Yasemin ile Yağmur Zamanı 21.30'da başlıyor. 2020 yaklaşırken yağdı da bir yağmur esintisinde gökkuşağına tırmanarak aydededen tanecikler yağdırıyor. Kapatın şem-si-ye-le-ri-ni-zi ıslanmaya hazır olun¹ (13/12/2019 22:37) | Şiir zamanı 6 yaşında ilkelerinden ödün vermeden güçlü kadrosu ve güzel yürekleri ile altı koca yıl el ele gönül gönüle idik nice 6 YILLARA HEP BİRLİKTE .... (10/10/2019 23:10) | Şiir zamanı şiir dolu güzel günler diler ... (06/10/2019 00:46)


Duyuru

Cahit Sıtkı ile Dante ve Ömrün Yarısı [Devamı]

Bilgi Yayınevi'nden İlk baskılarına sadık kalınarak hazırlanan Sabahattin Ali kitapları [Devamı]

Nazım Hikmet: Davet [Devamı]

Ethen Warwick, Villiam Godwvard ve Cortazar [Devamı]

GEÇMİŞTEN ESİNTİLER: NİLÜFER  [Devamı]

Hoşgeldiniz

Özlü Sözler

    Karanlıktan korkan bir çocuğu kolaylıkla affedebiliriz. Hayattaki gerçek trajedi yetişkinlerin aydınlıktan korkmasıdır.
    Eflatun

Çevrimiçi Üyeler

Yakın zamanda sitemizde 38 üye çevrimiçi oldu.
Üyeleri görebilmek için, üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Hatıra Koleksiyoncusu (Post Öykü)

Kayıp şehrin eskicisi Ali ağabey için…
 
 
Yürüdüğü caddedeki vitrinlerden tozlu kaldırımlara sarkan öflez ışıkları ve gökyüzünde iyiden iyiye beliren yıldızların uyumlu görünümü, uzaklardan gelen denizin kokusuyla birleştiğinde nedeni olmayan çocuksu bir mutluluk bürüyordu içini. Yeni bir şehirdeydi artık. Bu onun için yeni başlangıçlar demekti.
Başını kaldırıp bakındı gökleri dolduran apartmanlara; bir kadın açmış penceresini sigarasını içiyordu. Rüzgâr söver gibi esiyordu dumanındaki melankoliye. İçeride birkaç kişi daha geziniyordu, perde ardına dek açık. Anlaşılan O da, yanındakilerle birlikte yalnızdı. “Ne kötü bunca kalabalık içinde yalnız kalmak” diye mırıldandı.

 
Yolun karşısında, alışveriş merkezinin önünde bekleyen taksiye doğru yürüdü. Başını hafifçe aracın içine uzatarak:
-Affedersiniz en yakın otele nasıl gidebilirim?
-Bu caddeyi takip et. Işıklara varmadan benzin istasyonu göreceksin. Onun yanında Yıldız Otel’i var.
-Teşekkür ederim. Zahmet olacak ama kaleminiz varsa…
Taksi şoförü, aracın torpido gözünden, tozlanmış eski kasetlerin ve ne idüğü belirsiz çaput yığının arasından kalemi bulmayı başardı. Elindeki valizi yavaşça yere bırakıp, ceketinin iç cebinden çıkardığı kağıt parçasına bir şeyler karaladı. Sonra özensizce katlayıp ait olduğu yere geri bıraktı. Bunu yaparken gözünün ucuyla da taksi şoförünü izliyordu. Torpidonun dağınıklığı onu rahatsız etmiş olacak ki bir yandan gereksiz olanları ayrıştırıyor diğer yandan ise elindeki bezle tozlarını alıyordu. Şoförün bu uğraşını fırsat bilip, kalemi avuçlarının içine aldı, parmaklarını üzerine sıkıca kenetleyip hızlı adımlarla oradan uzaklaştı. Bir an olsun dönüp arkasına bakmadan…
 

