Bu akşam 21.30 da Gültekin Şahin ile "YÜREĞİNİZDEKİ DERİN İZLER" Kalbinize hoş bir seda bırakacak kaçırmayın dostlar davetlisiniz !!! (12/12/2018 08:21) | Şiir Zamanı Sonbahar ile Kış günlerini ısıtan ve ışıtan güzellikte şiir dolu günler diler. (21/11/2018 20:39)


Duyuru

Tülin Şen Altınlı güzel yürekli meleğimiz unutmadık unutturmayacağız  [Devamı]

Şiir zamanı Gönlüyle Mustafa CEYLAN [Devamı]

GEÇMİŞTEN ESİNTİLER: FERDİ ÖZBEĞEN [Devamı]

Hoşgeldiniz

Özlü Sözler

    Bu dünyaya istediğimiz gibi gelmedik, bu dünyadan istediğimiz gibi gidemeyiz.
    ÖMER HAYYAM

Çevrimiçi Üyeler

Yakın zamanda sitemizde 12 üye çevrimiçi oldu.
Üyeleri görebilmek için, üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Köy Öğretmeni Turgay (Açlık ve Kâbus)



Köye geldiğim günü, ilk dersimi düşündüm.
 
Mesleğimden bile beni vazgeçirtecek kadar sarsıntısı büyüktü o anların... Tam bir hayat dersiydi. Şu an gözlerimin önündeydi her şey. Yazmıştım zaten yaşadıklarımı. Masanın üzerinde dururdu günlüğüm. Buz gibi odada, bitkinliğim el verdiğince uzanıp aldım, rakkase alevimin ışıltısında okumaya başladım anılarımı.
 
“Öğretmen sıfatıyla ilk kez dersliğe girecek olmanın heyecanıyla titriyor yüreğim. Stajyer olarak çok ders yapmıştım okulumda; ama bu farklı... Öğretmen olmak, o duyguyu iliklerime kadar hissetmek bir başka güzellik benim için. Bana birinci sınıfı verdi müdür yetkilisi de olan Mustafa Bey. İdealist, görev aşkıyla çarpan bir kalbe sahip, çocuk sevgisi hücrelerine kadar sinmiş, acar bir öğretmen olarak görüyorum kendimi. Çok genç yaşta kazandığım tüm fırsatları, biraz da babamın etkisiyle bırakıp buraya geldim ben.”  
 
“Minibüsle köye geldiğimde, ilk olarak Mustafa karşıladı beni okulun bahçesinde. Yaklaşırken baktım şöyle. İnceledim kısa bir an Mustafa Bey’i. Benden iki yaş kadar büyük görünüyordu. Bu köyden olmasa bile, belli ki bu yöreden biriydi. Bıyıkları kalın, sert bakışlı, zoraki gülümseyen bir yüze sahipti. Boyu da benden az uzun, burnu öne doğru çıkıntılı ve eğriydi. Kabadayı bir tipi vardı. Hatta hafif kambur olmasa belki ürkütürdü de... Şive tam bir doğu şivesiydi.”
 
“Yan yana geldiğimizde, sanki uzun yıllardır tanışıyoruz havasını yarattı. O sert bakışların altındaki şakacı yapısı bir tezattı sanki. Ya sert bakışlar yapaydı ya da şakacı yönü... ‘Torpak başan’ demişti ilk elimi sıktığında ve ‘Ben de seni kelli felli biri zannettiydim.’  diye de devam etmişti. Susmayıp konuşuyordu. ‘Ele o boyda galasan; boyunda benden gısaymış.’ dedikten sonra, şiveyi çok sevdiğimi söyledim. ‘E ben de Vanlıyam; ama bu köyden değil, şanlıyam’ dedi.”
 
“Gülümsemiştim kendimi tanıtırken. Konuşmamı çok kibar bulmuştu. ‘Kırılacaksan he, dikkat et hele’ demişti. Sonraki konuşmalarında şiveyi düzeltmişti. Sorduğum zamanlarda nedenini, benim şakacı biri olup olmadığımı ölçmek için öyle konuştuğunu anlatmıştı.”
 
