Yedinci Kuruluş Yılında ŞİİR ZAMANI; virüssüz, afetsiz huzur dolu, sağlıklı mutlu günler diler. (06/11/2020 01:18)


Duyuru

KÜÇÜREK (Minimal/Minnacık) Öykü Türü [Devamı]

Cahit Sıtkı ile Dante ve Ömrün Yarısı [Devamı]

Nazım Hikmet: Davet [Devamı]

ATATÜRK’ÜN EDEBİYATLA İLGİLİ GÖRÜŞLERİ [Devamı]

Avrupa'nın En İyi Şiiri :Deniz İnan [Devamı]

GEÇMİŞTEN ESİNTİLER : ESİN ENGİN [Devamı]

Hoşgeldiniz

Özlü Sözler

    Bilginin efendisi olmak için çalışmanın uşağı olmak şarttır.
    Balzac

Çevrimiçi Üyeler

Yakın zamanda sitemizde 32 üye çevrimiçi oldu.
Üyeleri görebilmek için, üye girişi yapmanız gerekmektedir.

KEÇEDEKİ PİRE, DEREDEKİ SU

KEÇEDEKİ PİRE, DEREDEKİ SU (Doğu öyküleri 3)

 
    
 

 
     Yanından dörtnala geçtiğim köylü "Tayın gemine asılma, o yorulduğu yerde durur!" diye bağırmasaydı, ilk defa benim bindiğim tay, beni sırtından yere kesinlikle atardı. Yarıştığım arkadaş, karakol komutanı Mustafa astsubay çok gerilerde kalmıştı. Sonunda dere tepe yıldırım hızıyla koşan tay yorulmuş olmalı ki kendiliğinden durdu. Sırtından soğuk terler akıtan ben de derin bir oh çektim. Yol ve yarış arkadaşımı da bir süre at sırtında bekledim.
     "Uçtun be arkadaş!" dedi komutan. "Senin tozuna bile yetişemedik. Senin öğrenciler sana hiç binilmemiş tay getirmişler. Dua et seni alıp yere vurmamış."
     -Komutan!
     -Buyur hocam!
     -Ben çok susadım, biraz da korkudan olacak herhalde. Buralarda bir çeşme veya yakınlarda bir köy var mı?
     -Ben de susadım. İlerde, tepenin ardında bir köy olacak, orada içeriz suyu.
     Tepeyi aşınca köy göründü. Köyün bize bakan tarafında kadınlar çömelmiş çamaşır yıkıyorlardı. Yanlarına yaklaşınca ürkek ürkek bize baktılar. Çamaşır yıkadıları yer, suyu boz bulanık akan, hemen köyün yanından geçen dereydi. Kadınların biraz yukarısında da derenin içinde birkaç inek su içiyordu. Üniformalı karakol komutanını görünce toparlandılar. Çoğu Türkçe de bilmiyordu; ama en azından oradaki çocuklar anlar, diye düşünmüş olmalı ki arkadaşım:
    -İçecek suyunuz var mı, dedi.
    Aralarında bir şeyler konuştular. Bu arada yanlarındaki çocuklardan biri köydeki dereye yakın ilk eve doğru koşmaya başladı. Biz, çocuğun su getirmesini beklerken o, elinde bir bardakla geldi. Kadınlardan biri bardağı deredeki suya daldırdı, çocuğa verdi. Çocuk da su dolu bardağı doğru bana getirdi. Bardaktaki bozbulanık suya hayretle baktım. İçinde çamaşır yıkanan, çocukların ve de ineklerin oynaştığı bu derenin suyundan mı içecektim?
   -Bu ne komutan? Derenin suyunu mu içeceğim?
   -Bu köyde başka su yok hocam. Köylü de bu sudan içer.
   -Susuzluktan ölsem de ben bu suyu içmem, dedim, bardağı komutana verdim. O bardağın yarısını da olsa içti.
   Teşekkür edip ayrıldık oradan Abdurrahman Ağa'nın köyüne doğru. 1973 yılında insanlar içme suyu olarak pis bir derenin suyunu kullanıyorlardı.
------------
   Pos bıyıklı, kalın kaşlarının altında gözleri fıldır fıldır dönen Abdurrahman Ağa: "Hoş gelmişsen baş efendi, sefalar getirmişsen." diyerek karşıladı bizi. Atlardan indik. "Bu da kim?" der gibi yan gözle bana bakan Ağa'ya, "Karaağıl Ortaokulu'nun öğretmeni olur arkadaşım." dedi Mustafa komutan. Eve girerken kapıya dizilen köylüler de "Hoş gelmişseniz, şeref vermişseniz." diye tek tek tokalaştılar bizimle.
   Tabanı keçeyle döşeli genişçe bir odaya girdik. Minderlere oturduk. Tabakalar ortaya atıldı. Kaçak Muş tütününden sigaralar sarıldı. İçeri duman olmuş, havasız kalmış kimin umurunda. Abdurrahman Ağa, kuracağı peynir üretme tesisleri hakkında komutanla konuşuyor. "Yakında temeli atacağız. Hazırlıklara şimdiden başladık. Vali, kaymakam beyler de gelecek. Siz de birkaç jandarmayla gelesiniz komutan."
