Bu akşam 21. 30 da MESUT KAYABAŞ yani namıdeğer şeker adamla göle bahar şenliği kuracak gönüllerimiz ...Davetlisiniz . (19/03/2019 10:32) | Sitemizde de şiirleri yayımlanan değerli şair Mehmet NACAR'a Allah'tan rahmet, şiirseverlere ve yakınlarına sabır ve başsağlığı dileriz. (14/03/2019 23:14)


Duyuru

Shakespeare Okumak O Kadar Zor Değil [Devamı]

Thomas Bernhard:  Öfkenin Barok ve Romantik hali [Devamı]

Çok Şey Söylendi Öykü Üzerine Çok+ Bir* [Devamı]

GEÇMİŞTEN ESİNTİLER : BERKANT [Devamı]

SİTEMİZ ŞAİRLERİNDEN MEHMET NACAR HAYATINI KAYBETTİ  [Devamı]

Hoşgeldiniz

Özlü Sözler

    Ne zoruma gidiyor biliyor musun Olric? O’na yazdıklarımı o’ndan başka herkes okuyor.
    Oğuz Atay

Çevrimiçi Üyeler

Yakın zamanda sitemizde 3 üye çevrimiçi oldu.
Üyeleri görebilmek için, üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Cemal SÜREYA'nın Maliye Müfettişi Cemalettin SEBER Günlerinden Anısı

  • İkinci Yeni şiir akımının yaratıcılarından olarak bu alanda sevilen en başarılı şiirler yazan  Şair Cemal SÜREYA edebi yönüyle çok iyi bilinmektedir. Bilindiği ya da az bilindiği üzere Cemal SÜREYA en zorlu ve yüksek statülü mesleklerden biri olan Maliye Müfettişi olarak Cemalettin SEBER adıyla görev yapmış ve bu meslekten emekli olmuştur.

    Bu kez Maliye Müfettişi Cemalettin SEBER olarak Maliye Teftiş Kurulu'nun albümünde yer alan özgeçmişi ve bir anısıyla Cemal SÜREYA'nın mesleki anısını da Şiir Zamanı sitemizde paylaşmak istedik.

    Cemal SÜREYA'yı vefatının 29. yılında saygı, sevgi ve özlemle anıyoruz.

  • Maliye Müfettişi Cemalettin SEBER (Cemal SÜREYA)
    Maliye Teftiş Kurulu Albümündeki Resmi

    Maliye Müfettişi Cemalettin SEBER'in  Maliye Teftiş Kurulu Maliye Müfettişi Olarak Albümdeki Özgeçmişi.


    CEMALETTİN SEBER'DEN (CEMAL SÜREYA) 218
    BİRKAÇ ANI  (218 Maliye Müfettişi Promosyon numarasıdır)

    Bir madde koymuşlar. İçişleri, Dışişleri, Maliye ve Turizm ve Tanıtma Bakanlıklarından genel müdür düzeyinde birer kişi yönetim kurulu üyesi olacak... Bakanlıklara yazı yazılmış, temsilcilerinizi belirleyip bildirin diye. O sıra ben Maliye Tetkik Kurul üyesiyim. Bakan beni çağırdı, o işle de görevli olduğumu söyledi.

    Vakfın ilk yönetim kurulu toplantısı beş on gün sonra.

    Elime verilen belgelere baktım. Yasal dayanakları incelemeye çalıştım. Bir vakıf senedinde, devlet memuruna özel kişilerce görev verilmesi, hiçbir tutamağı olmayan bir şeydi. Üstelik bize yollanan vakıf senedinde kurucular tarafından "tahsis" edilen parasal kaynağın niteliği de gösterilmemişti. Tuhaf geldi bu bana. Vakıf, dernek, belirli bir paranın, bir amacın gerçekleştirilmesi için ayrılmasıydı. O para yoksa, vakıf da kurulamazdı, yoksa daha kurulmamış mıydı vakıf? Senet? Senet de bir ön senet miydi? Vakıf kurucuları hangi hak ve yetkiyle dört bakanlıktan adam çalıştırma kararı verebiliyorlardı? Amaç, nice güzel olursa olsun, açıklayamadığım, yerine oturtamadığım bir başlangıç vardı bu olayda, ilk yönetim kurulu toplantısına katıldım. Ertesi gün de bakandan bu işten aşınma dileğinde bulundum. Çünkü katıldığım o tek toplantıda, işi anlamıştım. Kurucular, devletten para koparabilmek ve işlerini iyi yürütebilmek için, bizleri yönetim kuruluna sokmuşlardı. En kritik durumda olan devlet temsilcisi de bendim, paranın kaynağından geliyordum. Benden sonra o işi üstlenen arkadaş ne yaptı bilmiyorum. Aradan yirmi yıla yakın bir süre geçti. Gerçekten güzel şeyler gerçekleştirdi. İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı, zaman zaman bir sanat düşkünü yada sanatçı olarak yanlış mı davrandım diye düşündüm. İşte sanat, işte festivaller...

