdığı öyküler kadar öykünün, edebiyatta daha etkin bir tür olması için çabalayan, kırk yılı aşkın sanat hayatı boyunca gündelik gerçeklerle sıkışan bireyin, kendisini ve çevresini anlamlandırma çabasını sarraf titizliğiyle işleyen kadim bir yazar... Kaleme aldığı tek romanı Lives of Girls and Women (Kızların ve Kadınların Yaşamı) dışında öykü türüne sadık kalması, öyküyü, roman için bir basamak olarak kullanmaması, Alice Munro’yu, benim gibi salt öykülere öykünen okurlar nezdinde ayrı bir yerde konumlandırıyor.

 

Alice Munro, öyküyü; “beklentiler ve betimler yumağı” diye tanımlar. Öyküye olan özel ilgisi, Batı Ontario Üniversitesi’nde öğrenciyken Rus Edebiyatı’na ve bu edebiyatın öykü dehası Anton Çehov’a olan hayranlığıyla başlar. (Şimdiler de yazara “Kanada’nın Çehov’u”  denmesi , iltifatın çok ötesinde duran bir gerçeğe işaret ediyor şüphesiz) Dimensions of Shadows (Gölgelerin Boyutları) bu yılların ürünüdür. Munro, bu ilk öyküsünde; birbirleriyle zıt karakterlere sahip bir grup kadının yaşamından kesitler sunar. Öyküde, ailenin kutsanmasından çok aileyi oluşturan fertlerin bireysel özgürlüklerinden feragat etmesi işlenir. Öykünün kaleme alındığı 1950’lerin toplumsal dalgalanmalarını; soğuk savaş yıllarının toplum üyelerinde ayyuka çıkardığı güvensizlik ve şüphe hissini, kronolojik olarak yaşlanan tarihin bilinç kaybını birer izlek halinde kağıda döker. Ancak bu izleklerin kullanımı yalnızca sembolik amaçlıdır çünkü hiçbir bireyin gölgesi kendi yalnızlığından daha büyük değildir... Munro, bu ilk öyküsünden sonra yazmaya bir müddet ara verir ve adeta ilk öyküsünün söylediklerine kulak tıkayarak evlenir. Kanada’da bir banliyöye (dilimizdeki karşılığı taşra) taşınan ve burada yılarca bir kitapevi işleten yazarın, edebiyat hayatı bu kararla tamamen farklı bir mecraya sürüklenmiştir.

 

Alice Munro’nun, metropolün çalkantılı mizacından rahatsız olup, dingin bir hayatı tercih etmesi öykülerinin karakterini de belirler: Katılımcı ve gözlemci bir edebiyat anlayışının etkisiyle kaleme aldığı öykülerinde, sıradan insanların mevcut değerler karmaşasında bir tercih yapmaya zorlandıkları koşulları dile getirir. Yazarın, korku, utanç ve ironi öğelerini harmanlayarak, küçük kasaba insanın duygularını açığa vurduğu ilk öykü derlemesi Dance of Happy Shades (Mutlu Hayaletlerin Dansı) 1968’te yayımlanır ve Kanada Edebiyat Ödülü’ne layık görülür.

Munro’nun öykücülüğünde kendini dayatan değişim olgusunun modern bir yanılsama olduğu sık sık gündeme taşınıyor. Yazarın bunu yaparken geçen yıllarla birlikte masalımsı karakterlerden uzaklaşıp daha somut bir öykü evrenine daldığı, ilk öykülerindeki mutlu sonların yerini daha mutsuz ancak çağın nabzına daha yakın kurguların aldığı görülüyor. Yazar, öyküleriyle okurunu modern zamanların ve Dünya manzaralarının eleştirisine çağırıyor.