   Biz, Abdurrahman Ağa'yı dinlerken gözlerim faltaşı gibi açılıyor. Odanın bir köşesinden çıkan fare öbür köşeye kadar koşuyor. Biraz sonra ters yöne bu koşulara devam ediyor. Odadakiler umurunda bile değil farenin, fare de odadakilerin. Benden başka da şaşıran yok. "Komutan, bunlar aileden olmuş(!)." diyorum. "Boş ver hoca, rahat ol!" diyor.
   Odada yalnız fare olsa iyi. Bir de keçenin üstünde zıplayan sanki dans eden pireler var. Onları da görünce ben de kıpırtı başlıyor. "Haydi..." diyorum komutana, "...şu sohbeti bitir de bir an önce gidelim." Alaycı alaycı bakıyor arkadaşım. "Sen ne diyorsun hocam? Daha yemek yiyeceğiz. Adamlar hazırlık yapmış, çok ayıp olur."
   Ben, minderin üstünde, susadığım halde su da içmeden diken üstünde oturuken yer sofrası kuruluyor. Karnım da acıkmış. Fareyi, pireleri yani odanın diğer sakinlerini de unutarak sofraya kuruluyorum. Çorba, tabanı cıbıl cıbıl yağlı pirinç pilavı, bir de içinde et yerine bulgur olan kadınbudu köfteye benzer bir köfte. Hepsi diziliyor geniş sininin üstüne. Ayrı ayrı tabaklar kimin aklında. Daldırıyoruz kaşıkları çorba tasına. Sıra o köftemsi yemeğe geldiğinde çatalla bölüyorum içi bulgurlu dışı yumurtalı köfteyi. Ortada uzunca siyah bir kıl. Yavaşça çekiyorum çatalı. Yufkayla yoğurda devam. "Hoca, sen acıkmamışsan herhalde?" diyor Abdurrahman Ağa. "Pek de acıkmadım." diyorum. "Ben yufkayı özlemişim, yoğurdu da çok severim."
   Bıyıkları yağlı, göbeği şiş Abdurrahman Ağa, süt tesisleri temel atma törenine bizleri de davet etti. Okul zamanı olduğu için gidemedim. Odasında fareler cirit atan, keçesinin üstünde pireler uçuşan Abdurrahman Ağa, il, ilçe ekabirlerinin katılımıyla temeli atmış. Atmış da o temel öyle boş kaldı. Ağa, krediyi almış, keyfine bakmış. Ben, "O yörelere yatırım yapılmıyor." sözüne hiç inanmam. Abdurrahman Ağalar oldukça krediler iç edilir, fareler de cirit atar, pireler de uçuşur. Temizlik o gariplerin neyine. Yeter ki Ağa'nın kredileri gelsin.
..................
   Köye ortaokul açılmasına karar verilince muhtar ve iki aza köyden on iki bin lira para toplarlar sınıflara sıra almak için. O zaman benim maaşım bin lira civarında. Erzurum'dan altı bin liralık sıra getirilmiş. Yirmişer öğrencilik iki sınıfın da kara tahtası yok. "Muhtar, şu kalan parayı verseniz de çok eksiğimiz var, onları alsak." diyorum. Çünkü önemli miktarda para ortada yok. "Hoca, hoca, sen ne demek istiyorsun?" diyerek çaktırmadan belindeki tabancayı gösteriyor muhtar.
...................
   Devletin gönderdiği on bin lirayı bile "Harcamanız belirlenen kalemlere uymuyor." diyen malmüdürünün yüzünden harcayamıyoruz. Sadece bin lirasını kömür almış gibi göstererek kışlık yakacağımız tezek için harcayabiliyoruz.
   Şimdi oraya, Karaağıl'a yatılı bölge okulu yapılmış. Koca binada öğretmenler mahrumiyetleri yaşamadan görev yapıyorlardır. Terör belasından dolayı huzursuzlar mı bilmiyorum. İnsanın korkusu olmazsa, içi rahatsa mahrumiyet falan vız geliyor.
    "Doğu Öyküleri" şimdilik bu kadar. Anlatacak daha pek çok yaşanmışlık var. O günlerin zorluklarını bugünün gençlerine anlatmak zor. Benimki hem anma hem de kırk yıl önceki yaşamı  aktarma.
.................
      Bir öğretmen
      Yirmi bir yaşında
      Koyu karanlık gecelerde kurtların uluduğu
      Dağ başında
      Sobasında tezek yanar
      Dışardan içeriye
      Eser
      Buz gibi rüzgâr
      Karatahta yokmuş
      Kömür, odun yokmuş
      Bin bir yoksunlukmuş
      Geç onları
      Bak
      Seni bekleyen
      Öğrenmeye aç
      Yirmi çift göz
      Var
....................
 
