Mesut Kayabaş Gölde'ki yansımalar programı ile şu an yayında göle düşen en güzel şiirler şarkılar tahta masada sakın kaçırmayın ! (19/11/2019 22:25) | Şiir zamanı 6 yaşında ilkelerinden ödün vermeden güçlü kadrosu ve güzel yürekleri ile altı koca yıl el ele gönül gönüle idik nice 6 YILLARA HEP BİRLİKTE .... (10/10/2019 23:10) | Şiir zamanı şiir dolu güzel günler diler ... (06/10/2019 00:46)


Duyuru

Cahit Sıtkı ile Dante ve Ömrün Yarısı [Devamı]

Bilgi Yayınevi'nden İlk baskılarına sadık kalınarak hazırlanan Sabahattin Ali kitapları [Devamı]

Nazım Hikmet: Davet [Devamı]

Ethen Warwick, Villiam Godwvard ve Cortazar [Devamı]

GEÇMİŞTEN ESİNTİLER : SUAT SAYIN [Devamı]

Hoşgeldiniz

Özlü Sözler

    Ateş karşısında bozulmayan altın, altın karşısında bozulmayan kadın, kadın karşısında bozulmayan erkek; kalitelidir.
    Maksim Gorki

Çevrimiçi Üyeler

Yakın zamanda sitemizde 0 üye çevrimiçi oldu.
Üyeleri görebilmek için, üye girişi yapmanız gerekmektedir.

TENEKECİ SALİH

 

     Büyükçe bir ahırın ortasındaki ardıç direğe bağlı olan Salih, kırbaçlanmasına, yediği dayaklara ve yapılan tüm eziyetlere rağmen Nuh dedi peygamber demedi. Hatta annesinin getirdiği yemekleri de bakır siniyi ayağıyla ittirip gözlerini belertip çıplaklığına aldırmadan tekmeleyip annesinin üzerine devirdi. Tavuk etli pilavla hoşaf ortalığa saçıldı, ekmek, hayvan boklarının içine düştü. Tüm bu olan bitene akıl erdiremeyen annesinin orada diz çöküp hıçkıra hıçkıra ağlaması bile Salih'i hiç etkilemedi. Hatta tanımazlıktan gelip annesine de bir iki tekme savurdu.

     Salih İstanbul'dan eski karısının yanından döndükten sonra aşağı yukarı iki haftadır bu direğe bağlı olarak, kimi hocaların dualarına, kimi hocaların da kızılcık sopasıyla attığı dayaklara katlanıyordu. Cinci Hoca'nın yıldıznamede gördüğü cinleri doğruluyor, cinsel ilişkiye girdiği peri kızını tam hocanın tarif ettiği gibi tarif ediyor, yüzlerce defa seviştiğini, hatta ve hatta peri kızının hamile bile olabileceğini, yakında çocukları olabileceğini, bunu kendisinin de istediğini, soran herkese en ince ayrıntıları ile anlatıyordu. Sadece peri kızıyla girdiğini söylediği cinsel ilişkinin ayrıntılarını söylemiyordu.

       Kimi zaman uğraşa didine ellerinin bağını çözüyor ama kaçmıyor, öylece sabahın olmasını bekliyor, hatta samandan bir yatak yaparak orada yatıyor, sabah yanına gelenlere de gece peri kızının geldiğini kendisini çözdüğünü ve samanların üstünde seviştiklerini anlatıyordu. Gelenler Salih'i tekrar direğe bağladıklarında onlara direnmiyor, uysal bir şekilde bağlanmayı bekliyor ve tam bağlama işi bitince birden çıldırıyor, etrafa saldırmaya başlıyor, yanına yaklaşan herkesi tekmeliyor, o güne kadar hiç duyulmamış, ağza alınmayacak küfürleri ediyor, verilen yiyecekleri yemediği gibi kimi zaman üzerine işiyor, sadece suya hayır demiyor, kızılcık sopasının bedeninde açtığı yaralara aldırmadan direğin dibinde biraz kestiriyor, sonra da bıraktığı yerden tekrar başlıyordu.

