Şiir zamanı 6 yaşında ilkelerinden ödün vermeden güçlü kadrosu ve güzel yürekleri ile altı koca yıl el ele gönül gönüle idik nice 6 YILLARA HEP BİRLİKTE .... (10/10/2019 23:10) | Şiir zamanı şiir dolu güzel günler diler ... (06/10/2019 00:46)


Duyuru

Cahit Sıtkı ile Dante ve Ömrün Yarısı [Devamı]

Bilgi Yayınevi'nden İlk baskılarına sadık kalınarak hazırlanan Sabahattin Ali kitapları [Devamı]

Nazım Hikmet: Davet [Devamı]

Ethen Warwick, Villiam Godwvard ve Cortazar [Devamı]

GEÇMİŞTEN ESİNTİLER: NİLÜFER  [Devamı]

Hoşgeldiniz

Özlü Sözler

    Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi…Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.
    Uğur Mumcu

Çevrimiçi Üyeler

Yakın zamanda sitemizde 33 üye çevrimiçi oldu.
Üyeleri görebilmek için, üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Mehmet Akif Ersoy'u Sevgi ve Minnetle Anıyoruz

v

 

Değerli Şiir Zamanı Okurları,

Milli şairimiz Mehmet Akif ERSOY'u sagyı, sevgi ve minnetle vefatının 77. Yılında anıyoruz. 

R. İhsan Eliaçık Mehmet Akif Ersoy hakkında kitaplar yazdı. Çağa İz Bırakanlar serisi olarak yazdığı kitapları tavsiye olunur. 

Değirmen Dergisinde iki yıl önce  Rüstem Budak'ın İhsan Eliaçık ile yaptığı  söyleşiyi burada yer vermek istedik.  Saygılarımızla.

 

Mehmet Akif Ersoy üzerine araştırmaları olan ve kendisinin sizin fikriyatınızda da çok önemli etkide bulunduğunu biliyoruz. Vefatının 75. yılında Mehmet Akif Ersoy’u nasıl anlamak gerekiyor?


İhsan ELİAÇIK: 
Mehmet Akif yok olmanın eşiğine gelmiş bir milletin bağrından fışkırırcasına çıktı ve "Korkma!" diye bağırdı."Koşup gelerek Uzak Asya´dan bir mızrak başı gibi Akdeniz´e uzanan" bir milletin Hunlar ve Moğollar gibi Roma toprağına gömülüp gitmeyeceğinin haykıran sesi oldu.Teceddin dergahının duvarlarına, sabaha karşı doğuran bir ananın sancı çekmesi gibi "yüreğinden kamışla kan çekerek" bu sesi yansıttı. Yokoluş çağında bir milletin varoluş manifestosunu yazdı. Güneş gibi zifiri karanlıkları yararak doğdu, bir yıldız gibi kayıp gitti.Bu yönüyle Kübalı devrimci Che´ye benziyordu. Onun "Benim işim devrim, iktidar bana gelmez" demesi gibi "Benim işim bu milletin ruhunu ortaya çıkarmak, gerisi bana gelmez" der gibiydi.Bu ruh; "Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım" diye meydan okuyan, "Bu ezanlar ki ebediyen yurdumun üstünde inlemeli" diye devam eden ve "Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal" diyerek son noktayı koyan ondört asır önceki "öksüzün" (s.a.v.) ruhuydu. Bu millet onsuz yapamazdı, yapamadı da, yapamıyor da…


M. Akif, ruhunu yitirmiş bir dünyaya doğdu; parladı, ısıttı, yaktı, ateşledi ve kaydı gitti...Ne laikimiz ne İslamcımız onu anlamadı.Yok Akif dinciymiş, yok Akif´de modernist eğilimler varmış…Bütün bunları bir kenara bırakalım. Bütün söylediklerini bir kenara koyalım. 

Rüstem BUDAK: İstiklal Marşı yeniden ama farklı bir boyutlarda gündemde. İstiklal Marşı’na son dönemde en çok vurgu yapan yazarlardan birisiniz. İstiklal marşını yazılışından 86 yıl geçmesine rağmen güncel ve önemli kılan nedir?