Otelde, güler yüzlü olmayı mesleğinin gereği telakki eden resepsiyonistin zoraki tebessümüyle karşılandı. Kendisini özel hissettirmedi, her müşteriye parası karşılığında ikram edilen bu sevgi gösterisi. Fayda sağlamaksızın, karşılık beklemeksizin olmalıydı… “Hoş gelmiş” Evet, hoş gelmişti bu şehre. Vitrinlerden sarkan ışıklar, parlak yıldızların ahengi ve denizin kokusu bu hoşluğu muştulamıştı ona. “Ne kadar kalırmış?” Bilmiyordu. Bir yerlerde konaklamak hangi ölçü birimiyle tanımlanır? Siz olsaydınız ne kadar kalırdınız mesela? Cebinizdeki banknotların miktarı kadar mı? Bakın, tebessümünüz kadar kalışlarınız da maddi erince endeksli. “Kimliğini verebilir miymiş?” Kafa kağıdında yazılanlar değildi ki kişinin kimliği. Kimliğini bir yabancının ellerine teslim etmekle, kimliğini ele vermiş mi olur insan?
Kafasının içinde bin bir düşünce uçuşurken, resepsiyonist, giriş işlemlerini yapmaya başlamıştı bile. O anda karşılama bankosunun sol uç köşesinde, köpekle oynayan kadın biblosuna gözleri takıldı. Resepsiyoniste sezdirmeden yaklaştı, dokundu, okşadı. Tam yerinden almak üzereyken, kendisine doğru uzanan oda anahtarlarının sesiyle irkildi. “Buyursunlarmış. Otuzdört numaralı oda. En güzel odalarından biriymiş üstelik.” Asansörü beklemedi, parmaklarının ucuna basarak merdivenleri çıkmaya başladı. Bir ara durdu, başını arkaya çevirip bibloya baktı. Bıraktığı yerde duruyordu daha doğrusu alamadığı yerde.
 
Odasına girdi, valizini televizyon sehpasının yanına bıraktı ve yatağın kıyısına ilişiverdi. Krem rengi, saten örtülü bir yatak. “Bir göl kadar derin ve yumuşak olmalı” diye düşündü. Tavanda üç ışık birden yanıyordu, yerler halılarla kaplı, tertemiz. Yatağın her iki yanında, plastik çiçekler ve aksesuarlarla soğukluğu giderilmeye çalışılmış komodinler… Pencerenin ardından odasına dolan ışık seli onu heyecanlandırmıştı yeniden. Şehrin büyüklüğü baş döndürücüydü. Aile efradının bu şehir hakkında kendisine söylediklerini anımsadı: Bu şehirde insanın başına her şey gelebilirdi. Gece kesinlikle dışarı çıkmamalıydı çünkü karanlık çökünce, sokakları tekin olmayan şüpheler istila ediyordu. İlla çıkması gerekliyse kalabalıkların adımlarını takip etmeliydi. Gülümsedi istemsiz. Onların, can güvenliği konusundaki kaygılarını anlıyordu ama ruhunu ipotek altına alma telaşlarına bir türlü anlam veremiyordu. Bir an önce şehri keşfetme isteğiyle dolup taşmıştı. Banyoya girip üstüne başına çeki düzen verdi. Çıkarken aynanın hemen altında asılı duran, köşelerine otelin isminin işlendiği el havlusunu ve amblemli sabunu alıp valizine koydu. Televizyonun üstünde asılı duran duvar saatini de almak istedi ancak “henüz zamana ihtiyacım var” diyerek vazgeçti.
 

Evinden kaçan bir çocuğun hınzırlığıyla hiçbir kat görevlisiyle karşılaşmadan asansöre ulaştı. “Ohh caddedeydi işte!”  Karnından yükselen sesleri dinledi önce. Denize nazır bir balık restoranına girip karnını doyurdu. Çıktığında denizden esen serin rüzgârı koklayarak gideceği yönü tayin etti, pusula gerekmiyordu. Yalnızca yalnızlıklarıyla ahbap olan müşterilerin uğrayabileceği bir barı bulması uzun sürmedi. İçerisi bir hayli kalabalıktı. Bu kadar çok insan nasıl oluyor da yalnızlıkla hısım olabiliyordu, şaşırmıştı. Küçük bir masaya giriş kapısını görecek şekilde oturdu.
Bardakların doluları gelip boşları gidiyor, garsonlar gözlerini dört açmış hesap kaçırmamaya çalışıyorlardı. Zaman ilerledikçe yan yana oturanlar, yanındakilerin omzuna asılıp kalıyor. Bazen bir kadının kahkahası dikkatleri dağıtıyor, herkes kulak kesiliyordu. Karşısındaki masa boşalıyor, yenileri gelip yerleşiyorlardı hemen. 

