Yedinci Kuruluş Yılında ŞİİR ZAMANI; virüssüz, afetsiz huzur dolu, sağlıklı mutlu günler diler. (06/11/2020 01:18)


Duyuru

KÜÇÜREK (Minimal/Minnacık) Öykü Türü [Devamı]

Cahit Sıtkı ile Dante ve Ömrün Yarısı [Devamı]

Nazım Hikmet: Davet [Devamı]

ATATÜRK’ÜN EDEBİYATLA İLGİLİ GÖRÜŞLERİ [Devamı]

Avrupa'nın En İyi Şiiri :Deniz İnan [Devamı]

GEÇMİŞTEN ESİNTİLER : ESİN ENGİN [Devamı]

Hoşgeldiniz

Özlü Sözler

    Bilginin efendisi olmak için çalışmanın uşağı olmak şarttır.
    Balzac

Çevrimiçi Üyeler

Yakın zamanda sitemizde 31 üye çevrimiçi oldu.
Üyeleri görebilmek için, üye girişi yapmanız gerekmektedir.

YIKIK DUVARLAR KONUŞTU

YIKIK DUVARLAR KONUŞTU

 

 





   "Kerpiç kerpiç üstüne kurdum binayı
   Binayı kurar iken gördüm Leyla'yı
   Leyla başıma açtı türlü belayı"    O kerpiç binalar yapılırken kadınlarımızda, kızlarımızda Leyla adı bile yoktu köyümüzde. Hüsneler, Ayşeler, Döndüler... vardı. Yukarıdan aşağıya köyün içinde o kadar yıkık duvarlı kerpiç ev kalıntısı var ki dayanamadım bunlardan birinin fotoğrafını çektim. Sonra dedim ki kendi kendime "Ben, bu yıkık duvarları konuşturayım; kendi öykülerini kendileri anlatsınlar."
Sözü aldı ağzımdan yıkık duvar: 
   "Ben bir yıkık duvarım. Bir ben değilim yıkık olan. Bana dayanan diğer üç duvar da yıkık. Yeni yapılırken de ne kadar keyifliydim. Köy mezarlığının yanındaki gölün kenarında kerpiçlerimi kesti sahibim. Dört gözlü kalıbın içine, kardığı samanla karışık çamuru attı. Kalıbı kaldırınca dört kerpiç ortaya çıktı. Yan yana sıralandı kerpiçler. Sığır dönüşü hayvanlar çiğnemesin diye kuruyuncaya kadar kerpiç sergisinin başını bekledi kerpici kesenler. Kurudu, yapılacağım yere at arabası ya da traktör vagonetiyle çekildi kerpiçler.
Bu köyün insanları duvar ustalığından anlamazlardı. Göçmen ustanın maharetli elleriyle kayıldı üst üste kerpiçler. Harcımız da yine çamurdu. Çatı ne arasın o zamanlar. İnce, kalın direklerle örtüldü üstümüz. Sonra ot ve toprak atıldı dama. İçimizi, dışımızı o, uzun boylu Fettah Usta sıvayınca olduk bir köy evi. Öyle uzun boyluydu ki bu adam çoğu yerde merdiven bile kullanmazdı sıva yaparken.
   Şimdi yıkık duvarlar olduğumuza bakmayın neler yaşandı bizim dört duvarını oluşturduğumuz bu evlerde. Evlerin dört duvarı içinde, girişte mabeyin dediğimiz, odalara ve evliğe açılan bir genişçe aralık. Odanın biri sürekli oturulan yer olduğu için üç tarafına, içi taşla doldurulmuş yükseklikler yapılır; somya, kanepe yerine kullanılırdı bu kilimle, minderlerle, halı yastıklarla döşenmiş yerler. Bu odanın bir köşesinde de tabanı betonla örtülmüş, köylünün "hamamlık" dediği her tarafı açık banyo bulunurdu.
Bizim dört duvar olarak oluşturduğumuz evlerin içinde, köy evlerinde yüklük, buzdolabı görevleri yapan "evlik" vardı. Serin, soğuk olurdu bu odalar. Bir tarafında yün yorgan, yatak kayılı olurdu bu evliklerin. Ayrıca kışlık yufka ekmek, kurbandan kurbana üzlüklere doldurulan kavurma(sızgıt), turşu küpleri de bu evliklerde saklanırdı. Nişanlısını, akşamları gizlice görmeye gelen köy gençleri de utana sıkıla, elleri kınalı nişanlıları ile bu serin odalarda görüşürlerdi. Acıkan çocuklarına bu evliklerdeki üzlüklerde korunan kavurma ya da çökelekle dürüm verirdi analar.