İhsan ELİAÇIK: Mehmet Akif Ersoy’un yazmış olduğu İstiklal Marşı Türkiye’nin kuruluş ontolojisini temsil ediyor. Kemalizm ve diğerleri ise ideolojilere tekabül eder. İstiklal marşı Türkiye’nin varlığını iki şeyle ifade ediyor. Bunlar; Ezan ve Hak’ka tapmaktır. Özgürlüğün ve bağımsızlığın temeli Hak’ka tapmaktır. “Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli.” Bu mısralar aynı zamanda yurt anlayışını da ortaya koyuyor. Demek ki üzerinde ebediyen ezan okunan her yer yurttur. Akif burada 350 milyonluk halkların yaşadığı yurttan bahsediyor. Onun lisanında Irk demek, ecdad demektir. 


Bunlar 1921 anayasasını hazırlayan “kurucu zihinle” paralel olup aynı zihniyetin ürünüdür ve bilinçli bir tercihi yansıtmaktadır.Demek ki ortada bir kafa karışıklığı var.


Hatta “kurucu ontoloji”den sapma var.Çünkü bu marşı yazan M. Akif meseleyi “Türklük” meselesi olarak anlamamıştır.Peki ne olarak anlamıştır?Bunu anlamak için “Türkiye Devletinin” resmi İstiklal Marşı’na ve onu yazan kişinin zihin dünyasına biraz girmemiz gerekir. Zira İstiklal Marşı, M. Akif’in zihin dünyasından ayrı düşünülemez.


Burada mesele M. Akif’in şahsı değildir. Bilakis onun “ciğerinden kamışla kan çekerek” yazdığı bir şiirin, devletin kurucu resmi marşı olarak kabul edilmesidir. Madem öyledir; o halde “kurucu ontolojiyi” burada arayacağız. Bundan dolayı da bu marşı yazan zihni, onun dünya görüşünü bilmek, tanımak durumundayız.


Bir milletin ruhunun ne olduğu en zor zamanda, genellikle yokoluş anlarında ortaya çıkar. Mehmet Akif böylesi bir zamanda Tacettin Dergâhı´nın duvarlarına "Ciğerinden kamışla kan çekerek" bu ruhun ne olduğunu yansıttı. Milletin özgürlük ve bağımsızlık manifestosunu yazdı. "Kahraman ırkıma bir gül" derken de, "Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklâl" derken de kastettiği 1071´de, 1452´de ve 1915´de omuz omuza vuruşanların o görkemli mirasıydı. Yani topyekün o tek milletti. "Türk milleti" veya "Kürt halkı" değil bin yıl boyunca yekvücut olmuş o tek milletti. Bu millete veya onun bünyesinde akan ve genellikle tehlike anlarında ortaya çıkan unsurlarına sonradan böyle demeye başlandılar.
Dünya tarihi son bin yıldır "dörtnala gelerek uzak Asya´dan bir kısrak başı gibi Akdeniz´e uzanan" bir milletin doğuşuna şahit oldu. Vuruşa vuruşa, çarpışa çarpışa tarih sahnesine çıkan bir milletin yekvücut oluş hikayesiydi bu.Yedinci yüzyıldan sonra dünya tarihi "Bozkırın" ve "Çölün" yükselişini gıpta ile seyretti. Endülüs´te gemileri yakanlar da Viyana kapılarına dayananlar da hep aynı çınarın dallarıydı.

 

 Milli Şair Mehmet Akif Ersoy'un torunu Selma Argon dedesinin Ankara'dai evinde.

 

 

Rüstem BUDAK: Değerli hocam, Türkiye’deki milliyetçilik dalgasının hareketlendirdiği ayrılıklar çoğalıyor. Bu noktada İstiklal Marşı ışığında bakış açımızı neyin üzerine bina etmeliyiz?

İhsan ELİAÇIK: Bakın, Biz tek bir millet, tek bir ümmetiz. Bu iki kavram bizim en esaslı "büyük bütünümüz" ve evrensel gücümüzdür. Bunlar bizim bölgesel siperimiz ve küresel sinemizdir. İçine daire-i adalete giren her millet, kavim, etnik köken, mezhep, meşrep girer. Ermeni de girer, Rum da girer, Süryanî de girer, İspanya´dan kaçarak daire-i adalete sığınan Yahudiler de girer, onların bugünkü torunları hain olmayan aileleri de girer. Sadece "gâvur olan" giremez. Böylece bütün bunlar tek bir millet ve ümmet, bütün buralar da Evrensel Adalet ve Barış Yurdu (Daru´s-Selâm) olur. Burası bizim büyük vatanımızdır. Anadolu ise bu büyük vatanın iç kalesidir.


