Şair ve yazarımız Ahmet ZEYTİNCİ'nin doğum gününü içtenlikle kutlar, sevgi ve saygılarımızı sunar, sağlık ve mutluluklar dileriz. (20/07/2018 06:13) | Şiir zamanı bahardan güzel şiir dolu günler,esenlikler diler... (15/04/2018 01:48)


Duyuru

Şiir Zamanı Raporu: Tıklım Tıklım Kızılay Deli Kızın Çeyizi [Devamı]

Şiir zamanı Gönlüyle Mustafa CEYLAN [Devamı]

GEÇMİŞTEN ESİNTİLER MEHMET TANERİ [Devamı]

Son Fasıl Abdurrahim KAHRAMAN'ı Özlem ve Hüzünle Anıyoruz. [Devamı]

Hoşgeldiniz

Özlü Sözler

    Yapraksız kaldın diye gövdeni kestirme. Zira bu işin baharı var.
    Mevlana

Çevrimiçi Üyeler

Yakın zamanda sitemizde 11 üye çevrimiçi oldu.
Üyeleri görebilmek için, üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Sait Faik'ten Son Kuşlar Öyküsü

 

Kış, Ada’nın her tarafında yerleşebilmek için rüzgârlarını poyraz, yıldız poyraz, maestro, dıramudana, gündoğusu, batı karayel, karayel halinde seferber ettiği zaman; öteki yakada yaz, daha pılısını pırtısını toplamamış, bir kenara, oldukça mahzun bir göçmen gibi oturmuştur. Gitmekle gitmemek arasında sallanır bir halde, elinde bir pasaport, çıkınında üç beş altın, bekleyen bu güzel yüzlü göçmen tazeyi benden başka bu Ada’da seven hemen hiç kimse yoktur, diyebilirim. –Övünmek için değil- 

Herkesin yeni başlayacak olan altı-yedi aylık soğuk hayata kendini şimdiden alıştırmak ve hazırlamak için bir şeyler yapmaya çalıştığı öyle günlerde ben, tembelliğim, hep kaçanı kovalama huyumla yazın, o güzel göçmenin peşine düşmüşümdür. Nerede yakalarsam orada kucaklarım onu. Kimi bir çamın gölgesinde durgun ve güneşsizdir. Kimi bir çalılığın kenarındaki çimenlikte bütün eski ihtişamıyla daha yeni başlamıştır. 

 



Yazın daha parça parça, lime lime, bohça bohça eşyalarıyla gitmek için fazla telaş etmediği Ada’nın bu yakasında, hiçbir ev yoktur. Yalnız bir tek kır kahvesi vardır. 

Bir küçük koyun hemen beş-on metre yukarısında, bir apartman terası kadar ufak bu kır kahvesinin tahta masaları üstünde, hâlâ karıncalar gezer. Hâlâ sinekler kahve fincanının etrafına konarlar. Bütün sesler kesilmiştir. Kimi gökyüzünden bir uçak homurtusu gelir. İçindeki, şimdi Yeşilköy’e inecek yolcuları düşündüğüm, yalnız bu yazıyı yazarken oldu. Ondan evvel de uçaklar geçmişti. Ama, hiç içindeki Yeşilköy’e neredeyse ineceklerini, daha şu iki satırın sonunda inmiş bile olduklarını düşünmemiştim. 



Kahvecinin kendisi sevimsiz bir adamdır. Kahveciden çok, ters bir devlet memuru hüviyeti taşır. Hastalıklı olmasa, doktorlar fazla yorulmamasını salık vermemiş olsalar, dünyada kahveci olmazdı. Tersine, ben ömrümce iyi bir kahve bulamadığım için, kahveci olmamışımdır. Bir kır kahvesi, bir köyün kahvesinin üç-beş gediklisi… bundan güzel bir ömür mü olur, elli-altmış senelik yaşam, bundan güzel . 

Ağaçtan ağaca serilmiş beyaz çamaşırlar bu kadar durgun, güneşsiz, ıslak bir şekilde ılık havada hiç kurumayacaklar. Bu kedi, tahta masanın üstüne çıkmış, köpeğime durmadan homurdanacak mı? Sandalyenin üstündeki vişneçürüğü rengindeki delik çoraplar… Asmanın yaprakları daha yemyeşil. Bizim bahçedeki kurudu bile. 