 

         Salih, sabah namazından hemen sonra, yakın bir köyden gelen Hacı Şıh'a, posta treninden yanlış istasyonda indiğini, bir sonraki istasyona yürümek istediğini, yürürken yolda bir ışık gördüğünü, bu ışıklı yere doğru yürüdüğünü ve bir ağıla geldiğini anlattı, sonra içerde düğün yapılmakta olduğunu gördüğünü, bunun bir peri düğünü olduğunu anlamadığını, kızlardan birinin çok güzel olduğunu, o kızın kendisine yaklaştığını, sabaha kadar birlikte halay çektiklerini ve oynadıklarını söyledi, peri kızıyla birkaç kez seviştiklerini, sabah gün aydınlanmaya başlayınca, her şeyin ve herkesin kaybolduğunu, bundan sonra da yürüyerek tren istasyonuna geldiğini orada posta otobüsünü beklediğini, onunla eve geldiğini ama peri kızını bir türlü unutamadığını tekrarladı. Perinin zaman zaman yanına geldiğini ve onunla seviştiğini sonra yine kaybolduğunu, o kaybolunca aklını yitirdiğini ve hep onu düşündüğünü, tekrardan gelmesini dört gözle beklediğini, artık hiç gelmeyecek sandığını, bunun onu delirttiğini tüm ayrıntıları ile anlattı. Hatta, kızın yanına gelip seviştikten sonra kaybolduğunu söylediği kısımdan sonrasını iki gözü iki çeşme ağlayarak, höykürüp haykırarak anlattı.

 

         Hacı Şıh yanındakilere dönerek;   "Ahırda dua okunmaz, buradan çıkalım" dedikten sonra zaten kendisinin beklenmekte olduğu odaya, yani Salih'in babasının yanına geçtiler. Salih'in babası Mustafa Ağa, eski eşkıya takipçisiydi. Artık eşkıyalık bittiğinden çiftçilikle hayatını devam ettiriyordu. Ama o tarlalarını ekip biçmez, yarıcıya verir, senede bir kere ürününü alır, onları ambara doldurur, herkesle beraber satmaz, bekletir, kışın ortasında veya baharla birlikte kimsede buğday kalmayınca yüksek fiyata satardı. Bu yüzden evlerinin dışı ve içi kasabadaki diğer evlerden farklıydı. Bu evde; gaz lambası değil lüks lambası yakılır, ısınmak için duvarda bir ocak yerine kışın kurulan ve yazın kaldırılan göçmenlerin maşınga dedikleri Eskişehir malı saç bir kuzine soba kullanılırdı. Ortasındaki fırında her türlü hamur işini pişirmek, yemekleri burada ısıtmak mümkündü. Ama şimdi mevsim yaz olduğu için bu soba mutfak olarak kullanılan bir odada kuruluydu. Sobanın ısısından odanın tüm pencere ve kapıları açıktı ve pişirilen taze ekmeğin kokusu etrafa yayılmaktaydı. Hacı Şıh bu kokuyu duyunca peynirli, tereyağlı, ballı bir kahvaltının sevincini içinde duydu. Bu duygu Salih'e duyduğu üzüntüsünü biraz hafifletmesine rağmen, odaya dalgın ve üzgün bir yüz ifadesiyle girdi. İçerdekiler hep birlikte ayağa kalktılar, yer gösterdiler, o da gösterilen yere oturdu. Derin bir iç geçirip cebindeki tütün tabakasını çıkarıp bir sigara sardıktan sonra, tabakayı herkesin uzanabileceği bir mesafede yere bıraktı, sigarasını yakıp derin bir iki nefes çekti.

 

           “Bu çocuğun hastalığı bizim ocağımızın işi değil” diye söze başladı dürüstçe. Bunun perilik bir iş olduğunu, bundan kurtulmanın mümkün olmadığını, Salih'in deli olmadığını, eziyet etmeyi bırakmalarını, hatta Salih'i serbest bırakmalarını, bu durumunun sadece kendisine zararı olduğunu, kimseye zarar vermeyeceğini, hatta ona bir oda vererek rahat etmesini sağlamalarını, peri kızının rahatça girip çıkmasını ve bir ev ortamında bulunursa belki herkese görünebileceğini, hatta Salih'e karı olabileceğini, buna benzer olayları bir iki defa duyduğunu ama şahit olmadığını Salih'in babasına uzun uzun anlattı. Yazık etmişsiniz, şimdi bu çocuk el içine nasıl çıkacak, insan yüzüne nasıl bakacak, dövmekle delinin akıllandığı nerde görülmüş, kaldı ki bu çocuk deli değil diye de ekledi. Mustafa Ağa'nın minderinde oturduğu için de üzerine fazlaca gidip ayıpladığını çok açıkça belli etmediyse de laf arasında üstü kapalı söyledi. İçi rahatladı.