Bunları akıp gelen tarihe, aidiyete, haysiyete ve medeniyete ait olmayanlar anlayamazlar. Onlar bunun ne demek olduğunu bilemezler. Yüzlerinde melâl, yüreklerinde celâdet yoktur. Bizler yıkılmış bir uygarlığın, gururu çiğnenmiş bir celâdetin, dağılmış bir büyük bütünün melâl yüzlü çocuklarıyız. Onların yüzüne bu melâl yakışmaz bile.Evet, dokunsalar ağlayacak durumda olabiliriz. "Geçip giden varsa İslâm´ın şu çiğnenmiş diyarından" nice viraneler, yıkık damlar ve ot basmış evlerle karşılaşabilir. "Gaza namıyla dindaş öldüren biçare dindaşlar" görebilir… Evet, bütün bunlara rağmen o sönmüş ateşi yeniden yakacağız. Ama külüne değil közüne talip olarak. 


Bakın, eğer Türkler, Kürtler hepsi birer sinek olsalar vızıltısı İngiltere adasını sallar. Eğer Araplar birer kova su dökse İsrail´i sel alır. Milletlerimizi ve ümmetimizi yani bölgesel ve küresel gücümüzü harekete geçirip birer arı olsak vızıltımız Amerika kıtası yerinden oynatır. El ele verirsek evrensel bir güç yaratabiliriz. Bunun başka bir yolu yok, güç ve kudret böyle tecelli eder…Yeryüzünde kendini adalete adayan bir millet daima bulunur. Bu hem tarihin yasası hem de Allah´ın sözüdür. Onun için bu ocak tütmeli. Sönmüş ateş yanmalı.Üzerindeki en son ocak sönene kadar…Şehadetleri dinin temeli olan ezanın ebediyen inlediği her yer bizim yurdumuzdur. Böyle söyler Türkün, Kürdün, Arabın bin yıldır birlikte kan ve can vererek ve "ciğerinden kamışla kan çekerek" dergâhın duvarlarına bir "Arnavut"un yazdığı özgürlük ve bağımsızlık manifestomuz, böyle söyler…


Rüstem BUDAK: Türk- Türklük- Irk kavramlarına Mehmet Akif Ersoy nasıl bir yaklaşım içerisindedir?


İhsan ELİAÇIK: Akif, İstiklal Marşı’nda, “nazlı hilal, ebedi yurt, kahraman ırk, hakka tapan millet, cennet vatan” vb. diyor da bir türlü “Türk” demiyor. Neden?
“Irk” derken bugün ideolojikleştirildiği şekliyle Türk ırkını, yurt derken “Türk yurdunu”, vatan derken “Türk vatanını” mı kastediyor?

