İlhan Berk Diyor ki: Sen gelsen, bana sarılsan. / Üstüm başım aşk koksa / Sen bir kere gittin, / bense her gün uğurluyorum seni… (07/09/2017 15:15) | Şiir zamanı ailesi umudu besleyen, süsleyen kötü haberlerin olmadığı, bir güzel gün daha diler. (14/07/2017 15:17)


Duyuru

Tülin Şen Altınlı güzel yürekli meleğimiz unutmadık unutturmayacağız  [Devamı]

ABDURRAHİM KAHRAMAN Abimizi Unutmadık, Unutturmayacağız Rahmetle Dua İle  [Devamı]

 İçimizden Bir Cevher Mesut Turgay Kılıçoğlu [Devamı]

YASEMİN DEMİR'LE BİR SÖYLEŞİ // VEDAT DÜNDAR [Devamı]

Hoşgeldiniz

Özlü Sözler

    Kimseyi küçümseyecek kadar büyük değilsin. Çünkü gün gelir; Küçümsediğin her şey için önemsediğin bir bedel ödersin .
    Tolstoy

Çevrimiçi Üyeler

Yakın zamanda sitemizde 1 üye çevrimiçi oldu.
Üyeleri görebilmek için, üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Atatürk Köşesi

’ün Edebiyata Verdiği Önem

ATATÜRK’ÜN EDEBİYATLA İLGİLİ GÖRÜŞLERİ

 

Atatürk‘ün her türüyle üzerinde durduğu bir  dalı da sanat edebiyattır. Edebiyatın tanımını yapan Atatürk der ki: “Edebiyat denildiği zaman şu anlaşılır: Söz ve manayı, yani insan dimağında yer eden her türlü bilgileri ve insan karakterinin en büyük duygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek ve yazmak sanatı.” Bugün içindir ki edebiyat, ister nesir halinde olsun, ister nazım şeklinde olsun, tıpkı resim gibi, heykeltıraşlık gibi, bilhassa musiki gibi, güzel sanatlardan sayıla gelmektedir.

Bu tanımdan sonra edebiyatın amaç ve hedefini çizmiş. beşeriyette en müspet ilim ve en inceteknik esaslarına dayanan hayatla ve kanla karşılaşmak kendileri için alında yazılı olanaskerlik gibi yüksek bir idealist meslek dahi, kendini içinde bulunduğu topluma anlatabilmek ve bu büyük insanlık ve kahramanlık yolculuğuna hazırlayabilmek için, uyandırıcı, hedefleyici, yürütücü ve nihayet fedakar ve kahraman yapıcı vasıtayı edebiyatta bulur. Bu cümlede, üzerinde kısaca da olsa durulması gereken bazı önemli konulara yer verilmiştir. Bir kere Atatürk için, edebiyat, geçirilmesi güç zamanlarda uyandırıcı, hedeflendirici ve yürütücü bir vasıtadır. Ancak dikkat olunacak husus, bu vasıtanın yıkıcı değil, fedakar, kahraman ve yapıcı bir vasıf taşımasıdır. Sonra Atatürk'ün milli, daha dorusu hamasi bir edebiyat zevk ve anlayışı olduğu ortaya çıkmaktadır.

Yine bu cümlenin devamında Atatürk'ün, edebiyatı, cemiyetin hal ve istikbalini koruyan ve daima koruyacak olan bir terbiye ve eğitim aracı saydığı da ortaya çıkmaktadır. Şair Halit Fahri Ozansoy’a 29 Ağustos 1928 akşamı Dolma bahçe Sarayı’nda Türk inkılabı şairinin nasıl olması gerektiğini şu şekilde açıklamıştır. Mutlak dahil olduğun parlak Türk devrinde şair olduğunu ispat edeceksin. Şiirlerin şen, şatır fakat Türk milletinin sürur, şetaret, faaliyet, his ve hareketlerini terennüm edecektir. Buna mevcudiyetini hasredeceksin.