         Gelen kahvaltıda beklediğinden fazlası vardı, hatta acılı sucuk, tereyağında yüzer vaziyette önünde durmasına rağmen, taze ekmeği ona fazla daldırıp görgüsüzlük etmedi. Kalaylı bir tabakta yığılı duran bala da aynı mesafede kaldı ve çömlek peynirini tercih ederek alçak gönüllülük gösterdi.

 

             “Salih'i direkten sökelim ama nasıl zapt edeceğiz” dedi babası. “Geldiği gün, ahırda benim atı kırbaçla dövmüş, bağlı hayvan kan ter içinde kalmış, atı Salih'in elinden aldık ama yanına üç gün yaklaşamadık, yem veremedik, torba takamadık. Ertesi gün kilerde yığılı duran kışlık yufkanın tamamını yere indirmiş üzerinde tepinmiş, ana avrat küfrederek un ufak etmiş kuru yufkaları. Sonra da donunu çıkarıp Büyük Camiye kadar koşmuş, çeşmenin başında kadınlar bakakalmışlar, kızlardan birisi bayılmış.”

 

         “ Bu çocuk böyle değildi, bunu karısı olacak o kahpe bu hale getirdi, cini de periyi de o musallat etmiştir. İstanbul'dan bunun peşine düşüp gelmeden düşünecekti buranın nasıl bir yer olup olmadığını. Geldi, sevindik düğün de yaptık, iki oğulları oldu. Neymiş, çok çamurmuş kasaba, insanı görgüsüzmüş, sobada saman mı yanarmış. At arabasıyla Sungurlu'dan kömür getirdik ama durduramadık kadını. Kahpe bırakıp gitmeseydi, bu da onun peşine düşmezdi başına da bu gelmezdi. Her yer Kur'an, abdest suyu; bu cin peri nasıl girer eve anlamadım” dedi Hacı Şıh'tan medet umarcasına.

 

             “Öyle değil” dedi Hacı Şıh. “Onu çözmeden önce, hatırlı birini bulun getirin, konuşup ikna etsin, sonra bir ay kadar yanında kalsın, hatta birlikte yatıp kalksın, güven kırıcı bir şey yapmasın, biraz da teline oynasın, periden filan söz etmesin, Salih söz ederse konuyu kapatıp başka konulara yönelsin, hatta ava filan gitsinler.” Söz buraya gelince “ Av olmaz dedi” Salih'in babası; “Silah , bu deliye güvenilmez.” “ Tazı ne güne duruyor” dedi Şıh; “Çakmağın Bağları tavşan kaynıyor,” deyince Mustafa Ağa söyleyecek söz bulamadı ama bu fikir de kafasına yattı. Ertesi gün Salih'in damat olduğu gece sağdıçlığını yapan kendi arkadaşı avcı Zübeyir'e haber saldı. Burada epeyce kalacak, tedarikli gelsin, tazıyı da getirsin diye tembihlemeyi de ihmal etmedi.

 

              Üç gün sonra Zübeyir, ağızdan dolma çiftesi omzunda, yanında tazısıyla birlikte, ayakları sekili, alnı beyaz akıtmalı siyaha yakın kırmızılıktaki Arap atının üstünde dimdik çıkageldi. Atın terkisindeki ağzına kadar armağan dolu heybenin kayışları iyice gerdire gerdire kapatılmıştı. Atı diğer hayvanların yanına koymayıp, tek başına temiz bir ahıra koydular ve torbasına bolca arpa doldurdular, Zübeyir'i de yürüdükçe tahtaları gıcırdayan, duvardan duvara yüklüğü ve sedirin bir kenarında da gusülhanesi olan penceresi sokağa bakan odaya aldılar. Tazı bahçenin içinde eve çıkan merdivenlerin altında kalakaldı.

           Zübeyir, Salih'in yanına üç gün girmedi. Babası ile her şeyi konuştular; Mustafa Ağanın namaz için her camiye gidişinde ona eşlik etmedi ama cumaya birlikte gittiler. Zübeyir Cinci Hoca'nın anlattıklarını yarım kulakla dinledi, duyduklarına tazı kadar kıymet vermedi.