“Hani, ey kavm-i esaret-zede, muhtariyet?
Korkarım, şimdi nasibin mütemadi haybet
Kimsesiz ailelerden kimi gitsin bıçağa
Kimi bin türlü fecaatle çekilsin kucağa
Birinin ırzı heder, diğerinin kanı helal
İşte ey unsur-i isyan, bu elim izmihlal
Seni tahrik eden üç beş alığın marifeti
Ya neden beklemiyordun bu rezil akıbeti
Hani milliyetin İslam idi… Kavmiyet ne!
Sarılıp dursaydın a milliyetine
“Arnavutluk” ne demek? Var mı şeriatta yeri?
Küfr olur başka değil kavmini sürmek ileri”
“Arabın Türke; Lazın Çerkeze yahut Kürde
Acemin Çinliye üstünlüğü mü varmış? Nerde!
Müslümanlık da “anasır” mı olurmuş ne gezer
Fikr-i kavmiyeti tel’in ediyor peygamber”
(Safahat, Üçüncü Kitap; “Hakkın sesleri”)
“Millet”in unsurları (efrad-ı millet) birbirine üstünlük (rüçhaniyet) davasına kalktı mı bu millete en büyük kötülüğü yapmış, ehl-i salibin (Haçlıların) ekmeğine yağ sürmüş demektir;
“Ayrılık hissi nasıl girdi sizin beyninize?
Birbirinden farklı bu kadar akvamı
Aynı milliyetin altında tutan İslam’ı
Temelinden yıkacak zelzele kavmiyettir
Bunu bir lahza unutmak ebedi haybettir
Arnavutlukla, Araplıkla bu millet yürümez
Son siyaset ise Türklük, o siyaset yürümez
İşte Fas, işte Tunus, işte Cezayir, gitti
İşte İran’ı da taksim ediyorlar şimdi”
Müslüman, fırka belasıyla zebun bir kavmi
Medine Avrupa üç lokma edip yutmaz mı?”
(Safahat, İkinci Kitap; Süleymaniye Kürsüsünde)
Peki, eğer bu denilenler yapılmazsa ne olur?
Türk diyenler Türklükten, Kürt diyenler Kürtlükten, Arap diyenler de Araplıktan olur. Hepsini de kaybederler. Çünkü “Medeniyet denilen kahpe” hepsine de diş biliyor. Bu kahpelerin derdi ne Türkiye’dir, ne Kürdistan, ne de Arabistan. Onların derdi böl, parçala, yuttur;
“Artık ey millet-i merhume, sabah oldu uyan!
Sana az geldi ezanlar diye ötsün mü bu çan?
Ne Araplık (Kürtlük), ne Türklük kalacak, aç gözünü!
Dinle peygamber-i Zişan’ın ilahi sözünü
Türk Arapsız(Kürtsüz) yaşayamaz. Kim ki “yaşar” der, delidir!
Arabın (Kürdün), Türk ise hem sağ gözü, hem sağ elidir
Veriniz baş başa… Zira sonu hüsran-ı mubin
Ne hükümet kalıyor ortada billahi, ne din!”
(Safahat, Üçüncü Kitap; “Hakkın sesleri”)
(Not: Şiirdeki parantez içi ifadeler bana ait/İ.E).


Görüldüğü gibi M. Akif, Türk, Arap, Kürt, Çerkez, Arnavut, Laz vs. “efrad-ı milleti” birbirine denk görmekte ve içlerinden birini, özellikle de “Türk’ü” öne ve üste çıkararak “üst kimlik” haline getirmemektedir. Bu ortak “sine” veya “cepheyi” Türklük namıyla anmamaktadır. Bu sineden/cepheden millet olarak bahsetmek gerektiğinde ısrarla ve ön eksiz olarak “MİLLET” demektedir;
“Ulus” sözcüğü “çağ” sözcüğü gibi Moğolca’dan alınmadır ve “Moğol imparatoruna tabi olan halklar, kabileler birliği” demektir. Çağ da “İmparatorun yönetim süresi” anlamına geliyor. Bu anlamıyla “ULUS”, Akif’in kullandığı anlamda “MİLLET” in karşılığı olur. Milliyetçilerin/ulusalcıların İstiklal Marşı’ndan ve Akif’den koptuğu nokta, her iki kavrama da “Türk” yüklemesi yapmalarıdır. Eğer önümüzde duran metnin (İstiklal Marşı) ve de yazarının zihin dünyası ise mesele durum bu…


Sonuç olarak, Akif’in durduğu yerden konuşacak olursak; işte bu ortak sinede/cephede tecelli ve temerküz ettiği şekliyle “MİLLET” bölünmez bir bütündür. Türkü Türk, Kürdü Kürt, Arabi Arap, Çerkezi Çerkez, Arnavudu Arnavuttur. Hatta Rumu Rum, Ermenisi Ermeni, Yahudisi Yahudidir. Ve fakat bunların hepsi tek bir “sine” tek bir “cephe” yani tek bir millettir.


Hepsi de Anadolu denilen havuza “çekilerek” toplanmıştır. “Türkiye devleti” işte bu çekilmenin/toplanmanın soluklanma mevzidir. Dolayısıyla hepsinin devletidir. Eğer “nazlı hilal” çehresini çatıyorsa Kürt ağlıyor, Türk sızlıyor, Arap acı çekiyor, Boşnak doğranıyor demektir. Bunun için de Türkün devleti, Kürdün devleti vb. kabile didişmesini bırakıp, bu devleti adam gibi bir “adalet devleti” haline getirmek zorundayız. Çünkü biz hepimiz; kendimiz kalarak “daire-i adalet” içinde yaşayacak, o sinede birlikte atacağız.