“İki yıl önce gelmiş köye Mustafa. O zamanki müdür yetkilisi evli olduğu için, kendisine ufacık öğretmenler odasını vermişler. Somya sığmamış ve yere yatak sererek yatmış. Bazen fareler üzerinde cirit atarmış. Geceleri de dört defa çay demlermiş. Bu yıl da artık son senesiymiş bu köyde.” 
 
“Öğrenciler öğretmensiz olduğundan hemen derse girmemi istedi. Dersliğe yaklaştıkça, okul ve derslikle ilgili kısa kısa bilgiler de veriyordu. Konuşmaya başlamıştı ve susmuyordu. ‘Bu köy büyüktür ha! Beş yüz haneden fazla. Kan davası var. Sakın taraf olma sen. Öğretmeni severler. Yeter ki sen akıllı ol. Tamam mı gardaş? Önlüksüz tüm öğrenciler burada. Garibine gitmeye. Sen de mert birine benzirsen. Ha şu dağlar İrini Dağları. Beraber gezerik artık.’ Konuşmalar garip değildi; asıl gariplik lojmanın küçük odasının eğitim öğretime açılmasıydı. Derslik kapısı ile yatacağımız oda kapısı arası sadece bir tuğla genişliği kadardı. Sınıfa girdiğimde daha da şaşırmıştım. Sağ ve sol duvar kenarlarına ardı ardına üçer sıra dizilmişti. Toplam altı sıraya dörder öğrenci oturuyor, zor sığıyorlardı.”
 
“Şaşkınım… Hayallerim böyle değildi ki…” 
 
            “Öğrenci sayısı artınca derslik yetmemiş, lojmanın bir odası da bu şekilde eğitime ayrılmış. Zaten iki odaydı lojman. Kalan tek odaysa, iki öğretmene yetmek zorunda... Yatma, dinlenme, oturma, ısınma, misafir ağırlama, banyo gibi işlemler hep o tek odaya sığacak bu durumda.”
 
“Çok garip binanın mevcut hali… Dış kapıdan girince hemen solda tuvalet var. Onun bitişiğinde de yatıp oturulan oda... Sonra derslik, bir sonrası mutfak... Her şey iç içe yani.”
 
Kapattım günlüğümü. “Keşke Mustafa kalsaydı, İbo gelmeseydi” dedim içimden.
 
Açlık ve soğuk bana rahat vermiyordu. Soğuğu hücrelerime kadar hissedince, titreyen rakkase aleve baktım gazlı lambada. Benim için kolay ve sıcak olana sığınıp yine ilk geldiğim güne ve günlere döndüm. Bu kez günlüğümü değil, anılarımı devreye sokmuştum.
 
***
 
İlk olarak lojman ve dersliğe baktığımda; “Sabah pijamayla mutfağa, tuvalete gitmek mümkün değil o halde demiştim Mustafa’ya. O da gülmüş, “Bu örnek diğerleri yanında çok basit kalır be süt çocuğu” diye cevaplamıştı.
 
Artık dersliğin kapısındaydık. Birlikte girdik içeri ve ilk o konuştu:
 
“-Tünaydın çocuklar...”
 
“-...”
 
Cevap vermemiş, tuhaf tuhaf bakmışlardı yüzüne. Bozulsa da belli etmemiş, devam etmişti konuşmasına:
 
“-Yeni öğretmen getirdim size çocuklar. Bu yıl birliktesiniz. İnşallah üzmezsiniz öğretmeninizi.”
 
Genelde, ilk olarak derse giren öğretmenlere,  idarecilerin yaptığı klasik bir söylemdi bu konuşma.  Anlamadıkları o kadar belliydi ki; çocukların hiç birinde ses ya da tepki yoktu. Elimi sıkarak derslikten gitmişti Mustafa. Mahcup olmuş gibiydi sanki çocukların cevap vermemesinden.
 