 

         “ Şıh'ı bir daha görelim bize akıl versin” dedi Zübeyir. Şıh'ı çağırdılar. “Bizim bağ evini size hazırlatayım” dedi Şıh, Zübeyir,” Etrafta insan istemem” dedi; anlaştılar. Dördüncü gün Zübeyir Salih'in yanına kucağında temiz çamaşır ve elbiselerle girdi. Yarım gün orda kaldı. İçerden küfür sesleri gelmedi ama hıçkırık sesleri geldi. Zübeyir ahıra leğen ve sıcak suyla sabun istedi, verdiler. Berber istedi çağırdılar. Ahırdan önce Zübeyir çıktı, arkasından bir deri bir kemik Salih.”Salih'in atını hazırlayın” dedikten sonra, “Benimkini de” diye sert bir sesle emir verir gibi dimdik konuştu. Orada hazır bulunan akrabalar koşturup denileni yaptılar, Salih'in ne anası ne de babası avluya çıktı; pencereden görünmemek için iyice geriye çekilerek, Zübeyir, Salih ve Zübeyir'in tazısı gözden kaybolana kadar ağlaştılar.

 

         Bağ evine varıncaya kadar yol boyu Salih de Zübeyir de hiç konuşmadılar. Attan inip yine sessizce içeri taşındılar. Evin içi bezenmiş, etraf iyice düzenlenmiş, hatta çardağın etrafı yeni süpürülmüş yeteri kadar kap kacak bırakılmış, kuyudan yeni çekilen iki helke dolusu temiz su ocağın hemen yanına yanında bir bakır maşrapayla birlikte bırakılmıştı. Gaz lambaları ağzına kadar gazla dolu olarak lambadanlıkta duruyordu. Konuşmadan heybeleri açıp içindekileri çıkardılar. Konulan yiyecek onları burada bir aydan fazla beslerdi. Kavurma dolu çanak çömlekler, kangal kangal sucuklar, pastırmalar, yağlı tahanlı çörek ekmekler ocağın yanına sıralandılar. Zübeyir dört şişe boğma üzüm rakısını da bunların yanına koydu. Bağ sahibi tarafından oraya bırakılmış meyvelerle, yoğurt bakracı ile kuru soğanı da o sırada gördü.

           Ocağa birkaç çalı çırpı atıp tavayı ocağa sürüp soğanı doğradı ve kavurmanın yağından bolca atıp, soğanları kavurarak içine kavurmayı doldurdu. Bir tas da yoğurt koyarak sofrayı kurdu. Rakının birini açıp toprak tasa doldurdu, su ilave etti. Oturdu, Salih'e gel dedi. Salih de gelip sofraya oturdu ve sofra altını dizlerine çekti. Zübeyir kavurmadan bir iki lokma alıp ağzına attıktan sonra rakıdan bir yudum alıp Salih'in önüne sürdü. Salih de alıp içti. Bunu daha önce de yapmışlardı. Zübeyir yemeğin ortasında Salih'e "Nedir bu peri işi “ diye doğrudan sordu.

         Salih gözlerini elinin tersiyle sildikten sonra; ben Müyesseri sevmiştim Zübeyir ağbi dedi. Bizi terk edip gittikten sonra peşinden İstanbul'a gittim, çok aradım ama buldum sonunda. Manavlık yapan bir adamla evlenmiş, daha doğrusu imama nikah yaptırmışlar. İki katlı bir evde oturuyorlar, manav alt katta. Manava sordum Müyesseri , ne yapacaksın dedi adam, karımdı bizi terk etti görmeye geldim dedim, adam beni evine çıkardı, Müyesseri çağırdı, beni gösterdi, “kahve yap buna” dedi ve dükkanına gitti. Sedire yanyana oturduk. Hiç konuşmadık. Kalkıp bana kahve yaptı, sonra” manav iyi adam”dedi. “Ben sizin oralarda yaşayamam bunu sana söyledim, ben şehre alışığım orada deli olurdum ben” dedi. Ben sustum. “Karnın aç mı” dedi. “Tok” dedim. “Bir daha gelme” dedi. İçim doldu, kalktım ceketimi aldım ve merdivenlerden kendi başıma indim. O arkamdan gelmedi. Manav dışarıda sandalyede oturuyordu, bana bakmadı bile. Kadıköy mü ne diyorlar, oralara, tren garına kadar yürüdüm. Posta Treni var, biraz yavaş gider dediler ama ben de zaten gitmek için acele etmiyordum. Trene bindim. Hiç deniz görmemiştim, yine görmedim. Sor, de ki; gar nasıl bir şey, vallahi farkında değilim. Trende kim vardı, ben nerede indim bilmiyorum. Tren rayları boyunca yürüyüp Fakılı'ya nasıl geldim, onu da bilmiyorum. Ne zaman akşam oldu ne zaman sabah oldu farkında değilim. Ceketim trende kalmış, üstüm başım perişan. Beni tanıyanlar yanıma geldiler. Herkes bir şey soruyor, kime ne diyeyim. Beni alıp kasabaya getirdiler. Babam perişan oldu, anam ağlar, konu komşu bahçeye doluştu, say ki ölü çıktı. Kimi seyre gelir kimi ibrete. Herkes bir şey sorar ben susarım. Böyle başladı her şey dedi Salih, gözlerini sildi. Bir süre susuştular.

