Şiir Zamanı Ailesine Yeni Yılda sağlık, mutluluk, huzur, barış, kardeşlik ve sürekli başarı dileriz. (30/12/2019 10:27) | Şiir Zamanı 6 yaşında… İlkelerinden ödün vermeden güçlü kadrosu ve güzel yürekleri ile altı koca yıl el ele, gönül gönüle… Nice yıllara hep birlikte. (21/12/2019 01:04)


Duyuru

Cahit Sıtkı ile Dante ve Ömrün Yarısı [Devamı]

Ursula K. Le Guin şiirleri ;'' Tanrı Kuşlarıyla Buluşmak''  [Devamı]

Memleket Hikayeleri'nin 100.yıl Özel baskısı [Devamı]

''Gözlerim sığmıyor Yüzüme'' Yeni baskısıyla [Devamı]

YaŞar Nabi Nayır [Devamı]

James Bond Romanlarında Türkiye ve Türkler: James Bond;Eric Ambler ve MUSTAFA KEMAL [Devamı]

GEÇMİŞTEN ESİNTİLER :SEZEN AKSU (MİNİK SERÇE) [Devamı]

Hoşgeldiniz

Özlü Sözler

    ''Seversin, alırsın, karın olur Seversin, alamazsın, kara sevdalın olur.''
    -Aşık Veysel-

Çevrimiçi Üyeler

Yakın zamanda sitemizde 9 üye çevrimiçi oldu.
Üyeleri görebilmek için, üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Yeter/in günlüğünden..

 

Bahçeye bakan penceresini açmış, bulutları seyrediyordu, bulutlar batıda kümesliğin tarafına toplanıyor. Kara yığınlar halinde hızlı hızlı gidiyorlardı, yığınların ardından, tıpkı duvara asılı silah takımının altın okları gibi beri yanında boş gökyüzünün, güneşin kocaman çizgileri geçiyor, geri kalan, bir çini gibi bembeyazdı. O sıra da bir rüzgâr çınar ağaçlarını eğdi, birden yağmur yağmaya başladı yeşil yapraklar üzerinde, pırıltılar çıkarıyordu, derken, güneş yine göründü Akçay/ımda. Tavuklar gıdaklıyor, serçeler nemli fundalıklarda, kanatlarını çırpıyorlardı harikaydılar. Kumların üzerinde sular süzülürken akasyanın pembe çiçeklerini de, Sürükleyip götürüyordu. Yeter kim bilir ne kadar uzakta şimdi o? Diye düşündü denize bakan penceresinde, her zaman olduğu gibi saat altı buçukta, tam yemek sırasında gelmesini beklediği, Yeşil gözlüsünü hatırladı Sami/sini. Üzgündü, durgundu, ağlamaklı düşünceli, dalıp gidiyordu, sakin, sade bir o kadar masumane Sami/siz yaşadığı deniz manzarası evinde, bir kere sevmiş asla unutamıyordu. Lokantalarda nefis yemekler yerler, Maskeli balolara giderler, şampanyalar, rakılar şerefe içerlerdi, rengârenk elbiseler, güzel kokular sürerdi ama hepsi mazide kalmış tozlu raflardaydılar Yeter düşündükçe düşünür düşünürdü düşündükçe dalar dalar giderdi..

 

Yeter için sıkıntılı bir gündü, her taraf kapkara bir havaya bürünmüş, korkuyor gibi geldi ona, öyleydi de. Hava belirsiz biçimde her şeyin üzerinde dalgalanıyor, keder Yeter’in üzerinde bedenine hafif dokunuşlarla işliyordu,kış rüzgârı da evinin duvarlarını terk etmişti, bir daha geriye gelmeyecek şeyler için, kurulan hayaller, düşlerdi bunlar. Her oldubittiden sonra içini kaplayan yorgunluk, alışılmış bir gidişin birden bire durması, uzayan bir titreşimin ani kesilişi yüzünden duyulan kederler kaplıyordu Yeter/in ruhunu. Yeter kederli, Yeter hüzünlü, Yeter umutsuzluk içindeydi aşkı Sami/si şimdi gözlerinin içindeydi, şimdi o daha büyüktü, daha güzel, daha hoş, daha silik bir halde canlanıyordu yıllar önce ayrılmış bırakmış değildi, evin duvarları bile hala onun gölgesini yansıtır gibiydi gözlerini onun üzerine yürüdüğü şu halıdan, oturduğu şu boş koltuklardan ayıramıyordu.