Öğrencileri gülümseyerek incelemiştim bu arada. Mutsuzdular. O kadar belliydi ki mutsuzlukları… Çocuksu bir sevinç yoktu yüzlerinde.
 
Bunları düşünürken bir erkek öğrenci parmak kaldırmıştı. Konuşmaktaydım ve görmezden gelmiştim bu isteği önce. Bu arada bir öğrenci üşümüş olmalı ki; yerinden kalkıp sobaya bir tezek atmıştı. İlk o an görmüştüm tezeği. Belli etmemiştim bilmediğimi; ama ben konuşurken izinsiz yaptığı için ters ters de bakmıştım. Okulda öğrendiklerimi anlatıyordum onlara. Başlarda dinleyen öğrenciler, iki dakika içinde dinlemez olmuşlardı. Garibime gitmişti. Neden konuşmadıklarını sordum; sadece yüzüme baktılar. Belli ki anlamamışlardı konuşmalarımı.
 
Az önce ısrarla parmak kaldıran öğrenci de aynı ısrarına devam ediyordu. Hem de aşırı ısrar... Yırtınır gibiydi. Belli ki başa çıkamayacaktım. İyice ters bakıp yüzümü astığım halde devam edince, konuşması için işaret ettim.
 
“-Ogretmen senin ananı ……!”
 
Ses edemedim. Soluksuz kaldım. Şoktaydım ve diyecek laf bulamıyordum. Tekrar etti…
 
“-Ogretmen senin ananı ……!”
 
Artık “Acaba?” hali yoktu; küfürdü doğrudan doğruya! Çok kızgın bir halde, öfke dolu ses tonuyla azarlamayı abartmış, sesimi iyice yükseltmiş, büyük bir adama haykırıyor gibi ve mantığımı kullanmadan bağırmıştım. Birden kendime gelip de çocuğun gözlerinden boşalan yaşları görünce, kötü bir şey yaptığımı anlamış, yüreğimin sızısını hissetmiştim tüm hücrelerimde.  
 
Az sonra yine parmak kaldırınca; bu kez gülümseyerek söz hakkı verdim çocuğa.
 
“-Ogretmen senin ananı ……!”
 
Artık dayanamaz olmuştum. Bu kadarı da fazlaydı. Küfür mantığımı yok etmişti iyice. Çocuğu bu kez kolundan sertçe tutup dışarı atmış, sonra da Mustafa’yı çağırıp durumu anlatmıştım. “Tamam” deyip gitmişti Mustafa.
 
Kısa süre sonrasında, Türkçeyi iyi bilen büyük sınıflardan bir öğrenci, küfreden çocuk ve kendisi, hep birlikte gelmişlerdi dersliğe. Ayrı bir köşedeydiler ve konuşuyorlardı. Belliydi ki; büyük olan öğrenci o çocuğa, “Yeni gelen öğretmene neden küfrettin?” demişti. Epey sonra da Mustafa’ya dönüp anlatmaya başlamıştı büyük olan çocuk:
 
“-Ogretmen bak, bu yetime var ya… Bu yetimeee teneffüsteeee, ha bu yanında olan çocuk, bunun anasına sövmüş. E olur mu heç ogretmen? Olmaz! Ters bize! Buna da zor gelmiş eşte. Dövememiş, gücü de yetememiş. Yeni ogretmene şikâyet etmiş.”
 
Çocuk bunları derken; ben küçüldüğümü, yok olduğumu hissetmiştim. Nasıl da anlamamış, üstelik de en yüksek tonda, büyük adama bağırır gibi bağırmıştım zavallıya.
***
 
Nerden nereye? İlk günümden süzülen bu anı, alevin ışıltısında beni daha da ısıtmıştı doğrusu. O anı yaşıyordum sanki.
 