 


Osmanlı devrinde ve bugüne kadar geçen cumhuriyet çağında ve bundan evvelki Türk kültürel çağlarında ve hatta bütün medeni toplumlarda edebiyat denildiği zaman şu anlaşılır: Söz ve anlamı, yani insan aklında yer eden her türlü bilgileri ve insan kudretinin en büyükduygularını, bunları dinleyenleri veya okuyanları çok alakalı kılacak surette söylemek veyazmak sanatı. Bu itibarla, edebiyatın, her insan ve cemiyeti, bu cemiyetin hal ve geleceğini koruyan ve koruyacak olan her kuruluş için esaslı eğitim araçlarından biri olduğu kolaycaanlaşılır. Bunun içindir ki Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı, edebiyat öğretiminde şu noktalar bilhassa önem ve kıymet vermelidir:

ATATÜRK’E GÖRE EDEBİYAT

Atatürk; hayatı boyunca edebiyatla yakında ilgilenmiş, edebiyatı  toplum faydasına yöneltmek için direktifler vermiş, okullarda öğretim programlarını bu yönde düzenletmiştir. Edebi sanatların bir fikrin, özellikle inkılapların yayılması ve kökleşmesinde en etkili araç olduğuna daima inanmıştır. Bir akşam toplantısında (1937), söz edebiyattan açılınca, bu konuda çeşitli konuşmalar yapılır. “Edebiyat nedir? Osmanlı devrinde ve cumhuriyetrejiminde edebiyat denilince ne anlaşılıyor?” gibi sorular sorulur.

A) Türk çocuğunun kafasını, yaratılıştaki dikkat ve itinaya göre geliştirmek. Bu, cumhuriyetin sağlık düzeniyle ilgilenen bakanlığa da düşen bir görevdir.

B) Güzel muhafaza edilen, Yürek kafa ve zekalarını açmak, yaymak, genişletmek. Bu bilhassa, Milli Eğitim Bakanlığının görevidir. Bununla birlikte, Türk çocuklarının kafalarına müspet ilim ve maddi teknik mefhumlarını, yalnız nazari olarak değil aynı zamanda pratik vasıtalarla da yetiştirmek.

C) Bir taraftan da Türk kafalarındaki kabiliyetleri,Türk karakterindeki sağlamlıkları, Türk duygularındaki yükseklik ve genişlikleri, kendileri hiç zorlanmadan, doğal bir halde ve olduğu gibi ifadeye onları alıştırmak.

Bunlar yapılınca netice şu olacaktır: Türk çocuğu konuşurken, onun beyan ve anlatış tarzı; Türk çocuğu yazarken, onun ifade üslubu kendisini dinleyenleri, onun yürüdüğü yola gösterebilecek kabiliyeti sayesinde; Türk çocuğu kendisini dinleyen veya yazısını okuyanlarıpeşine takarak yüksek Türk ülküsüne iletebilecek, ulaştırabilecektir.

Atatürk'ün Türk dili hakkındaki görüşlerinin oluşmasında yetiştiği devrin fikir akımlarının ve dill konusundaki çeşitli tartışmaların etkiliolduğu bilinmektedir. O, her Türk aydını gibi dil sorunu ile yakından ilgilenmiştir. Cumhuriyetten çok önceleri, daha 1917′lerde G. Nemeth’inTürkçe  Grameri’ni görmüş, bu münasebetle, gazete dilini yalnız aydınların değil, herkesin anlayabilmesi gerektiği yolunda görüş bildirmiştir. 1922′de yaptığı bir konuşmada “muallime” yerine “muallim hanımlar” diye hitap etmiş, arkasından da dilimizde “dişilik te’si” kullanmakzorunda olmadığımızı ifade etmiştir. Bu iki anekdot,Atatürk‘ün çok önceleri, Arapça kurallardan arınmış sade Türkçe’den yana olduğunu göstermektedir. Bu görüsün oluşmasında etkili olan hareketleri anlayabilmek için Cumhuriyet öncesindeki faaliyetleri iyi bilmek gerekir.