Hiç şüpheniz olmasın; bir gün bu havuz taşacak, çekildiği yerlerde kalan diğer unsurlarıyla birleşecek, “küresel sinesini” yeniden yaratacak, evrensel adalet ve barış yurdunu kuracaktır. İnanmayan inanmasın.
“Felç-i iradiye müptela olmuş” zihinler bu türküden bir şey anlamaz…
“O benim milletimindir ancak” veya “Hakkıdır hakka tapan milletimin istiklal” derken kastettiği “MİLLET” nedir?


Bir defa “ırk”tan kastettiği “etnik/biyolojik köken olarak Türk ırkı” değildir. Irk kelimesi 1942 yılında Türk Dil Kurumu sözlüğüne girerek bugünkü anlamıyla kullanılmaya başlanmıştır. Bu tarihten önceki Osmanlıcadaki kullanımı bu manada değildir. Osmanlıcanın “vatan” gibi sonradan ideolojikleştirilmiş kelimelerinden birisidir. Vatan da önce “köyün meydanı” demekti ve genellikle köylüler kullanırdı. Sonradan Türkçü ideolojinin en temel kavramlarından birisi haline geldi. Irk da böyledir. Akif’in zihin dünyasında ırk, yakın ve uzak geçmişteki “ecdad” manasındadır. Nitekim ırk, ırak (uzak) ile aynı köktendir. “Kahraman ecdad” vurgusu başka şiirlerinde de kullandığı bir tabirdir. Biyolojik kökenle ilgili değildir. Kaldı ki ırkçılığa karşı tutumu birazdan geleceği gibi gayet nettir.


Demek ki Akif İstiklal Marşı’nı, döne döne vurguladığı ve fakat hiçbir yerde başına bir ön ek ekleme ihtiyacı hissetmediği “MİLLET”İN marşı olarak yazmıştır. Millet onun lisanında tek başına bir tanımdır. Tek olarak söylendiğinde içine bir çok şeyi birden alır. Onun için tek başına söylenir. Bugünkü “marka” dediğimiz şey gibidir. Tek başına kendini anlatma gücünü sahiptir. Kendi etnik kökenini sürekli vurgulayıp durmak, bir özgüven kaybının, gelişememişliğin, olgunlaşamamışlığın, sömürge halet-i ruhiyesinin ve moda tabirle “marka” yaratamayışın ifadesidir.


Şüphesiz ki bu, Akif açısından “Arnavut” olmasıyla veya bugünkü anlamıyla “ümmetçi” olmasıyla değil; nice badireler atlatmayı, ırk, mezhep ve din savaşlarını aşarak ortak bir sine/cephe yaratabilmiş olmayı ifade eden “imparatorluk vizyonu” ile alakalı bir şeydir. Bu nedenle Akif, bir kabile şairi değil; imparatorluk şairi olarak görülmek durumundadır. O bu düzeyden konuşmaktadır.Avrupalıların, tarih boyunca karşılarına dikilen bu “sineye/cepheye” oradan bakarak Türkler demelerinin, burada sineyi/cepheyi küçültücü, bölücü ve yarıcı bir işlev göreceğini; hatta bu amaçla söylenip durulduğunu görmüştür. Buna aldırmayarak kendi tabirinde ısrar etmiştir. Nitekim aradan geçen 80 yılın onu haklı çıkardığını görüyoruz.

Rüstem BUDAK: Hangi metin veya kitap olursa olsun ilk sözler önemlidir. Kur’an’ın ilk sözü oku! lafzı neredeyse tüm mesajı kuşatan bir ifadedir. İstiklal marşında geçen Korkma! Sözü İstiklal Marşı bütünlüğü içinde nasıl bir anlam ifade ediyor?