Açlıksa, beni mutlu eden lambanın ışıltısını dinlememiş, ellerimi titretip, bayılma hissini tattırmıştı bana. Dört gündür tek lokmaya bile hasrettim. Berbat durumda, paranın işe yaramadığı bir andaydım. Dünya hızlanmıştı artık ve etrafımda son hızla dönüyordu. Kendimi çok kötü hissediyordum.
 
            Sıvası yer yer dökülmüş kirli duvar bana doğru hızla geliyor, suratıma çarpacakken anında duruyor, kahkahalar atıyor, dil çıkarıyor ve aynı hızla geriye gidiyordu. Gölgeler yer değiştiriyor, eşyalar gölgelerle yarışıyordu. Çıldırmış gibiydi sanki odanın dört bir yanı ve içindeki eşyaları.
 
Bitmeyen, periyodik gidiş gelişler beni bunaltmış, ter içinde bırakmıştı. O soğukta, alev alev bir sıcaklık hissediyordum ve bedenimden terler fışkırıyordu. Yardım istemek için bağırmaya çalıştığımdaysa, sadece nefes sesimi duyabiliyordum. Renkler karışıyor, fiziki harita benzeri duvarlardaki gölgeler canlanıyor, boğazımı sıkan cinlere dönüşüyorlardı. Boğulduğumu hissediyor, çırpınıyor, bağıramıyordum. Duvarların içinden ve engebeli sıva gölgelerinden çıkan cinler oynayarak geliyor, hayalet giysileri giyiyorlardı önümde. Sonra boş sobadan çıkan diğer hayaletlerle buluşuyor, gözlerimin içine bakıp alay edercesine ve kahkahalar atarak dans ediyorlardı hem de...
 
Etrafım kararıyor, grileşiyor, isler çıkıyordu yerlerden. İsin keskin kokusu genzimi yakıyor, kara kara tozları burnuma doluyordu. Kimi yumrukluyor, kimi tokat atıyor, kimi de hançerle çiziyordu her yanımı. Kanımın rengi bile simsiyahtı. Kara kan sızıyordu halıya doğru.
 
Evdeki sobadan, pencereden, duvarların gri gölgelerinden, kapılardan doluşuyorlardı içeriye. Her gelen bana vuruyor, alay eder gibi oynuyordu karşımda. Çaresizdim, yalnızdım, sesimi çıkartamayacak kadar perişandım.
 
Suratıma gelen müthiş tokat seslerini duyuyor, hissediyordum. Hem de birbiri ardına, durmamacasına ve acımasızca vuruyordu cinler. İsmimi söyleyerek; “Uyan Turgay! Artık kendine gel!” diyordu bir ses ayrıca.
 
Yerlerde sürüklendiğimi hissettim. Kolumdan tutmuş, ite çeke götürüyordu beni birisi. Ateş gibi yanan bedenime, alev çıkan suratıma buz gibi hava vuruyordu. Yerdeydim ve sırılsıklamdım. Yanı başımdan, uzaklardan ıslık sesleri duymaktaydım. İçimden, “Cehennemdeyim galiba” diyordum. Gözümü açamıyor, etrafımı hiç mi hiç göremiyordum.
 
Dünya birden hızla döndü; sonra sesler kesildi.

Turgay COŞKUN | 23/11/2018

4 Yorum | 100 okunma | 1 beğeni

Yorumlar

Yorum Yapabilmek için Üye Girişi Yapmalısınız

Tayyibe Atay 10/12/2018 21:20

gerçeğin düş’e sızması gibi....ilginç olduğu kadar,toplumsal ayrışmalara parmak basan bir güzel yazı...
yürekten kutladım,sevgili Turgay...sevgiler...

Yasemin Demir 02/12/2018 20:32

Bu güzel çalışma bir ay boyunca makamına yaraşır şekilde bizlere göz kırpacak KUTLUYORUZ  

 

Yasemin Demir 25/11/2018 22:36

Güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyuncada  makamını onurlandıracak haftanın seçkisi olarak . Şiir zamanı yönetimi adına içtenlikle kutlarız şairimizi ..Nice güzel paylaşımlara

Zekai Budak 24/11/2018 02:26

Günün seçkisini ve yazarını ŞİİR ZAMANI olarak gönülden kutlarız.