 

Dere durmadan akıp gidiyor, kaygan kıyı boyunca, küçücük dalgacıklarını yavaç yavaş, sürüp bilinmeyene denize götürüyordu, dalgalar yosun tutmuş çalılıkların üzerinde, ıslıklar gibi mırıldanırken, aşkıyla, kıyıda kaç kez gezinmişlerdi yemyeşil gözlü Sami/si ile. Ne hoş güneşli günler görmüşlerdi sonra bahçelerinin bitiminde, gölgelikte, baş başa ne hoş öğle sonları geçirmişlerdi Kaz dağlardan gelen o muhteşem serin rüzgâr beraberce miss gibiydi okudukları, kitaplarının sayfaları, çardağın yapraklarını titretiyordu, ahh yaşamının tek hoş şeyi, gerçekleşebilecek, bir mutluluğun tek umudu gitmişti artık.

 

Aslında aşkım dediği erkeğini sevmemişti, sevmemiş olduğu için Yeter kendi kendine lanet ediyordu, onun dudaklarına susamış gibiydi, içinde, birden bire koşup ona yetişmek, kollarına atılmak, ben geldim bak seninim artık, demek için istek duydu, ama böyle bir şeyin zorluklarını düşündükçe, bocalıyor, duyduğu üzüntüyle daha da artan arzuları, bu yüzden daha güçlü bir hal alıyordu. O gün bugün Yeter can sıkıntılarını içine gömmüş, tüm duygularını, arzularını sadece hayalleriyle ağlıyordu, ona koşuyor, onu soluyor bu sönmüş ateşi karıştırıyordu, gelmiyor, gelmeyecek, hepsi onun için artık hayaldi..

 

Ekim ayının ilk günleriydi gök mavileşmiş, yapraklar kıpırdamıyordu Kaz dağların üzerinde sis vardı, ufukta tepelerin kıvrımları arasında buğular uzanıp gidiyordu. Bazı bulutlarda yırtılarak yükselip gözden kayboluyor, kimi kez bulutların arasından giren, bir güneş ışığı altında suyun kıyısındaki bahçeleri,avlular, duvarlar, caminin minaresi görünüyordu. Çiçek açmış fundalıklar la dolu geniş alanlar vardı Yeter/in bahçesinde, bazen mor alanlar, harikaydı bazen sık ağaçlar görünüyordu, ağaçlar yapraklarının türlerine göre kurşuni,

boz yaldızlı gibi duruyorlardı, çoğu zaman çalılıkların altında bir kuşun hafifçe, kanat çırpıp kaçışı, selamlıyordu sanki uçuşup meşe ağaçlarının üzerine, konan kargaların boğuk, hafif sesleri duyuluyordu. Her yer sessizlik içinde, ağaçlardan tatlı bir şey çıkıyor gibi. Sanki melodiler gibi dinliyor ya çıkar da gelirse telaşı başladı aslında Sami/sini bekler gibi.