Tanzimat Döneminde Namık Kemal, Ali Suavi, Ziya Pasa, Ahmet Mithat, Şemsettin Sami, Süleyman Pasa gibi yazarların bilinçli olarak başlattığı dilde sadeleşme çabaları, Osmanlı Türkçe sini olabildiğince sadeleştirme yolunda önemli bir başlangıç olmuş, bu gelişmeler yönünde daha sağlıklı bir hareket olan “Yeni Lisan” hareketinin doğmasında rol oynamıştır. Bu yıllarda görülen bir başka hareketten de bahsetmek gerekir: Tanzimat Döneminde “sadeleşme” akimi içinde iken, Servet-i Fünûn ve onu takip eden yıllarda bağımsız bir nitelik kazanan “tasfiyecilik” hareketi. Şemsettin Sami, Ahmet Mithat, Necib Âsım, Ahmet Cevdet, Emrullah Efendi, Veled Çelebi, Fuat Köseraif, Hüseyin Kâzım gibi şahsiyetlerin temsilciliğini yaptığı bu görüş, dildeki Arapça, Farsça kelimelerin tamamen atılmasını savunmaktadır. II. Meşrutiyet döneminde Türk Derneği ve dergisi etrafında toplanan tasfiyecilerin bas temsilcisi Fuat Köseraif’tir.

Bu akımlar, Cumhuriyete kadar bir çatışma hâlinde süregelmiş, Cumhuriyet sonrasında da zaman zaman taraftar bulmuşlardır. Ancak, Cumhuriyete kadar en etkili olanı “Yeni Lisan” akimidir. Bu akim, 1911 yılında Selânik’te çıkmaya başlayan Genç Kalemler dergisi etrafında toplanan Ömer Seyfettin, Ali Canip, Ziya Gökalp, Kâzım Nâmi, Âkil Koyuncu gibi isimler tarafından savunulmuştur. Bunlar içinde özellikleZiya Gökalp’in teorisyenlik yaptığını, Ömer Seyfettin’in ise onun görüşlerini hikâyelerinde uyguladığını belirterek, bu ikisinin önemini vurgulamalıyız.

Yeni Lisancıların başlıca görüşleri söyle özetlenebilir: Dildeki Arapça, Farsça gramer kurallarını atarak Türkçe'nin kurallarını isletmek;Arapça, Farsça kelimeleri Türkçe’deki söylendikleri gibi yazmak; öteki Türk lehçelerinden kelime almak yerine İstanbul Türkçe’sine dayalıcanlı bir yazı dili oluşturmak; bu yolla taklit ve özentiden kurtulmuş millî bir dil ve edebiyat ortaya koymak.
Yeni Lisan akiminin en önemli özelliği, Tanzimat’tan beri süregelmekte olan “fesahatçilik” ve “tasfiyecilik” gibi birbirine zıt fikir akımlarınıgünün şartları içinde en ilimli biçimde uzlaştırarak millî dile geçişi sağlamış olmasıdır.

Görüldüğü gibi, Cumhuriyete gelinirken Türk aydınının gündeminde “dil” sorunu önemli yer tutmaktadır. Başından beri Türk dili ile yakından ilgilenen Atatürk‘ün millet tanımı içinde dilin çok önemli bir yeri vardır. Ona göre millet, dil, kültür ve ülkü birliği ile birbirine bağlıvatandaşların meydana getirdiği sosyal ve siyasî bir topluluktur. O, bu konudaki görüşlerini su şekilde daha net söylemektedir: “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türk halkı Türk milletidir. Türk milleti demek Türk dili demektir. Türk dili,Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü,Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felâketler içinde ahlâkini, ananelerini, hatıralarını, menfaatlerini, kısacası bugün kendi milliyetini yapan şeyin dili sayesinde muhafaza olduğunu görüyor. Türk dili, Türk milletinin kalbidir, zihnidir.”