Radyo


Siz de Dinleyin:

Son Yorumlar

Ahmet  Zeytinci
Kırmızı Halı da Yürürken
teşekkür ederim İbrahim bey... ...
(Ahmet Zeytinci tarafından)
Devamı
İbrahim Değerli
ÜLKÜMÜZ BİZİM
kutluyorum  hocam anlatimiyla, mİllİ duyg...
(İbrahim Değerli tarafından)
Devamı
İbrahim Değerli
ADAM OLAN
kutluyorum  hocam anlatimiyla, duygusuyla t...
(İbrahim Değerli tarafından)
Devamı
İbrahim Değerli
_Papatyam_
özenle yazılmış okuması doyumsuz bir serbest...
(İbrahim Değerli tarafından)
Devamı
İbrahim Değerli
**** UYAN GÖNÜL***
Güzel bir şiir çıkmış kaleminizden türkü t...
(İbrahim Değerli tarafından)
Devamı
İbrahim Değerli
Gönül Kafesim Silmiş Sadece Dalmış Gözler
vurgular güçlü, anlam güçlü, duygu güçlü...
(İbrahim Değerli tarafından)
Devamı
İbrahim Değerli
Ay'ı Sorumlu Tuttum
vurgular güçlü, anlam güçlü, duygu güçlü...
(İbrahim Değerli tarafından)
Devamı
İbrahim Değerli
Kırmızı Halı da Yürürken
özenle yazılmış okuması doyumsuz bir serbest ...
(İbrahim Değerli tarafından)
Devamı
İbrahim Değerli
Çorap Söküğü
kutluyorum  hocam hoŞ ve akici bİr Şİİ...
(İbrahim Değerli tarafından)
Devamı
İbrahim Değerli
KARARINCA
kutluyorum  hocam hoŞ ve akici bİr Şİİ...
(İbrahim Değerli tarafından)
Devamı
Fatma Gümüş
Bağır bağır..
günün seçkisini ve değerli kalemini  &nb...
(Fatma Gümüş tarafından)
Devamı
Fatma Gümüş
Ay'ı Sorumlu Tuttum
günün seçkisini ve değerli kalemini  &nb...
(Fatma Gümüş tarafından)
Devamı
Gültekin Şahin
Yer değiştirdi taşlar
Fırat bey yürek sesiniz varolsun....
(Gültekin Şahin tarafından)
Devamı
Sevim Yakıcı (Almila Kargülü)
SaDeCe SeNi SeVMeK _2
Şİİr zamani ailesi olarak günün seçkisine...
(Sevim Yakıcı (Almila Kargülü) tarafından)
Devamı
Sevim Yakıcı (Almila Kargülü)
UYAN ARTIK
Şİİr zamani ailesi olarak günün seçkisine...
(Sevim Yakıcı (Almila Kargülü) tarafından)
Devamı
Tayyibe Atay
Başka Gölgeler
Teşekkürler ve sevgiler,turgay dost......
(Tayyibe Atay tarafından)
Devamı
vahdet çil
Günah Kampana Çaldı
Şiir zamanı ailesine günün seçkisi için gön...
(vahdet çil tarafından)
Devamı
Ahmet  Zeytinci
Bu Gün Aslında Lafta Kalan Dünya İnsan Hakları Günü
teşekkür ederim saygımla... ...
(Ahmet Zeytinci tarafından)
Devamı
Mesut Turgay Kılıçoğlu
Bu Gün Aslında Lafta Kalan Dünya İnsan Hakları Günü
günün seçkisini ve değerli kalemini  &nb...
(Mesut Turgay Kılıçoğlu tarafından)
Devamı
Mesut Turgay Kılıçoğlu
PANTOLONUM NEREDE?
günün seçkisini ve değerli kalemini  &nb...
(Mesut Turgay Kılıçoğlu tarafından)
Devamı

Linkler