-Ne alırdınız?
-Bir duble cin lütfen…
O ana kadar barda biraz uzağında oturduğunu fark etmediği kadının önündeki içkilere takıldı gözü. İki duble viski ile iki duble cin… Görgüsüzün teki deyip geçmek kolay değildi; hiçbir görgüsüz bu kadar iyi giyinmez ayrıca biraz sonra buzları eriyince tatsız tuzsuz olacak içkileri baştan söylemeyi göze alamazdı. Kadına “alkolik” tanısını koyacaktı da bu bonkör ısmarlamaya hiç uymayacak bir uslulukla, ağır ağır yudumluyordu içkisini.
Barda çalan müziğe kulak verdi, gözlerini kapadı bir müddet hiç açmadı. Sonra barın önünde oturan kadına bakma ihtiyacı hissetti. Ismarladıklarından önce hangisini içecekti acaba? Bu esnada kadının da kendisine baktığını anladı. Sıkılgan bir tavırla alnını eliyle ovuşturup bakışlarını önüne eğdi. Az sonra masanın yanı başında beliren gölge, birilerinin orada olduğunu haber verdi ona:
 
-İyi akşamlar. Oturabilir miyim?
-Elbette, buyurun lütfen.
-İçkiniz bittiğinde kadehi de yanınızda götürecek misiniz?
 
Ava gidip de avlananlara özgü bir utanç gülümsemesi belirdi adamın yüzünde. Az önce kadını görgüsüz diye yargılamaya çalışırken, şimdi kendi görgüsüzlüğünün hatta hırsızlığının ayyuka çıktığını düşünüyordu.
 
-N’olur yanlış anlamayın beni. Soruyu biraz kabaca sordum galiba. Ama plastik sevmediği ilk bakışta belli olan birinin, uyduruk bir kokteyl karıştırıcısını özenle silip, kağıt peçeteye sarıp cebine katması sanırım sizin de aklınızı karıştırırdı.
-İki cin ve iki viski söyleyerek öc mü aldınız benden? Diye güldü. “Ben de neden diye merak ediyordum. Ya görgüsüzün teki diye düşünseydim içimden?”
- O zaman ben de … dedi kadın gülerek. “İçinizden geçenleri yüzünüzden okur, burada düzineyle, üstelik bedava verilen şu plastik karıştırıcılardan bir demet armağan ederdim size. “
-Alır mıydım? dedi adam. “Bilmem” diye cevap verdi kadın. Sustular sonra. Gözlerini yerdeki döşemenin üzerinde gezdirdi adam. Duvarlara bakındı, kadının yüzüne bakmamaya gayret gösterse de sonunda pes etti. Otuzlu yaşların son deminde, upuzun sarı saçları, zümrüt yeşili gözleri, narin elleri, dolgun, kalın dudaklarından, ayaklarındaki ince kemik yapısına kadar bir bütünlük içinde söyledikleriyle pekişiyordu kadın.
 

-Daha detaylı bir sohbet denemesine girmeme ne dersiniz peki?
Adam, kendisini yakın dostlarından hatta ailesinden daha iyi tanıyan bir yabancı ile karşı karşıya olduğunu sezdi. Tanımak büyülü bir uğraştı ama ya tanınmak! Kendisini tanıyan hiç kimse onunla uzun süre dost kalamamıştı. Ürperdi. “Nasıl bir deneme bu?” diye sordu ciddiliğini takınarak.
 
-Sizi ilk olarak otelin resepsiyonunda gördüm; dalgın ve düşünceliydiniz. Karşılama bankosunun önünde duran bibloyla oyalandınız bir müddet.  Sonra tam da onu alacakken, nedendir bilmiyorum aniden vazgeçtiniz. Korkmuş muydunuz? Sizin, basit, sıradan bir hırsız olabileceğinizi düşündüm o an. Ancak konuşurken ses tellerinizden çevreye yayılan kendinizden emin ve kibar telaffuzunuz ve yürürken bütün bedeninizi kuşatıp, ele geçiren dik başlı mağrurluğunuz beni bu düşüncemden vazgeçirdi. Hem bir hırsız neden biblo çalmak istesin ki? Elbiseleriniz uyum içinde ve temiz. Kumaşının çekiciliği ve parlaklığı pahalılığını da ele veriyor ayrıca. Bu görüntüyü bozan sadece, ceketinizin yan cebinde, cebinizin derinliğine sığmayıp bir bölümü açıkta kalan şu tükenmez kalem. Ne işi var onun orada? Duruşundaki eğretilik ve özensizliğe bakılırsa aceleyle oraya yerleştirildiği belli. Onu da birilerinden izinsiz almış olabilir misiniz?
 