 

Yeter/in yüreği yine çarpmaya başladığını, kanını, etinin içinde tıpkı sütten bir nehir gibi, dolaştığını hissediyor, korkuyordu, çok uzaklardan diğer tepenin üzerinde, belli belirsiz uzun çığlık duyar gibi oldu. Sürüklenen bir sesti bu, Yeter gerilmiş, sinirlerinin son titreşimlerine karışan ezgi gibi, hiç ses çıkarmadan bunu dinliyor korkuyordu Yeter için sanki dağlar yerinden oynamış gibi, çok önemli, bir şey oluyormuş olmuş gibi, Yeter/de önce baş dönmesi gibi bir şey oldu, ağaçlar, portakal ağaçları patikalar, hendekler arasında Serap görmüş gibi, sevmediği, özlediği aşkı yeşil gözlüsünü Sami/sini gözünün önüne geliyordu. Yapraklar titreşir, kamışlar ıslık sesler çıkarırken, onun kollarıyla kendisini sardığını hala hissediyordu. Yeter boşluklar içerisinde rüyalarında, Serap/ta, hatalarında, ayıplarında hep hep onu özlüyor, gözyaşlarını hep onun yokluluğuna akıtıyordu, biliyordu ki artık o hiç ama hiç gelmeyecekti..

 

Yeter bir gün kendi kendine süslendi, kokular süründü, ayna karşısına geçti. Kendisi görüntüsüne şaşırdı, gözleri hiçbir zaman bu denli iri bu denli kahve renkli, bu denli derin bakışlı olmamıştı, benliğine, yüce bir şey yayılmış onu değiştirivermişti sanki. Kendi kendine, bir sevgilim var bir sevgilim var Yeşil/im, Sami/m diye yineliyor bunu düşündükçe, sanki yeniden erginlik ulaşmış bundan zevk alıyormuş, hoş duygulara kapılıyordu, en sonunda Yeter, sevginin zevklerine artık umudunu kesmiş olduğunu, mutluluğun yoğunluğuna kavuşacak sanıyordu. Olağan üstü bir şeyin içine girer gibiydi, her şey tutkudan, coşkudan,sayıklamalardan oluşuyordu, mavimsi bir sonsuzluk her yanını sarmış duyguların doruğu, hat safhadaydı düşüncelerinin altında ışıldıyordu, sıradan, gündelik, Yeter/in yaşamı ise taa uzaklarda, aşağıda, boşlukta, yüksekliklerin arasında görünüyordu Yeter biliyordu ki bu yaşantısından arda kalan ömrünü, Hep derbeder, düşünceli yalnızlık içinde geçirecekti.


Ne mutluydu o zamanlar, ne özgürdü, ne umutluydu, ne çok düşünceler kuruyordu, şimdi bunlardan hiç biri kalmamıştı, bunların çoğunu geçirdiği,  duygusal maceralarında, birbirini kovalayan durumlarda, yani genç kızlılığında, evliliğinde, sevişmelerinde harcamış, iyi ama kimdi onu böylesine bahtsız eden? 

Kendisini altüst etmiş, olan felaket neredeydi? 

Kendisine acı çektiren nedeni arayıp bulmak, acılarının nedeni bulmak istiyordu, başını kaldırıp çevresine bakındı. Etajerdeki vazoların üzerinde, Nisan günün ışıkları oynaşıyordu, ateş yanıyordu, Yeter/in terliklerinin altında halının yumuşaklığını duyuyor, gün ışığı beyaz, hava ılıktı, her şey günlük güneşlikti berraktı, birden kalbindeki küller uçuşuyor, bukalemun gibi renk değiştiriyordu, erkeğini Sami/sini kendi elleriyle bırakmıştı..

Yeter düşündükçe düşünür, düşündükçe dalar dalar giderdi tozlu raflarındaki anıları durmadan depreşir ama onlar bir türlü harekete geçmezlerdi. Aslında aşkım dediği erkeğini sevmemişti, sevmemiş olduğu için kendine lanet ediyordu,

onun dudaklarına susamış gibiydi, bütün depreşen düşünceleri, hayalleri bir bir gözlerinin önünde sergileniyor buz gibi gözyaşları akıyordu. Kaz dağlarının eteklerinde esen oksijen ile beklentisi var gibiydi her yer sessizlik içinde,

ağaçlar dan tatlı bir şey çıkıyor gibi, Yeter/in yüreği yine çarpmaya başladığını,büyük boşluklar içerisinde rüyalarında, Serap/ta, hayallerinde, ayıplarında hep onu özlüyor, derin derin düşüncelerinde benimde bir sevgilim var diyordu, derdi de, ne var ki sevgilisini bir aşk ile hiçbir zaman sevmemişti ki, ama çok bu yalnızlığında özlüyor hatta Kaz dağlarının en tepesindeki akıl almaz villasında gördüğü alt boşlukta Körfezin en güzel manzarasında denizin ihtişamı dağ evinde yukarı yamaçta birisi gelecek diye bakardı..