Deniz, Bozburun’a doğru başını almış gidiyor. Uzaklarda görünen, İstanbul’un neresi kimbilir? Sesler neden gelmiyor? 

Bir başka uçağın sesi gelmeye başladı. Bizim Ada, uçakların geçtikleri bir yol güzergahı olmalı ki, hep ya üstümden, ya da solumdan geçip gidiyorlar. Kedi sustu. Köpeğim gözünü kapadı. Karga sesleri geliyor şimdi de. Vaktiyle bu Ada’ya bu zamanda kuşlar uğrardı. Cıvıl cıvıl öterlerdi. Küme küme bir ağaçtan ötekine konarlardı. 

İki senedir gelmiyorlar. 

Belki geliyorlar da ben farkına varmıyorum… 

Sonbahara doğru birtakım insanların çoluk çocuk ellerinde bir kafes, Ada’nın tek tepesine doğru gittiklerini görürdüm. İçim cız ederdi. 

Büyüklerin ellerinde birbirine yapışmış, pislik renginde acayip çomaklar vardı. 

Bunlarla bir yeşil meydanın kenarına varır, bunları ufacık ağacın altına çığırtkan kafesiyle bırakırlar, ağacın her dalına ökseleri bağlarlardı. Hür kuşlar, kafesteki çığırtkan kuşun feryadına, dostluk, arkadaşlık, yalnızlık seslerine doğru bir küme gelirler. Çayırlıkta bir başka ağacın gölgesinde birikmiş çoluklu çocuklu kocaman, bir müddet bekleşirler. Sonra kuşların üşüştüğü ağaca doğru yavaş yavaş yürürlerdi. Ökselerden kurtulmuş dört-beş kuş, bir başka ökseye doğru şimdilik uçup giderken, birer damlacık etleriyle birer tabiat harikası olan kuşları toplarlar, hemen dişleriyle oracıkta boğarlardı. Ve hemen canlı canlı yolarlardı. 

Hele bir tanesi vardı, bir tanesi. Çocukları bu işe seferber eden de oydu. Ökseleri cumartesi gecesinden hazırlayan da… Konstantin isminde bir herifti. Galata’da yazıhanesi vardı. Zahire tüccarıydı. Kalın, tüylü bilekleri, geniş göğsü, delikleri kapanıp açılan üstü kara kara benekli bir burnu, deriyi yırtmış da fırlamış gibi saçları, kısa kısa yürümesi, kalın kalın bir gülmesi. 

O esmerle sarışın arası isketelerin bir damlacık etlerinden yapacağı pilavın hazzıyla pırıl pırıl yanan krom dişleriyle nasıl koparırdı kuşun imiğini, bir görseydiniz… 

Hani sessiz, zenginliğini bile belli etmez, mütevazi adamdı da… Konu komşusu da severdi hani. Hiçbir şeye, hiçbir dedikoduya karışmazdı. Sabahleyin işine kısa kısa adımlarla koşarken, akşam filesini doldurmuş vapurdan çıkarken görseniz; iriliğine, sallapatiliğine, Karamanlı ağzı konuşuşuna, basit ama, hesaplı fikirlerine, iki kadeh atmışsa yine basit, sevimli şakalarına karşı, hakkında kötü bir hüküm de vermezdiniz. Kendi halinde, işi yolunda, hesaplı yaşayan bin bir tanesinden bir tanesiydi. 

Havada ve denizdeki tirşe maviliğin üstünde birtakım esmer damlacıklar görünürdü. Sağa sola oynarlar, sonra bir istikamet tutturur, bu esmer lekecikler geçip giderlerdi.

Konstantin Efendi onların çok uzaktan geçtiklerini görebilirdi. Gözlerini kısardı. Esmer lekelerin Adalar istikametinde gittiklerini görür, etrafına bakar, bir tanıdık görecek olursa gözünü kırpar, gökyüzüne bir işaret çakar: 
-Bizim pilavlıklar geldi! derdi. 