     Epeyce böyle kaldıktan sonra Zübeyir “ bu peri işinin aslı ne” dedi , bir daha.

     Bu sırada Salih toprak tastaki rakıdan içmekteydi, yüzü kıpkırmızı olmuştu ama bir dinginlik gelmişti. Günlerdir ilk defa bir minderde oturuyor, önüne konan yemeği yiyor, insan gibi konuşuyordu.

     “ Üç dört sene önceydi,” diye yeniden söze başladı. “Çörtüklerin Ali kafayı bozduydu bizim mahallede. Okutmadık hoca bırakmadılar, kâr etmeyince, akıllansın diye dövdüler, döve döve de öldürdüler. Ben de ölmek istedim hepsi bu.” Rakıyı tepesine dikerek hepsini bitirdi.

       “ Benim de senden bir isteğim var Zübeyir ağbi,” dedi, başını kaldırıp yüzüne bakmadan; “Müyesserle evlendiğimizde ilk geceyi bana sen anlatmıştın. Bir daha anlatır mısın ?”

                                      AHMET TAHSİN 13.1.2009

Ahmet Tahsin Çınar | 27/10/2013

0 Yorum | 2065 okunma | 0 beğeni

Yorumlar

Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorum Yapan Siz Olun.
Yorum Yapabilmek için Üye Girişi Yapmalısınız

Radyo


Siz de Dinleyin:

Son Yorumlar

Ramazan  Boran
Ben Kimim Rona
estağfirullah gülsen ablam.asıl üsdade/usta s...
(Ramazan Boran tarafından)
Devamı
Ahmet  Zeytinci
Biz Yaşadık Bunları
teşekkür ederim katkılarınıza saygıyla... ...
(Ahmet Zeytinci tarafından)
Devamı
Nesrin Önem
BUĞULU GÖZLERİN
Acılar demlenir mi bilemiyorum hocam ama o gözle...
(Nesrin Önem tarafından)
Devamı
Ramazan Efe
Yanmasın Aşk Çöl İçin
Çok güzel beyitlerde yüreğimize hüzün doldur...
(Ramazan Efe tarafından)
Devamı
Ramazan Efe
// YILDIZ KAYMASI.....// M.Y
Aman sıkın tutun hocam yıldızı kaymasın. y...
(Ramazan Efe tarafından)
Devamı
Ramazan Efe
BUĞULU GÖZLERİN
Buğul gözlerde saklı kalanı yakaladığında a...
(Ramazan Efe tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
Tebessüm Ustası
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta bo...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
GÖZLERİM DOLUYOR BAKTIKÇA RESMİNE
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta bo...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
Hadi Git .....
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta bo...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
HASRET CANIMA YETTİ
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta bo...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
GÜLSEN NE OLUR
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta bo...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
Ten İçre Nüdofobi
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta bo...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
KIRGINIM SANA
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta bo...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Gülsen Tunçkal
...// Fİ TARİHİNDEN AŞIRILANLAR ÜZERİNE...
Nice güzel okuduğum anlamlı şiirlerden birisi,...
(Gülsen Tunçkal tarafından)
Devamı
Gülsen Tunçkal
Ben Kimim Rona
Serbest şiirlerin prenslerinden-siniz.. biraz dah...
(Gülsen Tunçkal tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
Gece Tanımları
oldukça değerli imge araçları, tuval oluşt...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
...// Fİ TARİHİNDEN AŞIRILANLAR ÜZERİNE...
ahenkli kurguyu önemseyen bir serbest.  ...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
İhmal etme
rahat bir anlatımla, ahenkli bir aktarım gerç...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
Cevahir -II-
İlk öbekteki ahenk, cevahir üzerine odaklanan...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
Yıldızlı şiirler* 21 / Mayın
Sevdalı yüreğin seslenişleri biter mi hiç.&nb...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı

Linkler