Söz eleştiriden açılmışken, edebiyat yaşamı başarılarla dolu olan bu kadim yazara yapılan eleştiriye de değinmek de fayda var: Esasında Munro’ya yönelen eleştiri, onun öykücülüğü üzerine değil, öykülerinin neticede bir romana evirilmemesine yöneliktir. Öyküyü, roman için bir basamak kabul eden bu anlayış onun kalemini yetersizlikle suçlar. Türk Edebiyatı’nda, Sait Faik Abasıyanık, Feyyaz Kayacan, Tomris Uyar ve Bilge Karasu gibi kimi öykücülerin de maruz kaldığı bu eleştirinin gerçeği yansıttığı söylenemez. İki tür aralarında kıyas kabul etmeyecek kadar farklıdır. Öykü, romana geçişte kalemin tecrübe kazandığı bir kulvar değil aksine -kısa metrajlı yapısının daha yoğun duygu ve düşünceyi gerektirmesinden dolayı - roman, çeperi genişleyen öykünün duygudan duyuya, durumdan olaya, tınıdan sese dönüşmesidir. Bu bağlam da şöyle diyor Munro: “öykü, duygu ve düşünceyi taşımada romana nazaran daha yoğun daha çarpıcı daha etkin bir araçtır” Alice Munro’nun bu düşüncesine sadık kalarak salt öykü türünde ürünler verdiğini belirtmiştim. Onun tek romanı olarak kabul edilen “Kızların ve Kadınların Yaşamı” adlı kitabı ise yapısı itibariyle roman türüne uzaktır. Munro’nun bu eserinde biçim olarak dikkat çeken şey, birbirinden bağımsız olarak kurgulanan öykülerin büyük bir ustalıkla aynı yol çatında buluşmasıdır. Öyküler, roman içine serpiştirilmiştir, her öykü kendisinden sonra gelen öyküyle metoforik bir ilişki içerisindedir. Romanın her bölümü bir önceki bölümün (ya da öykünün) finaliyle ilintili birer epigramla başlar. Bu bölümler italik harflerle yazılmıştır ve daha ilginç olanı bu epigramlar alt alta dizilip okunduğunda romanın özetini verir..

 

Alice Munro’nun öykülerinde otobiyografik unsurlar ve karakterler hayli yoğundur. Kendi deyişiyle; “Yarattığı karakterler, yaşadığı insanlardan çok uzak değil”dir. Water and Fog (Su ve Sis) adlı kitabında okur, mütemadiyen yazarın ‘ben’iyle karşı karşıyadır. Kimi yazınlarda ben- anlatıcı dilinin kullanılması, okuru yazının otobiyografik olduğu fikrine götürebilir. Ancak Munro, ben- anlatıcı diliyle kendini betimlemez, bağımsız bir objeler yığınını bu dille okura daha inandırıcı kılar sadece.

Yazarın ilk kitabı olan Mutlu Hayaletlerin Dansı, keşfedilmeyi bekleyen onca yaşam öyküsüyle hala capcanlı bir şekilde okurunu bekliyor.Giller Edebiyat Ödülü’nü kazananKaçak, Munro’nun dilimize çevrilen ilk kitabı olma özeliğinin yanı sıra, Juliet karakteriyle fizyolojik bir tanım olarak kadına ışık tutuyor. Kızların ve Kadınların Yaşamı, birbirinden farklı öyküleri ustaca günümüze yakınlaştırıyor. İçeriği kadar biçemi de sağlam bir izlek. 2009 Man Booker International'a layık görülen derlemesi Ben ve Bazıları, yazarın kronolojik olarak öyküde kat ettiği mesafeyi görmek isteyenler için büyük bir şans... Bazı Kadınlar ve Çocuklar Kalıyor, eseri dilimize kazandırılan ikinci toplam. İnsan gerçekliğinin bir kadın portresinde sezdirildiği çok etkin bir öykü yumağı... Geçtiğimiz Haziran ayında yayınlanan Sevgili Hayat yazarın son kitabı...

 

Bizim ‘genç yazarlar’ımız, tadı kaçmış deneyimlerle gençliğe kur yapa dursun, 80 yaşını bulan Munro, diri, güncel ve özgün öyküleriyle hala çok güzel hala çok çekici...

 

Vedat Keleş
Hayal Kültür Sanat
Ekim, İkibinonüç

Vedat Keleş | 07/06/2018

8 Yorum | 377 okunma | 0 beğeni

Yorumlar

Yorum Yapabilmek için Üye Girişi Yapmalısınız

Yasemin Demir 01/08/2018 23:05

Bu güzel çalışma bir ay boyunca makamına yaraşır şekilde bizlere göz kırpacak KUTLUYORUZ  

 

Yasemin Demir 17/06/2018 22:26

Güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyuncada  makamını onurlandıracak haftanın seçkisi olarak . Şiir zamanı yönetimi adına içtenlikle kutlarız şairimizi ..Nice güzel paylaşımlara

Ramazan Topoğlu 10/06/2018 10:55

Bu değerli edebî paylaşım için sizi içtenlikle kutluyoruz değerli Vedat bey. Bu tür yazılar bilgilendirirken taşıdığı akıcı ve edebî içerik de dikkati çekiyor. Bu paylaşım edebi mutluluk verdi. Sevgili Hayat'ı sevimlileştirdi, sevgisi artırdı. 