Numan Kurt

Numan Kurt | 15/07/2014

3 Yorum | 1585 okunma | 0 beğeni

Yorumlar

Yorum Yapabilmek için Üye Girişi Yapmalısınız

Numan Kurt 16/07/2014 21:14

Yorumlarınız için teşekkür ediyorum. Selamlar, saygılar.

Yasemin Demir 15/07/2014 23:37

Ne güzel resmetmişsiniz efendim o günleri oraları görmüş gibi olduk ..İlk tayin yerimi hatırladım ..nerden nereye dedirtti yazınız şimdi Siirtin dağ köylerinde mağara gibi evlerde bile internet ,bulaşık makinası su her şey var dilerim kazandıklarımız kaybettiğimiz değelerin üzerine geçmez ...saygımla Hoş geldiniz şiir zamanı ailesine

İbrahim Çelikli 15/07/2014 08:51

güne güzel başlangıç için teşekkürler.. bizim görüşümüzden olanlar yurtta misafir olup ballandıra ballandıra bir şeyler üfürür savururlardı.. "kominislere ... " dedim vs.. inanmazdım tabi, ya da üfürdüğü malumumdu.. benim rastladığım diğer bu taraftan gidenler genelde solaktılar.. nerelerde kışlarlardı bilemem.. sırf edebiyat uğruna o sıkıntılara katlanmaktan yana idim.. bir Fakir olmak adına.. ikinci tercihim geldi.. hayatımıza bu taraftan devam ettik.. yanlıştı tabi.. bu gün ÇALI yı bu edebiyat fakültesini kazanamadığım için yazabildiğime inanıyorum.. her edebiyatçı hep şunu dedi -yemekler de sırala -adetler de sıralar vs vs hastirin dedim her şey var.. öyle yapsam insanları nasıl bir araya getirecektim teşekkürler güzel insan ben sevdim, sevindim satırlarınızla tanıştığıma memnunum yani başarılar

Radyo


Siz de Dinleyin:

Son Yorumlar

Tayyibe Atay
Cila Devri
Teşekkür ederim sevim hanım....selam ve sevgile...
(Tayyibe Atay tarafından)
Devamı
Zekai Budak
GEL ARTIKK
günün seçkisini ve şairesini Şİİr zamani ...
(Zekai Budak tarafından)
Devamı
Zekai Budak
KÖR KUYULARA GÖMDÜM
günün seçkisini ve şairesini Şİİr zamani ...
(Zekai Budak tarafından)
Devamı
Zekai Budak
// BEN BÜYÜDÜM ANNE// M.Y
günün seçkisini ve şairini Şİİr zamani ol...
(Zekai Budak tarafından)
Devamı
Zekai Budak
Her Şey Senin Elinde
günün seçkisini ve şairini Şİİr zamani ol...
(Zekai Budak tarafından)
Devamı
Zekai Budak
CAN ÖZÜM... B. B
günün seçkisini ve şairini Şİİr zamani ol...
(Zekai Budak tarafından)
Devamı
vahdet çil
Dinle De Çekip Gitme
Şiirimi günün seçkisine alan sitemizin yön...
(vahdet çil tarafından)
Devamı
Ali  ALTINLI
GÖRDÜNÜZ MÜ HİÇ
Şİİr zamani aİlesİne bakİ selamlar......
(Ali ALTINLI tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
Adı Olmayan Sevdalara
Şİİr zamani ailesi olarak günün seçkisine ...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
Dinle De Çekip Gitme
Şİİr zamani ailesi olarak günün seçkisine ...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
CORONA GÜNCESİ
Şİİr zamani ailesi olarak günün seçkisine ...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
GÖRDÜNÜZ MÜ HİÇ
Şİİr zamani ailesi olarak günün seçkisine ...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
Makber-
Değerli ve eleştirel bir gözle sayfamızı anla...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Erhan  Tığlı
#ÖYLE DİYORLAR........
Ne derlerse desinler, siz sevin, sevmeye devam edi...
(Erhan Tığlı tarafından)
Devamı
Erhan  Tığlı
Kızım seni kime Vereyim?
Kızımı kime vereceğimi merak eden var mı baka...
(Erhan Tığlı tarafından)
Devamı
Erhan  Tığlı
Sokrat'ın Verdiği Ders
Bu ders verici yazımı okuyup yorumlayan çıkmam...
(Erhan Tığlı tarafından)
Devamı
yönetim yardım editörü
Gidiyorum artık, elimde değil.
...
(yönetim yardım editörü tarafından)
Devamı
yönetim yardım editörü
Kasımpatı Düşesi
...
(yönetim yardım editörü tarafından)
Devamı
yönetim yardım editörü
Sonrası Var Mı Sonun
...
(yönetim yardım editörü tarafından)
Devamı
vahdet çil
Boğalı Yaylasına Kıymayın
Şiirimi günün şiirine alan Şİİr zamani y...
(vahdet çil tarafından)
Devamı

Linkler