Atatürk'ün, Sadri Maksudî’nin Türk Dili İçin isimli eserinin basına yazdığı su sözleri onun dil görüsünün en güzel ifadelerindendir: “Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması millî hissin inkişâfında başlıca müessirdir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir; yeter ki bu dil şuurla islensin. Ülkesini, yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır.”

Atatürk‘ün dill konusundaki bu düşünceleri, milliyetçilik anlayışı içinde önemli yer tutmaktadır. Dil inkılâbı, onun diğer inkılâplarıyla bir bütün olarak, ölümüne kadarki zaman dilimi içinde çeşitli aşamalarda uygulamaya konulmuştur: Bunlardan ilki hiç şüphesiz ki 28 Ağustos 1928′deki “Yazı İnkılâbı”dır.

Atatürk'ün, bu uygulamaya esas olan görüşleri şöyledir: “… Bir milletin, bir heyet-i içtimâînin yüzde onu okuma yazma bilir, yüzde sekseni bilmez, bundan insan olanlar utanmak lâzımdır. Bu millet utanmak için yaratılmış bir millet değildir; iftihar etmek için yaratılmış bir millettir, tarihini iftiharla doldurmuş bir millettir. Fakat, milletin yüzde sekseni okuma yazma bilmiyorsa bu hata bizde değildir. Türk‘ün seciyesini anlamayarak kafasını birtakım zincirlerle saranlardadır. Artık mazinin hatalarını kökünden temizlemek zamanındayız. Hataları tashih edeceğiz.”

Atatürk, bu görüşten hareketle, Türkçe’nin ses yapısına uygun ve kolay öğrenilir olan Lâtin alfabesini kabul ederek, yazı inkılâbını dil inkılâbının en önemli safhalarından biri olarak uygulamaya koymuştur. Yazı inkılâbından sonra asil önemli olan dil inkılâbının bilime uygun şekilde uygulamaya konmasıdır. Atatürk bu düşünceyle, 12 Temmuz 1932′de Türk Dili Tetkik Cemiyeti (Türk Dil Kurumu)’ni kurdurmuş, hatta tüzük taslağını bizzat kendisi hazırlamıştır.

Bundan sonra yoğun bir faaliyet başlamıştır. 26 Eylül-6 Ekim 1932′de I. Türk Dil Kurultayı toplanmıştır. Kurultayda belirlenen ana program doğrultusunda, dil seferberliği başlatmış ve taramayla elde edilen dil malzemesi “Osmanlıca’dan Türkçe’ye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi” adıyla yayınlanmıştır.

Bu uygulamalar yapılırken, diğer taraftan Tanzimat’tan beri süregelen çeşitli akımların yandaşları, dilde sadeleşme konusunda yeniden karşı karşıya geldiler. Bu yıllarda inkılâp heyecanı ile “tasfiyeci”lerin ağır bastığı görüldü. Onlara göre, Türkçe hiçbir dilden kelimeye ihtiyaç duymayacak kadar zengindi, yabancı kelimeler atılarak yerlerine halk ağzından ve yazılı kaynaklardan, Türkiye dışındaki Türk lehçelerinden derlenecek kelimeler konulmalı idi.

Atatürk bu cazip görüsü denemeye karar verdi. Onun bu uygulama döneminde yaptığı su konuşma tarihî bir belge gibidir: “Avrupa’nın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin tüm ıssıları olarak baysak, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar; onlar bugün en güzel utkuyu kazanmaya anıklanıyorlar: Baysal utkusu.”