Kuşlar pek yakından geçmişse, seslerini taklit ederek kalın dudaklarıyla dişlerinin arasından onlara seslenirdi. Kuşların çoğunca aldandıklarına, bu sesi duyarak, dost sesi sanıp vapur etrafında bir dönüp uzaklaştıklarına şahit olmuşumdur 
Havalar sertleşir, poyrazlar, lodoslar birbirini kovalar, günün birinde teşrinlerin sonlarına doğru, ılık, hiç rüzgârsız parça parça oynamayan bulutlu, tatlı, sümbülî günlerde, o, en çığırtkan kafes kuşunu nereden bulursa bulur, mahalle çocuklarını çağırtır; bin tanesi iki yüz elli gram et vermeyen sakaları, isketeleri, floryaları, aralarına karışmış serçeleri gökyüzünden birer birer toplardı. 

Seneler var ki kuşlar gelmiyor. Daha doğrusu ben göremiyorum. Güzün güzel günlerini pencereden görür görmez, Konstantin Efendi’nin bulunabileceği sırtları hesaplayarak yollara çıkıyorum. Bir kuş cıvıltısı duysam kanım donuyor, yüreğim atmıyor. Halbuki sonbahar kocayemişleri, beyaz esmer bulutları, yakmayan güneşi, durgun maviliği, bol yeşili ile kuşlarla beraber olunca, insana, sulh, şiir, şair, edebiyat, resim, musiki, mesut insanlarla dolu anlaşmış, sevişmiş, açsız, hırssız bir dünya düşündürüyor. Her memlekette kıra çıkan her insan, kuş sesleriyle böyle düşünecektir. Konstantin Efendi mani oluyor. Zaten kuşlar da pek gelmiyor artık. Belki birkaç seneye kadar nesilleri de tükenecek. Her memlekette kaç tane Konsantin Efendi var kimbilir? Kuşlardan sonra şimdi de milletin yeşilliğine musallat oldular. Geçen gün yol kenarındaki yeşilliklere basmaya kıyamayarak yola çıkmıştım. Konstantin Efendi’nin günlerinden bir gündü. Gökte hiç kuş gözükmüyordu. Evden çıkarken isketemin kafesine bir incir yapıştırdım. İsketem tek gözünü verip bana dostlukla bakmış, incir çekirdeğini kırmaya çalışıyordu. 

Onu, ev duvarının bir kenarına çaktığım çiviye asmış, yola çıkmıştım. Kuşlar yoktu şimdi havada ama, yolun kenarında yeşillikler vardı ya… Baktım. Bu yeşilliklerin bazı yerleri sökülmüş. Biraz ileride dört çocuğa rastladım. Yürüyorlar. Yeşilliklerin en güzel yerlerinde duruyor, bir kaldırım taşı kadar büyük bir parçayı belle söküyorlar, bir çuvala dolduruyorlardı: 

- Ne yapıyorsunuz, yahu?dedim. 
- Sana ne? dediler. 
Fukara, üstleri yırtık pırtık yavrulardı. 
- Canım, neden söküyorsunuz?dedim. 
- Mühendis Ahmet Bey söktürüyor. 
- Ne yapacak bunları? 
- Yukarıda deri tüccarı Hollandalı var ya hani, onun bahçesini düzeltiyorlar da… 
- İngiliz çimi alsın, eksin; madem ki herif zengin… 
- İngiliz çimiyle bu bir mi? 
- Bu daha mı iyi? 
- İyi de laf mı? Bunun üstüne çimen mi olur? Hollandalı öyle demiş. 

Karakola koştum. Polislere haber verdim. Güya menettiler. Gizli gizli, gene çimenler yer yer söküldü. Mühendis Ahmet Bey’e ceza bile kesilmedi. Belediye talimatnamesinde, yol kenarlarındaki çimenleri sökmek cezaya mucip olmuyormuş. 
Kuşları boğdular, çimenleri söktüler, yollar çamur içinde kaldı. 

Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde, güz mevsiminde artık esmer lekeler göremeyeceksiniz. Günün birinde yol kenarlarında, toprak anamızın koyu yeşil saçlarını göremeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşları ve yeşillikleri çok gördük. Sizin içi kötü olacak. Benden hikâyesi.