    Ne olursa olsun, o vakıf senedinin içeriği, (icat edilmiş ek içeriği diyelim) hukuk ve maliye görmüş biri olarak bende yara açmıştır.

    Biri diyecek, sen kimsin ki koskoca kültür ve sanat vakfına karşı. Doğru, ama bu konuda iyice nesnelim, sadece kendi küçük tanıklığımı anlatıyorum.

    Aslında, bir rastlantıyla. Vakıflarla epey ilişkim oldu.


    27 Mayıs'tan sonra, Konya'daki Vakıflar Müdürlüğü'nde incelemeler yaptım. 12 Mart'tan sonra, demin anlattığım vakıf düştü payıma.

    12 Eylül'den hemen önce de, İlim Yayma Vakfı'nın hesaplarını incelemekle görevlendirildim, yasalara aykırı bir yan görmedim.

    E yayınları arasında çıkan Para Babaları, Koza Yayınlar; arasında çıkan Kirli Amerikan İmparatorluğu'nu birkaç kez okudum.

    Av araçlarıyla yakından ilgilenen bir vakıf kuracağım ve Sağlık, Ticaret ve Maliye Bakanlıklarından birer müsteşar koyacağım vakıf senedine...



    Darphane ve Damga Matbaası işçilerinin grevini desteklemek için Barbaros Bulvarı'na gittim. Yağmur yağıyordu. Şemsiyeler altında söyleştik. Darphane tarihinde ilk grev bu. Dış kapının dışındayız. Ama söyleştikçe anıların kapıları bir bir açılıyor. Görevden alındığım günlerden söz ettim işçilere.


    Darphane'de çok yeni olduğum bir dönemde eski Başbakan Suat Hayri Ürgüplü'nün kardeşi gelmişti, Münir Hayri Ürgüplü, Kendisi de eski milletvekili. Cebinden kiloluk bir altın külçe çıkarak masanın üstüne koydu. Bunu Darphane'de bastırmak, sikke altına dönüştürmek mümkün müydü? Yardımcım Sait Tanaçan'ı çağırdım, Gerekli bilgiyi o verdi; Hayır, mümkün değildi; Darphane altın basımı işini yalnız sarrafların getirdiği külçelerle yapıyordu, bu yüzden Ürgüplü l nün külçesini bir sarrafa götürmesi, sarrafın da onu Darphaneye kendi altını gibi getirmesi gerekmekteydi; tabii, külçe sahibi sarrafa aracılık hizmeti için bir komisyon ödeyecekti. Bu açıklamadan sonra eski milletvekili kalkıp gitti.


    Ama benim aklım karışmıştı. Sarraflara tam ve acımasız bir tekel durumu kazandıran bu uygulamanın yasal dayanaklarını araştırmaya başladım, bir tüzük, bir yönetmelik, bir genelge, bir karar, bir emir?,.. Hiçbir şey yoktu. Uygulamanın kökleri çok eski yıllara iniyordu. Demokrat Parti ve eski CHP dönemlerine kadar.


    Sarraf kim? Orda da çok ilginç bir durumla karşılaştım. Bu işten yararlanan sarraf, İstanbul'da işyeri olup Sarraflar Derneği'ne üye kişiydi. İstanbul dışında aynı işi yapanlar o haktan yararlanamıyordu. Topu topu 23 kişi. Aile olarak görmeye çalışırsan, 8-9 aile.


    Türkiye'de altın üretimi yok, Etibank'ın başka ürünlerinin yanı sıra elde edebildiği altının miktarı 200-300 kiloyu geçmez. Oysa aynı dönemde Türkiye'ye yılda 70 ton altın girmekte, Dünya altın üretiminin yüzde 6-7 'si ülkemize akıyor. Türkiye öyle önemli bir Pazar ki her yıl Güney Afrika altın madenlerinden mühendisler geliyor; Kapalıçarşı'da incelemeler yapıyorlar. Darphane'nin o günlerde altın basma gücü de yılda 15 ton, Yani işlem gören ve piyasada gizlice dönen altının zaten hepsi kaçak. İşte 15 ton altının baskı işleminden çok küçük bir gruba kilo başına haraç olanağı doğmuş. Darphane sarrafların bir çeşit baskı atölyesi durumuna düşmüş.


    Önce Belçika Darphanesi l ni, daha sonra da oradan aldığım esinlerle öbür Avrupa darphanelerini bu açıdan inceledim. Hemen hepsinde, I kilodan aşağı olmamak şartıyla yurttaşın getirdiği külçeler basım için kabul edilmekte.