Bu konuşmada olduğu gibi, çoğunluğu arkaik Türkçe olan yeni kelimeler kabul görmemişti. Ayrıca,yeni kelimelerin kullanılmasında da bir birlik sağlanamamıştı. Örnek olarak, kalem kelimesi yerine değişik yazarlar çizgiç, kamis, kavri, sizgiç, yagus, yazgaç, yuvus gibi kelimeler kullanmaktaydı. Bu sebeple, dill seferberliği kısa sürede çıkmaza girdi.

Atatürk bunun üzerine, “Türkçenin hiç bir yabancı kelimeye ihtiyacı olmadığını söyleyenlerin iddiasını tecrübe ettik. Dili bir çıkmaza sokmuşuzdur. Maksatlarımızı anlatamaz olmuşuzdur… Bırakırlar mı dili çıkmazda? Hayır! Biz daha önce kurtarmaya bakalım.” diyerek bu denemeden vazgeçti. Atatürk‘ün 1936′dan sonraki konuşmalarında, yukarıdakine benzer arkaik Türkçe kelimelerin yer almaması bunun bir göstergesidir.

1934-1936 yılları arasında, tasfiyeci görüsün ağır bastığı tarama ve derlemeler ayıklandı. 1936-1937 yıllarında Güneş-Dil Teorisi yolunda uygulamalarla önceki dönemdeki aşırılıklar giderilmeye çalışıldı. Bu teori ile Türk milletine bir güven ve millî bilinç vermek, kültür ve medeniyetin Türkler tarafından dünyaya yayıldığı, bütün dillerin Türkçe’den çıktığı belirtilerek dili daha ilimli bir çizgiye oturtmak amacı güdülmüştür.

Atatürk'ün bu dönemde yaptığı en önemli uygulamalardan birisi de, adini bizzat kendisinin koyduğu Dil ve tarih-Coğrafya Fakültesini 1936′da kurdurmuş olmasıdır.
Sonuç olarak, Meşrutiyet dönemindeki dil akımlarının etkisi ile sağlam bir dil bilinci kazanmış olan Atatürk'ün, Cumhuriyet döneminde yazı ve dil inkılâbı ile Türk dilini halka mal ettiğini, kurdurduğu Türk  Dili Tetkik Cemiyeti ve Dil ve tarih-Coğrafya Fakülteleri aracılığıyla ilmî yöntemlerle araştırma ve geliştirme yolunda tarihî uygulamalarla günümüze ışık tuttuğu anlaşılmaktadır.
Türk bilim adamlara bugün de, bazı yazılı ve görüntülü basının umursamazlığına rağmen, Türk dilinin yabancı dillerin boyunduruğu altına girmemesi için ayni şekilde çalışmalarını sürdürmektedirler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Mustafa Kemal Atatürk

Mareşal Gazi

Mustafa Kemal Atatürk

1. Türkiye Cumhurbaşkanı

Görev süresi

29 Ekim 1923 – 10 Kasım 1938

Başbakan

İsmet İnönü

Ali Fethi Okyar

Celal Bayar

Yerine gelen

İsmet İnönü

1. Türkiye Başbakanı

Görev süresi

30 Nisan 1920 – 24 Ocak 1921

Yerine gelen

Fevzi Çakmak

TBMM Orduları Başkomutanı

Görev süresi

5 Ağustos 1921 – 29 Ekim 1923

Aday gösteren

TBMM

1. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

Görev süresi

24 Nisan 1920 – 29 Ekim 1923

Yerine gelen

Ali Fethi Okyar

1. Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı

Görev süresi

9 Eylül 1923 – 10 Kasım 1938

Yerine gelen

İsmet İnönü

Kişi bilgileri

Doğum

Mustafa

1881

Selânik, Osmanlı İmparatorluğu

Ölüm

10 Kasım 1938 (57 yaşında)

İstanbul, Türkiye

Yattığı yer

Anıtkabir

Milliyeti

Türk

Partisi

İttihat ve Terakki Partisi

Cumhuriyet Halk Partisi

Diğer siyasi

bağlantıları

Türkçülük, Türk milliyetçiliği

Ölümünden sonra çıkan bir akım olarak: Atatürkçülük

Eşi

Latife Hanım (1923-1925)