İhsan ELİAÇIK: Akif bu millete bir tek kelime söyledi, bir tek. Mırıldanarak söyleyip durduğumuz o bir tek kelime; "KORKMA!"Dünyanın egemenlerinden korkma!
Yok olmaktan, bölünmekten, dağılmaktan korkma!
Kürdünden, İslamcından, lazından, çerkezinden, solcundan, sağcından, başörtülünden, başı açığından, tarikatçından, sanatçından, şarapçından korkma!
İMF´den, Dünya Bankası´ndan, ABD´den, İngiltere´den, İsrail´den, AB´den korkma!
Kendinle yüzleşmekten, tortularından, zaaflarından korkma!
Yenilikten, değişimden korkma!
Eskinden, yeninden korkma!
Tarihinden, coğrafyandan, dininden, diyanetinden korkma!
Bunların hiç birinden korkma. 
Korkacaksan şunlardan kork;
"Zulme tapmak, adaleti tepmek, hakka hiç aldırmamak;
Kendi asudeyse, dünya yansa, baş kaldırmamak;
Sözünde durmamak, yalan sözden çekinmemek
Kuvvetin meddahı olmak, acizi hiç söyletmemek
Mübtezel bir çok merasim; eğilip bükülmeler, yatmalar
Şaklabanlıklar, gösterişler, ardı ardına aldatmalar
Fırka, milliyet, lisan namıyla daim ayrılık
En samimi kimseler arasında ciddi açık
Enseden arslan kesilmek , cepheden yaltak kedi
Müslümanlık bizden evvel böyle bir zillet görmedi"
Korkacaksan bunlardan kork!
Sadece ve yalnızca Allah´tan kork. 
"Allah´a dayan, sa´ye sarıl, hikmete ram ol. 
Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol"
Ey öksüz şair, ey yalnız adam!
"Korkma" diyerek başlayan marşını korka korka "mırıldanmalar" arasından duy sesimizi; Korkmuyoruz!

Rüstem BUDAK: İstiklal marşı metnine baktığımızda mesajı kavramsal semboller üzerinde vermeye çalışmıştır. Yurt kavramı özelinde baktığımızda Safahat ve İstiklal Marşı’nda Mehmet Akif’in düşüncesi neye tekabül etmektedir?

İhsan ELİAÇIK: “Yurt” derken kastettiği de “Edirne ile Kars” arası bugünkü Türkiye değildir. Bilakis bunu da içine alan daha geniş bir coğrafyadır. “Üçyüz elli milyon şu kadar can” derken bu coğrafyayı kasteder. Halbuki bunu söylediği tarihte Türkiye’nin nüfusu 13 milyondu. Onun zihin dünyasında yurdun, “üzerinde ebediyen ezan okunan her yer” olduğunu anlamak için fazla zorlanmaya gerek yok;


“Bana siz alem-i İslam’ı sorun söyleyeyim
Çünkü hiçbir yeri yok gezmediğim, görmediğim
Uzak Doğu’dan alın, Uzak Batı’ya kadar
Müslüman yurdunu baştan başa kaç devrim var”
(Safahat, İkinci Kitap; Süleymaniye Kürsüsünde)
Akif’in sürekli olarak ve ön eksiz kullandığı “MİLLET” ise, kendi tabirleri ile “Şu karşıdaki vahdeti tarumar etmek için”, “Medeniyet denilen kahpe”nin, “Şu vatansız derbederler ve alçak kundakçıların’ karşısına dikilmiş ortak bir “sine”, bir “cephe”dir;
“Şu karşımızdaki mahşer kudursa, çıldırsa
Denizler ordu, bulutlar donanma yağdırsa
Bu altımızda yerden bütün yanardağlar
Taşıp da kaplasa ufukları bir kızıl sarsar
Değil mi ki cephemizin sinesinde iman bir
Sevinme bir, acı bir, gaye aynı, vicdan bir
Değil mi ki koşan Çerkez’in, Laz’ın, Türk’ün
Arap’la, Kürt ile bakidir ittihadı bugün
Değil mi sine de birdir vuran yürek… Yılmaz!
Cihan yıkılsa, emin ol, bu cephe sarsılmaz!
Şu karşımızdaki mahşer de böyle haşrolacak
Yakında kurtulacaktır bu cephe… Kurtulacak!”
(Safahat, Beşinci Kitap; “Berlin Hatıraları”)

İstiklal Marşının yazıldığı Ankara Hamamönündeki Mehmet Akif Ersoy'un evi.

 


Görüldüğü gibi Türk, Kürt, Arap, Çerkez, Laz, Arnavut vs. Akif’in dünyasında “sinenin/cephenin” unsurlarıdır (efrad-ı millet). Önemli olan bunun yekvücut durması, dağılmamasıdır. Bunun için de ayrılık gayrılık davasını bırakıp milletin unsurlarını bilgi ile donatıp yükseltmek lazımdır;
“Ne Kürt elifbeyi sökmüş, ne Türk okur ne Arab
Ne Çerkez’in, ne Lazı’ın var bakın, elinde kitab
Hülasa milletin efradı bilgiden mahrum
Unutmayın şunu lakin: Zaman; zaman-ı ulum”
(Safahat, Dördüncü Kitap; Fatih Kürsüsünde)


Durum buyken, kimileri kendi haline bakmadan, ayrılık davalarına teşne olmakta, ortak cepheyi dağıtmak, yarmak, bölmek isteyenlere çanak tutmaktadır. “Şu karşıdaki vahdet tarumar edilmek istenmektedir.” Her kim bu “Alçakça saldırılara göğsünü siper etmiyor” da, ayrılık (muhtariyet) davası peşine düşüyorsa “unsur-u isyan”dır ve haybeye kürek çekmektedir.