    Maliye Bakanlığı'na bir yazı yazdım. Durumu özetledim. Büyük ölçüde vergi kaçakçılığına da yol açan bu uygulamanın önlenmesini istedim. Yurttaşın getirdiği külçelerin 1,5 kilodan aşağı olmamak koşuluyla basım için kabul edilmesine izin verilmesini önerdik. Vergi kaçağını önlemek için de külçe getirenlerin gelir vergisi mükellefi olmalarını ve servet beyannamesine tabi bulunmalarını şart koştum.


    Çok uzun bir süre yazıma bir yanıt gelmedi. O arada durumu öğrenen sarraflar bir yandan benimle başka türlü uğraşmaya başladıkları gibi Maliye Müsteşarı Sabahattin Alpay'ı da yakın takibe almışlardı. Partiye külliyetli miktarda para yardımı yaptıkları söyleniyordu. Çok sıkışık bir durumdaydım. Sonunda, bütün bürokratik görgü ve nezaket kurallarını bir yana iterek Bakanlıktan yanıt isteyen ikinci bir yazı, bir tenkit yazısı yazdım. Yanıt olarak Maliye Bakam Yılmaz Ergenekon'un kendisi geldi.


    Bakan, Darphane'ye gazap içinde girdi. Boyuna bağırıyordu. "Kapalı yerleri görmek istiyorum! Kapalı yerleri gösterin bana"


    Maliye Bakanı için kapalı yer mi olur! Her yer gösterildi. Emekçiler, işi şakaya vurarak, en küçük çekmecelerin gözlerini bile dışarı çekmişlerdi, Her yeri dolaştı. Bu kez de "Arşivi görmek istiyorum! Reşat altınlarının kalıpları nerede?" diye kükredi. Arşiv Sultanahmet'te, Damga Matbaası bölümündedir. Kırk yılda bir açılır. Arşiv, emredersiniz. Ancak Arşiv müşterek muhafaza altında. Anahtarlarından birinin bulunduğu görevli şimdi izinde. Anja haber salıp evinden hemen getirtebiliriz. Bakan, Arşiv denetleme işini ertesi güne bıraktı. Dikkat ettim. Bana değil de, Sait Bey'e bağırıyordu daha çok. Görevden alınacağımı bu tavırdan da çıkarmıştım. Birdenbire iyice rahatladım.

    Ertesi gün Arşiv de gezildi. Bu kez yüzü gülüyordu Yılmaz Ergenekon'un. Şaka bile yaptı. Görevden alındfğımı sezince rahatlamıştım ya, bakan tam arabaya binerken parmağımı kaldırarak herkesin duyabileceği bir sesle şöyle dedim: "Beyefendi, bir kapalı yer daha vardı, ama onu size gösteremeyiz.. " Ergenekon şaşırdı, bir an ne yapması gerektiğine karar veremedi. Hemen ekledim: "O da bizim gönlümüz..." bir an baktı ve arabaya süzüldü.

    Zaten dün görevden alınmışım.

    İki gün sonra Bakanlıktan bir yazı geldi. Şöyle başlıyordu.

    "Darphaneyi gezdim, pis buldum." Aynen böyle.

    Sekiz on maddelik bir yazıyla verdiğim yanıtın ilk maddesini bugünmüş gibi anımsıyorum.

    'Evet o gün Darphane gerçekten pisti. Ama tarihinde ilk kez olarak ve bir iki saat.."

    İki üç yıl sonra CHP iktidarı döneminde Maliye Bakanı Ziya Müezzinoğlu yeniden Maliye Teftiş Kurulu'na dönmem için imzasını atarken bir koşul koydu; müfettişlik uhdemde kalmak üzere Darphane'yi tedvir etmemi, orayı genel müdürlük statüsüne kavuşturacak çalışmalar yapmamı, sonunda da genel müdürlük ya da müfettişlik, birinden birini seçmemi istedi. Sevinçle kabul ettim. Ancak bu kezde, Teftiş Kurulu Başkan! arkadaş yeni olaya gizlice (yalnız bana söyleyerek) karşı çıktı. Hem yönğtici, hem denetçi olunca işler güçleşirmiş: Kurulda buna karşı bir dalgalanma da otmuş. Darphane'den vazgeçmek zorunda kaldım. Müezzinoğlu gerçek nedeni bilmediği için herhalde çok kızmıştır bana.