Siz, merdivenlerden odanıza doğru usulca çıkarken, ben lobide oturmuş sizi izliyordum. Bir süre eski magazin dergileriyle oyalandım orada. Odama çıkmak üzere yerimden kalkmışken sizi asansör kapısının önünde tekrar gördüm. Otelden, kimselere görünmek istemeden adeta kaçarcasına çıktınız. Ben de sizin ardınız sıra çıktım, adımlarınızı takip ettim size sezdirmeden. Bu şehre ilk defa geliyorsunuz. Çevresine ve insanların yüzüne ancak bir yabancı böylesi keşfetme duygusuyla bakabilir. Üstelik yürüyüşünüzdeki belirsizlik ve ani yön sapmaları bu şehri tanımadığınızın ispatıydı. Sonra, denizin kıyısında sessizce uyuyan şu nezih balık restoranına girdiniz. Varlıklı ve kültürlü bir aileden geliyorsunuz.  Sofra adabına uygun olarak, lokmalarınızı küçük dilimler halinde yediniz, ağzınızı şapırdatmadan. Çatal ve bıçak doğru elinizde. Kimbilir belki çocukken emrivaki ile de olsa adabı muaşeret dersleri bile aldınız. Yemeğinizi bitirince, üzerinde krizalit kabartmalar olan tuzluğu ve birkaç kağıt peçeteyi, etrafı kolaçan ederek cebinize koydunuz. Siz bütün bunları yaparken ben, hemen arkanızda duran iki kişilik masada, tek başıma, tabağımda ölgün bakışlarla bana bakan balığıma dokunmadan sizi izliyordum.
 
Ne çok yalnızsınız. Bunu anladığımda size dair duyduğum müthiş merak yerini garip bir acıma duygusuna bıraktı. Evli değilsiniz; parmağınızda yüzük göremedim. Neden ailenizin yanında değilsiniz? İzinsiz edindiğiniz bu küçük şeyler yüzünden çevreniz tarafından kınanıp, dışlandınız mı yoksa? Sizi kimse anlamadı değil mi, aileniz bile. Tedavi olmanız gerektiğini söyleyenlerin sayısı günbegün artınca çareyi, sizi kimsenin bulamayacağını düşündüğünüz bu şehre kaçmakta buldunuz…
 
Şimdi siz, şu iki duble cini içerek viskilerimi bitirmeme yardımcı olacaksınız. Böylelikle sizde bu plastik karıştırıcılardan değerli bir set olacak. Hepsi, yabancı bir kadın ile içilmiş içkilerin hatırası. Ayrıca elinizdeki kadehe uzun uzun iç geçirirken yakaladım sizi. Onu buradan nasıl çıkaracağınızı düşünüyorsunuz değil mi? Keşke yanınızda küçük bir çanta olsaydı, bir poşete bile razısınız. Size bu konuda yardımcı olabilirim. Bakın benim bir çantam var. Dilerseniz, masadaki bütün bardakları alabilirim sizin için. Lütfen bakmayın bana öyle. Sizi anlıyorum. Siz, küçük eşyalar değil hatıralar biriktiriyorsunuz. Gittiğiniz her mekandan, tanıştığınız herkesten. Şimdi ne düşünüyorsunuz? Benim kim olduğumu mu? Bütün bunları neden yaptığımı mı yoksa? Hayır, hayır! Siz, benden nasıl bir hatıra alacağınızı düşünüyorsunuz şu an. Siz bir hatıra hırsızısınız.
 
Donakalmıştı adam. Hiçbir şey diyemeden kadının yeşil gözlerinde, öylece sızıp kaldı bir zaman. Nedendir kadını, kollarının arasında sımsıkı sarmak isteği duydu içinde. Yapamadı. “Ben hırsız değilim” diyebildi ancak. Kadın elleriyle saçlarını arkaya doğru atıp sordu:
 
-Sahi bir adınız var mı?
-Hatıra Koleksiyoncusu…
 
 
Vedat Keleş
Post Öykü, Eylül 2016

Vedat Keleş | 04/10/2019

2 Yorum | 121 okunma | 0 beğeni

Yorumlar

Yorum Yapabilmek için Üye Girişi Yapmalısınız

Yasemin Demir 06/10/2019 19:40

Güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyuncada  makamını onurlandıracak haftanın seçkisi olarak . Şiir zamanı yönetimi adına içtenlikle kutlarız şairimizi ..Nice güzel paylaşımlara

Zekai Budak 05/10/2019 01:12

Günün seçkisini ve yazarını ŞİİR ZAMANI olarak gönülden kutlarız.