Rüstem BUDAK: İstiklal Marşı’nda geçen önemli kavramlardan biri de “Hak”tır. Mehmet Akif’in bu kavrama yüklediği anlam sizce nedir?

İhsan ELİAÇIK: Hak kelimesinden iki şeyi kastediyor: 1- Allah 2- Adalet. Zaten kelime bu iki anlama da geliyor. Bu şu demek: insanlar Allah’tan başkasına tapmamalıdır. Eğer bu millet Allah’tan başkasına taparsa istiklalini kaybeder, köleleşir. Devlet de adam gibi bir adalet devleti olmadır. Kendini adalete adamalıdır. Memleketin kurtuluşu buna bağladır. Adalet yoksa ne cumhuriyetin, ne de demokrasinin anlamı kalmaz.

Rüstem BUDAK: Bu değerli paylaşımlarınız için teşekkür ederiz.


İhsan ELİAÇIK: Bende teşekkür ederim, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.

Ramazan Topoğlu | 27/12/2013

0 Yorum | 2715 okunma | 0 beğeni

Yorumlar

Henüz Yorum Yapılmamış. İlk Yorum Yapan Siz Olun.
Yorum Yapabilmek için Üye Girişi Yapmalısınız

Radyo


Siz de Dinleyin:

Son Yorumlar

Yasemin Demir
yeşil çam sokağındakiler...
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta bo...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Metin Soydeveli
Eski Akşam
Teşekkürler efendim. o dili kurabilmek öyle zor...
(Metin Soydeveli tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
La minörlü Telaffuz............
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta bo...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
Bana Mı Danıştın
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta bo...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
TADI BOZULDU
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta bo...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
SANA SIĞINDIM.....
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta bo...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
Zindan Bahçesi
  güne yakışan bir ç...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Yasemin Demir
Düş Gücü Ülkemde
 güne yakışan bir çalışmayd...
(Yasemin Demir tarafından)
Devamı
Nilüfer Sarp
AŞKIN BEYAZI
teşekkür ederim zekai budak hocam. sevgi, say...
(Nilüfer Sarp tarafından)
Devamı
Nilüfer Sarp
DÜŞLEDİĞİM HAYALLER
teşekkürler sevgili yasemin ve Şiir zamanı. ...
(Nilüfer Sarp tarafından)
Devamı
Nilüfer Sarp
DÜŞLEDİĞİM HAYALLER
teşekkür ederim zekai budak hocam. sevgi ve ...
(Nilüfer Sarp tarafından)
Devamı
Nilüfer Sarp
DÜŞLEDİĞİM HAYALLER
yorum için teşekkürler. selamlar. ...
(Nilüfer Sarp tarafından)
Devamı
Nilüfer Sarp
DÜŞLEDİĞİM HAYALLER
teşekkür ederim ahmet kardeşım. sevgilerim...
(Nilüfer Sarp tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
Kaç Metre Olmalı Son Siyah İplik Makarası?
Vedat dündar  bey , makara üzerine ilk yaza...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Ümit  Zeki Soyuduru
AHLAR YANAR AHIMA
Şiir zamanı ailesine ve şahsınıza çok teşek...
(Ümit Zeki Soyuduru tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
Eski Akşam
Tasvir, betimleme , kelimelerle resim yapabilme ye...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
Bana Mı Danıştın
hiç yormayan bir kafiye düzeni ile gelmiş ahe...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
DİLEK AĞACI......
bazen ötekiyi, cismani var sayar, kendimiz gibi...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
YANDIGIM KADIN
farklı tasvir kullanma cesaretini kutlamak gere...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı
Orhan Tiryakioğlu
İçinde Ayrılık Geçmeyen Şeyler.............
Sevdanın teör (şiddet) kipi gibi, tasvirlerin a...
(Orhan Tiryakioğlu tarafından)
Devamı

Linkler