   Gün geldi, her kış akan üstümüzdeki o kara örtüler, damlar açıldı, yerine çatılar kuruldu. Kırmızı kiremitli çatılar. Köylü, toprak örtülü damlara iki köy öteden çora çekmekten kurtuldu. Biz duvarlar da yağmurdan, kardan daha az etkilenir olduk.
   Fotoğrafta sadece bizi, yani yıkık duvarlarını gördüğünüz ev Kekeç'in Ali amcanın eski evidir. Kırmızı yanaklı Ali emminin ilk eşi Hüsne teyze, kınalı elleriyle bu eve gelin geldi. Dört çocuklu gelinken, kayınbabasının yanında sesli konuşmazken daha, genç yaşta traktörle vagonet arasında kalıp geçti gitti bu dünyadan. Bu yıkık evin fotoğrafını çekince aklına geldi bizleri anlatmak bu satırların yazarının. Keşke Hüsne gelinin dramatik öyküsünü de tam bilse de anlatsaydı.
   Fotoğrafı yok; ama bu yıkık duvarları kalmış evlerden biri de aşağı mahallededir. O evde de bizi konuşturup "niye yıkık duvarlar olduğumuzu" anlatan yazarımızın Hüsne teyzesi otururdu. Türküler yakan, yanık sesiyle bu türküleri söyleyen, yoksulluk içinde yaşamış, tam da bolluğa kavuşup rahat edecekken hastalanıp yıllarca derdin sıkıntısıyla yaşayan Hüsne teyze. Öğretmen olan yeğeninin eşinin de çalışmasına aklı bir türlü ermemişti Hüsne teyzenin. "Senin yemeğini kim yapıyor? Mektebe aç mı gidiyorsun?" diye sorular sorardı. Türkü bile yakmıştı. Sanıyordu ki çalışan kadınlar evde yemek falan yapmaz. Şimdi bizi, yıkık duvarlarını gördüğünüz bu evde Hüsne teyzenin kocası Saat emmi (Sait) çobanlık yaparken ne yoksulluklar yaşanmıştır. Dolabında sakladığı, Nevşehirli çerçilerin çorap eskisiyle, yırtık naylon ayakkabı karşılığında sattığı kuru üzümü, leblebiyi çocuklarına gıdım gıdım verirdi Hüsne teyze. O küçük, kirli beyaz karton kutusuyla Rize çayı paketinden azcık atardı demliğe. Nerede şimdiki gibi çeşit çeşit çay?
   Ne Hüsneler, Hürüler, Ümüşler ve de Döndüler gördük biz, şimdiki gibi birer yıkık duvar değilken. Ne sevinçlere ne üzüntülere tanıklık ettik o dört tarafını çevirdiğimiz evlerin içinde. Kocasından olmadık yere dayak yiyen kadınların ağlayışını, doktora bile götürülemeden yatağında ölen yaşlıların inleyişlerini yaşadık. Niye o evler artık uçuntu oldu da bizler birer yıkık duvar olup çıktık?
   1960'lardan sonra kasabalarda, kentlerde üçer beşer birleşip ev tutarak okumaya başladı bu köyün çocukları. İyi de okudular. Pek çok meslekten iş sahibi oldular. En çok da öğretmen yetişti. Okuyanlar işleri gereği memleketin çeşitli yerlerine dağılmaya başlayınca göç de başladı köyden. Bir de "Alamancılık" çıktı o yıllarda. Memleketimin kara yağız, o yaşa kadar askerlik dışında köyünden bile çıkmamış insanları trenlerle çalışmaya gittiler uzak el kapılarına. Zamanla eş ve çocuklarını da götürmeye başladılar. Birçoğu yerleşti kaldı uzak gurbet ellerine. Ekmek nerdeyse hayat da oradaydı. Tarlalara kadastro da gelince bölük pörçük olunca o bereketli tarlalar, çoğu sattı payına düşeni. Ankara'dan, Kayseri'den, Kırşehir'den...çeşitli kentlerden ev alanlar göçüp gittiler köyden. Evlerini bahçe duvarlarıyla çevirip, ağaçlar dikerek güzelleştirip köyde kalanlar da var; ama köyün pek çok insanı göçüp gitti. Boş kalan evler de zaman içinde, bakanı, oturanı olmayınca yıkık dört duvara dönüştü.
   Yıkık duvarların öyküsü de aslında köyün, köylülüğün de bir tükenişidir. Bizde, bu yıkık duvarlarda anlatacak ne yaşanmışlıklar var; ama şimdilik yeter deyip sözü bu satırların yazarına bırakalım."
   ...........................................................