Güzel de bir başlıkla. 
(Alice Munro: Kadim Bir Öykücü olarak başlık atarsan google'den Alice Munra arandığında bu yazı da çıkar ve istifade edilme oranı artar. Minik bir öneriydi.)

Beklentiler ve betimler yumağı tanımlaması kapsamında bizim beklentilerimizle uyuşan değerli bir katkınız oldu. 

Selam sevgi ve saygılarımızla.

Çok teşekkürler efendim eski bir çalışmama değer katmışsınız. Yeni çalışmalarım kitap aşamasında olduğu için çok fazla aktif olamıyorum.yorumunuz değerliydi var olun iyi bayramlar

Vedat Keleş

Ramazan Boran 08/06/2018 00:06

Günün seçkisini ve değerli kalemini şiirzamanı yönetimi olarak gönülden tebrik ederiz.

Şiir zamanı yönetimine en içten teşekkürler

Vedat Keleş

Yasemin Demir 07/06/2018 23:19

Daha önce okumuştum ama yeniden okumak bu güçlü kalemden kardeşimden yazılar okumak iyi geldi kutladım ben saygımla

Teşekkürler ablam okunmaya değer bulan yüreğin çok yaşasın

Vedat Keleş

Radyo


Siz de Dinleyin:

Son Yorumlar

Serpil  Savaş
DEVAM EDİYORUM ...
Çok teşekkür ederim sevgili Şebnem hanım sağ...
(Serpil Savaş tarafından)
Devamı
Şebnem Tiryaki Örs
DEVAM EDİYORUM ...
Tebrik ederim yüreğinize sağlık... ...
(Şebnem Tiryaki Örs tarafından)
Devamı
Serpil  Savaş
BAHTSIZ BİR MAZİM VAR
Sevgili Şebnem hanım teşekkür ederim sevgiler&...
(Serpil Savaş tarafından)
Devamı
Şebnem Tiryaki Örs
BAHTSIZ BİR MAZİM VAR
Tebrik ederim hocam...
(Şebnem Tiryaki Örs tarafından)
Devamı
Şebnem Tiryaki Örs
Susuyor
Tebrik ederim..  yasemin ablamın da sesine s...
(Şebnem Tiryaki Örs tarafından)
Devamı
Ahmet  Çiftci
MATEMATİK DE BİTTİ
Eyvallah hocam, muhabbet erbabından güzel söz d...
(Ahmet Çiftci tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
Ne GüZeLSiN SeN iSTaNBuL
Şehrin farklı bakışlarını derleyen bir küll...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
Şehr-i İstanbul
Koç şiirinin deinliğindeki tukuvaz yansımalar...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
*Darağacı Gecelerinde
Farklı tarz veya kurgudaki öbeklerle güzel bir ...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Serpil  Savaş
BAHTSIZ BİR MAZİM VAR
Orhan bey çok teşekkür ederim, saygılar....
(Serpil Savaş tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
MATEMATİK DE BİTTİ
Böylesine bir şiiri, genelde ozanlar yazabilir. ...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
GÜNAH ARAMA
Ahenkle, bir celsede okunuverdi gitti şiir. slm....
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
Susuyor
Derinlik veren tasvirler, bütünlüğünü sağl...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
BUGÜN DERİM
Derli toplu bi şiir. bütinlük kokan, ahenk duyu...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
BAHTSIZ BİR MAZİM VAR
Harka bir serbest, ahenkle okundu bitiverdi, ancak...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Zekai Budak
ŞİİRLERİM
günün seçkisini ve şairesini Şİİr zamani ...
(Zekai Budak tarafından)
Devamı
Turgay COŞKUN
Sözde Yemek Yapma Yarışmaları
nedense yazmak istediklertimi yazdığımda "di...
(Turgay COŞKUN tarafından)
Devamı
vahdet çil
Bir Umut Verseydin
Ramazan bey'in şahsında,Şİİr zamani ailesine,...
(vahdet çil tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
Düş
günün seçkisini ve değerli kalemini  Ş...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
Süs Olsun Diye.
günün seçkisini ve değerli kalemini  Ş...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı

Linkler