 

Hatta bazen Yeter körfezi seyre dalarken düşünürdü eskileri yâd eder gibi

doğrumu yaptım neden istemedim niçin yalnızım aklından bir sürü nedenler geçerdi oynaşırdı kelimeleriyle aynı seyre daldığı Körfezin dalgaları gibiydiler düşünceler. Bugün günlerden Cumartesi yapraklı takvimi o güne kıvırmış denize bakan odadaki masasını hayalindeki gibi süslemiş akşamın altısı yaklaşmış tüm sevdiklerini koymuş dalarcasına hiç hareket etmeden daldı Körfezin masmavi dalgalarına baka kalmıştı. O kadar dalmış hayallere ki kapı tokmağının vurulduğunu duymamıştı kapı açıldığında öylesine bakar oldu

kıpırdayamaz bir halde ayağa kalktı birisi tekerlekli arabayla onu getirmiş salona bırakmış duruyorlardı oydu sevmediği aşkım diyemediği senelerdir de hayal kurduğu karşısındaydı Yeter ben hayal mi görüyorum bu gördüğüm gerçek mi rüyada mıyım?

Sevinçten mi neden ağlıyordu.

 

Ellerini sonsuza kadar sanki açmış Yeter/im diye bir haykırışı vardı ki ses titreşimleri Kaz dağlarına gidiyor oraya buraya çarpıyor dönüyor daha ekolu geliyordu Yeter kalktı bir adım attı sonra bir adım daha daha sonra üç ve dört adım sonra elleri sonuna kadar açık. Hadi gir kollarıma der gibi. Gözlerinden akan sımsıcak göz yaşlar ile o titrek elleriyle belki de sarılmak istedi. Ağlıyor du gözyaşları yakar gibi damlıyor bu gerçek aşk yaşlarıydı hiç bir zaman diyemediği aşkımmmmm Sami'/ciğimmmm sesleri de dağılıyordu. Dört bir tarafa yankılanıyordu sevinçliydi hem de olmadığı kadar hem ağlıyor hem son nefesine kadar aşkım Sami/ciğim diyordu ne olmuştu ne değişmişti bu zamana kadar neden beklemişti de. Yanar dağ patlaması gibi haykırmaya başlamıştı Yeter mutluydu.

 

Sami/ciği bunca seneler sonrasında hazırlığını yaptığı yaş gününde sürpriz di değmiş ti hazırlıkları neden demişti neden şimdi geldin Sami/si son bir şans dedim seni hep sevdim benim tek aşkım dın. Neden beni görmedin o yazdığın son mektup hala yanımda okudukça hep ağladım seni düşündüm ben senindim Yeter de ağlıyor ağlıyordu işte bu mucize idi sevinçli ve mutluydu. Balkona geçtiler Yeter hadi geçenleri anlat dediğinde Akşam karanlığı çökmüş gün batmış Kış gelmiş yeni Yaz başlamış onlar hala hiç sıkılmadan oturdukları yerde anlatıyorlar dinliyorlardı Yeter/se istemediği sevmediği aşkı Sami/si yeşil gözlüsü ile, bundan sonra mutluydular. Yeter acaba diyor mudur ki. Neden istemedim neden bekledim neden geldi. Her neyse ikisi de çok çok mutlular sevmediğim dediği aşk/ı ile. İmkânsız aşk/ı şimdi yaşıyorlar….

 

Sami Arlan..