    Yılmaz Ergenekon genç sayılabilecek bir yaşta öldü. Öylesine üzüleceğimi hiç düşünemezdim. Kendimde bunun nedenlerini aradım. Yılmaz Ergenekon'dan bir gün öç alacaktım. Cemalettin SEBER (Cemal SÜREYA)

    Kaynak: MTK Albümü




    Ramazan Topoğlu | 09/01/2019

    0 Yorum | 167 okunma | 1 beğeni

    Yorumlar

    Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorum Yapan Siz Olun.
    Yorum Yapabilmek için Üye Girişi Yapmalısınız

    Radyo


    Siz de Dinleyin:

    Son Yorumlar

    Ahmet  Zeytinci
    Tahtakurularının Islatılmasında Kullanılan Tekniklerin Derin Analizi
    ne mutlu yüzlere biraz tebessüm ekebildi isem....
    (Ahmet Zeytinci tarafından)
    Devamı
    Mesut Turgay Kılıçoğlu
    _()__ ÇANAKKALE__()_ M.H
    Şİİr zamani ailesi olarak  gün...
    (Mesut Turgay Kılıçoğlu tarafından)
    Devamı
    Mesut Turgay Kılıçoğlu
    UNUTULMAYANLARA
    Şİİr zamani ailesi olarak  gün...
    (Mesut Turgay Kılıçoğlu tarafından)
    Devamı
    Mesut Turgay Kılıçoğlu
    Kır Kalemi, Hakim Bey.
    Şİİr zamani ailesi olarak  gün...
    (Mesut Turgay Kılıçoğlu tarafından)
    Devamı
    Mesut Turgay Kılıçoğlu
    Ölümsüz Bin Bir Mezar
    Şİİr zamani ailesi olarak  gün...
    (Mesut Turgay Kılıçoğlu tarafından)
    Devamı
    Mesut Turgay Kılıçoğlu
    Dönmeyi Düşünmediler
    Şİİr zamani ailesi olarak  gün...
    (Mesut Turgay Kılıçoğlu tarafından)
    Devamı
    Mesut Turgay Kılıçoğlu
    Sahil:
    Şİİr zamani ailesi olarak  gün...
    (Mesut Turgay Kılıçoğlu tarafından)
    Devamı
    Kadir  Yatağan
    Çanakkale Türküsü
    'Çanakkale türküsü' adlı şii...
    (Kadir Yatağan tarafından)
    Devamı
    Şükran Gülcenaz Aydoğan
    UNUTULMAYANLARA
    ...
    (Şükran Gülcenaz Aydoğan tarafından)
    Devamı
    Şükran Gülcenaz Aydoğan
    Tahtakurularının Islatılmasında Kullanılan Tekniklerin Derin Analizi
    bu yorum 18.03.2019 tarihinde güncelle...
    (Şükran Gülcenaz Aydoğan tarafından)
    Devamı
    Şükran Gülcenaz Aydoğan
    Tahtakurularının Islatılmasında Kullanılan Tekniklerin Derin Analizi
    Ahmet bey ne zaman sizin yazılarınızı okusam d...
    (Şükran Gülcenaz Aydoğan tarafından)
    Devamı
    Gülsen Tunçkal
    UNUTULMAYANLARA
    Var olsun can kalem ve yüreğiniz.. beğeni ile o...
    (Gülsen Tunçkal tarafından)
    Devamı
    Gülsen Tunçkal
    Ölümsüz Bin Bir Mezar
    Allah cc  amanlarını kessin, türkiye barı...
    (Gülsen Tunçkal tarafından)
    Devamı
    Şükran Gülcenaz Aydoğan
    Yağmur Sokakları - Rinde
    b u günlerde yağmur yağışlarını bekler ol...
    (Şükran Gülcenaz Aydoğan tarafından)
    Devamı
    Şükran Gülcenaz Aydoğan
    _()__ ÇANAKKALE__()_ M.H
    siperler yan yana göğüs göğüse tarih...
    (Şükran Gülcenaz Aydoğan tarafından)
    Devamı
    Şükran Gülcenaz Aydoğan
    Ölümsüz Bin Bir Mezar
    Dünyanın gözü hep üzerimizde savaşta veya ba...
    (Şükran Gülcenaz Aydoğan tarafından)
    Devamı
    Şükran Gülcenaz Aydoğan
    ___ÇANAKKALE___N.Ç
    ...Ölümüne çoşanlar iman dolu neferdi ...
    (Şükran Gülcenaz Aydoğan tarafından)
    Devamı
    Gülsen Tunçkal
    Sevdan Babil Bahçesi
    Çok teşekkür ederim hocam.. var olunuz, saygıl...
    (Gülsen Tunçkal tarafından)
    Devamı
    Gülsen Tunçkal
    İki Kadın Arasında Ki Medcezir 5.
    Çok teşekkür ederim değerli hocam, hem siz se...
    (Gülsen Tunçkal tarafından)
    Devamı
    Ramazan Efe
    Hâsılı Kelam..........
    ...
    (Ramazan Efe tarafından)
    Devamı

    Linkler