Radyo


Siz de Dinleyin:

Son Yorumlar

Hasan  Büyükkara
Yakıntı
Özgürlüğün ,şiire ne çok ihtiyacı var b...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Tayyibe Atay
Savunma
Teşekkür ederim, sayın soyuduru...ne kadar anla...
(Tayyibe Atay tarafından)
Devamı
Tayyibe Atay
Savunma
Cıksss....üçüncü kişi yok!..:))) binlerce...
(Tayyibe Atay tarafından)
Devamı
Ramazan Topoğlu
Fırçanda Monalisa’yım
seni seviyorum gülüm!  seni nasıl sevece...
(Ramazan Topoğlu tarafından)
Devamı
Ramazan Topoğlu
Savunma
Adıl ne güzel bir sözcük zamir yerine. birinci...
(Ramazan Topoğlu tarafından)
Devamı
Hatice  Akbaş
HÜZNÜME ÜZÜLEN KADINA....H A
Şiir zamanı ailesine yürekten teşekkürler var...
(Hatice Akbaş tarafından)
Devamı
vahdet çil
Durmasını Bilse Akan Şu Zaman
Değerli yorumunuza, gösterdiğiniz ilgiye ve des...
(vahdet çil tarafından)
Devamı
vahdet çil
Durmasını Bilse Akan Şu Zaman
Çok teşekkür ederim Ü.zekİ bey. saygılarıml...
(vahdet çil tarafından)
Devamı
Yıldırım Doğmuş
İSYANIM VAR!
Çok güzel ifade etmişsin ,eh artık bu kadar da...
(Yıldırım Doğmuş tarafından)
Devamı
Yıldırım Doğmuş
Şimdiden Özledim Gülüm Tez Gel.
Teşekkürler Ümit zeki kardeşim......
(Yıldırım Doğmuş tarafından)
Devamı
Ümit  Zeki Soyuduru
İSYANIM VAR!
Teşekkür ederim gülseren hanım. saygı ve hür...
(Ümit Zeki Soyuduru tarafından)
Devamı
Ümit  Zeki Soyuduru
İSYANIM VAR!
Değerli Şiir zamanı ailesine teşekkür ederim....
(Ümit Zeki Soyuduru tarafından)
Devamı
Ümit  Zeki Soyuduru
Savunma
Yüreğinize sağlık güzeldi şiiriniz. saygı v...
(Ümit Zeki Soyuduru tarafından)
Devamı
Ümit  Zeki Soyuduru
Kara saplantım
Yüreğinize sağlık güzeldi şiiriniz. saygı v...
(Ümit Zeki Soyuduru tarafından)
Devamı
Ümit  Zeki Soyuduru
Bilebilsem..
Yüreğinize sağlık güzeldi şiiriniz. saygı v...
(Ümit Zeki Soyuduru tarafından)
Devamı
Ümit  Zeki Soyuduru
YALANCI DÜŞLER
Yüreğinize sağlık nilüfer hocam güzeldi şii...
(Ümit Zeki Soyuduru tarafından)
Devamı
Ümit  Zeki Soyuduru
Yürek Yarasıyla Kanar Giderim
Yüreğinize sağlık güzeldi şiiriniz. saygı v...
(Ümit Zeki Soyuduru tarafından)
Devamı
Gülseren MORKAN
GİDİYORSUN
Çok teşekkür ederim üstadım.değerli yorumunu...
(Gülseren MORKAN tarafından)
Devamı
Gülseren MORKAN
GİDİYORSUN
Çok teşekkür ederim Ümit bey.onur verdiniz.Şi...
(Gülseren MORKAN tarafından)
Devamı
Gülseren MORKAN
İSYANIM VAR!
Harikulade dörtlüklerle bezenmiş muhteşem bir ...
(Gülseren MORKAN tarafından)
Devamı

Linkler