Sait Faik Abasıyanık

 

 

 

Ramazan Topoğlu | 24/10/2013

3 Yorum | 2347 okunma | 1 beğeni

Yorumlar

Yorum Yapabilmek için Üye Girişi Yapmalısınız

Şükran Gülcenaz Aydoğan 14/11/2016 15:14

Çocukluğumun hayran olduğum hikayecisi Sait Faik Abasıyanık üstadımızın ruhu şad olsun..Evet üstadım artık gökte uçan lekeler göremiyoruz. Bütün kuşlar küstü insanlığa ya nesli yok oldu yada kim bilir nerede kalan son kuşlarda gizleniyorlar diye düşünmüşümdür hep...Toprak anamızın yeşil saçlarını yolup yerine taş ormanlar diktiler...Şehirler kırları da gasp etmeye başladı...Paylaşım güzeldi Ramazan Topoğlu hocama gönülden teşekkürler...Saygılarımla

Bu yorum 14.11.2016 tarihinde güncellenmiştir.

Ramazan Boran 24/10/2013 23:57

Türk öykü ve hikayeciliği en önde gelen yazarlarından, biri olan Sait Faik Abasıyanık' ın bu güzel ve doğal, samimi bir dille yazılan eserini okuma fırsatı veren Değerli Üstadımıza teşekkürlerimi ve saygılarımı sunuyorum.

Yasemin Demir 24/10/2013 22:34

Ne güzel sevgili editörümüz site sizin sayenizde okunacak daha güzel ve renkli dünyalara Sait Faikle yelken açtırmış çok teşekkür ediyoruz

Radyo


Siz de Dinleyin:

Son Yorumlar

Zekai Budak
DİRENİYORUM
günün seçkisini ve şairesini Şİİr zamani ...
(Zekai Budak tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
BİLEN YABANCI
Kurgusu ustalık kokan bir şiir. hem tarzın kül...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
BİLEN YABANCI
bu yorum 20.07.2018 tarihinde güncelle...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
BİR DAMLA YAŞ....
Şairane bir iç hafifliği.. göğe salınıverec...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
Yüreğimde Yürüyen Adam
seyrânî kader göçünde ne bir, iki ne üçü...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Mehmet Tuncer
NEDENİM SEN OL
baş ucuma; “sevemedi adam gibi” levha yaz. ...
(Mehmet Tuncer tarafından)
Devamı
Ali  ALTINLI
YETER Mİ YETER Mİ
Şİİr zamani aİlesİne ve seÇkİ kuruluna teŞ...
(Ali ALTINLI tarafından)
Devamı
Mehmet Tuncer
Yıkıldı Sevda Şehrim...
yalanla savaşamam aldatıp beni yorma, ...
(Mehmet Tuncer tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
YETER Mİ YETER Mİ
günün seçkisini ve değerli kalemini  Şi...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
NEDENİM SEN OL
günün seçkisini ve değerli kalemini  Şi...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
VAY BABEY
günün seçkisini ve değerli kalemini  Şi...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
BİR ŞİİR ÜFLESEM
günün seçkisini ve değerli kalemini  Şi...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
Yüreğimde Yürüyen Adam
günün seçkisini ve değerli kalemini  Şi...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Kadir  Yatağan
GOCA USTA
Şiirime yaptığınız özlü yorumunuz için ...
(Kadir Yatağan tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
GOCA USTA
Hayri dev hayranlıkla izlediğim , unesco tarafı...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
//* İLİZYON…
Reha erdem veya zeki demirkubuzun sanat filmleri g...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
AN GELİR......
     "İlmi hilâf ü cedel düz...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
Son Fasıl Abdurrahim KAHRAMAN'ı Özlem ve Hüzünle Anıyoruz.
Kuşak olarak hecenin baskın olduğu zamanlardan ...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
vahdet çil
Bırak Kendisi Solsun
değerli yorumunuza çok teşekkür ederim orha...
(vahdet çil tarafından)
Devamı
Ahmet  Zeytinci
Son Fasıl Abdurrahim KAHRAMAN'ı Özlem ve Hüzünle Anıyoruz.
değerli bir şairi burada anmak ve yad etmek g...
(Ahmet Zeytinci tarafından)
Devamı

Linkler