   Tüm yazılarımı kendi söyleyişimle yazarken yüz elli hanelik köyümün nasıl elli haneye kadar düştüğünün öyküsünü, görünce etkilendiğim yıkık duvarların ağzıyla anlatmak istedim. Çünkü o duvarların oluşturduğu evler terkedilip viraneye dönerken aslında bir kültürün, yaşam biçiminin de tükenmişliğini anlatıyorlar.
   "Biz toprak damlı, kerpiç duvarlı
   Evlerde büyüdük
   Kışın sıcak, yazın serindi bu evler
   Öyle kendimize ayrılmış
   Odalarımız falan yoktu
   Alfabedeki yazıları geçtik
   Saman yapraklı defterlerimize
   Gaz lambasının soluk ışığında
   Lüks lambasının yanması bile lükstü
   Evimize konuk geldiğinde
   Okuduk, yazdık, büyüdük
   Kentlere göçtük
   Rahat yaşadık, yaşıyoruz
   Özlemini duyuyoruz o yoksunluk günlerinin
   Köydeki bir yıkık duvarı
   Gördüğümüzde"
   ..........................................................................
   Numan Kurt

Numan Kurt | 22/07/2014

1 Yorum | 3870 okunma | 0 beğeni

Yorumlar

Yorum Yapabilmek için Üye Girişi Yapmalısınız

Ramazan Efe 22/07/2014 22:32

Yıkık duvarların öyküsüyle nice yaşanmışlıklar da belleklerden silindi silinmekte. Sağlıcakla

Radyo


Siz de Dinleyin:

Son Yorumlar

Tayyibe Atay
Cila Devri
Teşekkür ederim sevim hanım....selam ve sevgile...
(Tayyibe Atay tarafından)
Devamı
Zekai Budak
GEL ARTIKK
günün seçkisini ve şairesini Şİİr zamani ...
(Zekai Budak tarafından)
Devamı
Zekai Budak
KÖR KUYULARA GÖMDÜM
günün seçkisini ve şairesini Şİİr zamani ...
(Zekai Budak tarafından)
Devamı
Zekai Budak
// BEN BÜYÜDÜM ANNE// M.Y
günün seçkisini ve şairini Şİİr zamani ol...
(Zekai Budak tarafından)
Devamı
Zekai Budak
Her Şey Senin Elinde
günün seçkisini ve şairini Şİİr zamani ol...
(Zekai Budak tarafından)
Devamı
Zekai Budak
CAN ÖZÜM... B. B
günün seçkisini ve şairini Şİİr zamani ol...
(Zekai Budak tarafından)
Devamı
vahdet çil
Dinle De Çekip Gitme
Şiirimi günün seçkisine alan sitemizin yön...
(vahdet çil tarafından)
Devamı
Ali  ALTINLI
GÖRDÜNÜZ MÜ HİÇ
Şİİr zamani aİlesİne bakİ selamlar......
(Ali ALTINLI tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
Adı Olmayan Sevdalara
Şİİr zamani ailesi olarak günün seçkisine ...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
Dinle De Çekip Gitme
Şİİr zamani ailesi olarak günün seçkisine ...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
CORONA GÜNCESİ
Şİİr zamani ailesi olarak günün seçkisine ...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
GÖRDÜNÜZ MÜ HİÇ
Şİİr zamani ailesi olarak günün seçkisine ...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Ramazan  Boran
Makber-
Değerli ve eleştirel bir gözle sayfamızı anla...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Erhan  Tığlı
#ÖYLE DİYORLAR........
Ne derlerse desinler, siz sevin, sevmeye devam edi...
(Erhan Tığlı tarafından)
Devamı
Erhan  Tığlı
Kızım seni kime Vereyim?
Kızımı kime vereceğimi merak eden var mı baka...
(Erhan Tığlı tarafından)
Devamı
Erhan  Tığlı
Sokrat'ın Verdiği Ders
Bu ders verici yazımı okuyup yorumlayan çıkmam...
(Erhan Tığlı tarafından)
Devamı
yönetim yardım editörü
Gidiyorum artık, elimde değil.
...
(yönetim yardım editörü tarafından)
Devamı
yönetim yardım editörü
Kasımpatı Düşesi
...
(yönetim yardım editörü tarafından)
Devamı
yönetim yardım editörü
Sonrası Var Mı Sonun
...
(yönetim yardım editörü tarafından)
Devamı
vahdet çil
Boğalı Yaylasına Kıymayın
Şiirimi günün şiirine alan Şİİr zamani y...
(vahdet çil tarafından)
Devamı

Linkler