 

 

 

Samİ ARLAN | 24/11/2019

2 Yorum | 75 okunma | 0 beğeni

Yorumlar

Yorum Yapabilmek için Üye Girişi Yapmalısınız

Ramazan Efe 24/11/2019 22:36

            Bir çırpıda okunurken hoş gezintilerde arda kalan güzelliğin irdelenişinde,imgelerinde renkli duyumsamalar yinelendiğinde ya da yeniden ele alındığında Hasan Ali Toptaş ustanın akıp giden uzun tümcelerini çağrıştırabilir..
           Sağlıcakla kalın.

tşk ler sevgıyle akçay ımdan sevgılerımı gönderıyorum.

Samİ ARLAN

Radyo


Siz de Dinleyin:

Son Yorumlar

Ahmet  Zeytinci
Düriyenin Güğümlerinin Kalaylanma Durumları
eyvallah ablam saygıyla... ...
(Ahmet Zeytinci tarafından)
Devamı
Tayyibe Atay
Hadi Beh Diyesim Geldi
Hayat çelişkiler toplamıdır belki de bilmiyoru...
(Tayyibe Atay tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
Hadi Beh Diyesim Geldi
Hayat saçma sapan diyenlere hadi beh demiş şiir...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
GÖSTER YARAB!
günün seçkisini ve değerli kalemini  Şi...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
Ansızın Biter Gece
günün seçkisini ve değerli kalemini  Şi...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Tayyibe Atay
Düriyenin Güğümlerinin Kalaylanma Durumları
Düriye laf ola..bu düriye   aynen tür...
(Tayyibe Atay tarafından)
Devamı
Tayyibe Atay
Hadi Beh Diyesim Geldi
Iyi etmişim he valla...hep ciddi mi olacağım ya...
(Tayyibe Atay tarafından)
Devamı
Ahmet  Zeytinci
Hadi Beh Diyesim Geldi
İyidir saçmalamak ara sıra zararı yok. kutla...
(Ahmet Zeytinci tarafından)
Devamı
Gürsel  İleri
Şiirler Kalır
Şiirimi günün seçkisi'ne layık gören Şiir z...
(Gürsel İleri tarafından)
Devamı
Gürsel  İleri
Şiirler Kalır
Çok teşekkür ederim fatma hanım. selam ve sevg...
(Gürsel İleri tarafından)
Devamı
Tayyibe Atay
Şey//
Ne mutlu bize ki, işte o insan varlığının bir...
(Tayyibe Atay tarafından)
Devamı
Abbas Yurt
Velayet.....
Tebrik ediyorum .anlamlı ve ustalıkla yazılmı...
(Abbas Yurt tarafından)
Devamı
Fatma Gümüş
Velayet.....
Gün seçkimizin kıymetli şairini Şİİr zamani...
(Fatma Gümüş tarafından)
Devamı
Fatma Gümüş
Şiirler Kalır
Gün seçkimizin kıymetli şairini Şİİr zamani...
(Fatma Gümüş tarafından)
Devamı
Sevim Yakıcı (Almila Kargülü)
gönlümdeki avaz
...
(Sevim Yakıcı (Almila Kargülü) tarafından)
Devamı
Sevim Yakıcı (Almila Kargülü)
Kask
güne düşen bu güzel çalışmayı ve şairi...
(Sevim Yakıcı (Almila Kargülü) tarafından)
Devamı
Sevim Yakıcı (Almila Kargülü)
Vurulur Yüreğin Kanar Gidersinn
güne düşen bu güzel çalışmayı ve şairi...
(Sevim Yakıcı (Almila Kargülü) tarafından)
Devamı
Sevim Yakıcı (Almila Kargülü)
Saçlarında kalan türkü...
güne düşen bu güzel çalışmayı ve şairi...
(Sevim Yakıcı (Almila Kargülü) tarafından)
Devamı
Ahmet  Zeytinci
Hangi Duruma Göre Neler Yapılır - 1 -
teşekkür ederim nesrin hanım... ...
(Ahmet Zeytinci tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
Matmazel...
Şiire fransız kalmadım ama şiir biraz fransız...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı

Linkler