İmzası

Askeri hizmeti

Bağlılığı

Osmanlı İmparatorluğu Osmanlı (1893-1919)
Türkiye Türkiye (1919-1927)

Branşı

Kara Kuvvetleri

Hizmet yılları

1893-1927

Rütbesi

Mareşal

Komutası

19.Tümen, 16. Kolordu, 2. Ordu, 7. Ordu, Yıldırım Orduları Grubu, TBMM Orduları

Çatışma/savaşları

Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı (Çanakkale Cephesi, Kafkasya Cephesi, Sina ve Filistin Cephesi), Türk Kurtuluş Savaşı

Ödülleri

Liste (24 madalya)

 

Radyo


Siz de Dinleyin:

Son Yorumlar

Hasan  Büyükkara
BAYRAMLAR HOŞ GELSİN
Hoş bir yazı, yüreklere aydınlık veren...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
Cân kırıkları
Soylu ve asi mısrâlar...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
SOFİA
Ağladı, ağlattı,çağladı, dağladı şiir.. ...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
DALDAN DALA (3)
Deneme yazılarının çok hususi ve sıcak bir ko...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
On Yedi Bankadan Kredi Kartım Var İyi ki
Üslup , ifade gücü, mizah akışı , merak teti...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
MARKANIN BÖYLESİ
o kadar  dünyacıl oldu ki insanoğlu.. Şa...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Hasan  Büyükkara
SÖNMÜŞÜM
Gerçekten içinde saklı bir melodisi var.  ...
(Hasan Büyükkara tarafından)
Devamı
Filiz Kalkışım Çolak
SOFİA
Bir ceylan vurulur gönlümde!ne kadar büyük bir...
(Filiz Kalkışım Çolak tarafından)
Devamı
Filiz Kalkışım Çolak
Cân kırıkları
şiire doymak bu olsa gerek!sevgilerimle.. ...
(Filiz Kalkışım Çolak tarafından)
Devamı
Nilüfer Sarp
MENEKŞE GÖZLÜM
teşekkürler şiir zamanı yönetimi. ...
(Nilüfer Sarp tarafından)
Devamı
www.siirzamani.org yönetim sözcüsü
MARKANIN BÖYLESİ
Şiir zamanı ailesi olarak güne düşen bu vec...
(www.siirzamani.org yönetim sözcüsü tarafından)
Devamı
www.siirzamani.org yönetim sözcüsü
On Yedi Bankadan Kredi Kartım Var İyi ki
Şiir zamanı ailesi olarak güne düşen bu vec...
(www.siirzamani.org yönetim sözcüsü tarafından)
Devamı
www.siirzamani.org yönetim sözcüsü
SÖNMÜŞÜM
Şiir zamanı ailesi olarak güne düşen bu vec...
(www.siirzamani.org yönetim sözcüsü tarafından)
Devamı
www.siirzamani.org yönetim sözcüsü
EYLÜLDEN NASİPLENMEK BU OLSA GEREK...
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyu...
(www.siirzamani.org yönetim sözcüsü tarafından)
Devamı
www.siirzamani.org yönetim sözcüsü
Benim adım su...
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyu...
(www.siirzamani.org yönetim sözcüsü tarafından)
Devamı
www.siirzamani.org yönetim sözcüsü
ÇİLE
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyu...
(www.siirzamani.org yönetim sözcüsü tarafından)
Devamı
www.siirzamani.org yönetim sözcüsü
MENEKŞE GÖZLÜM
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyu...
(www.siirzamani.org yönetim sözcüsü tarafından)
Devamı
www.siirzamani.org yönetim sözcüsü
HODRİ MEYDAN
güne yakışan bir çalışmaydı bir hafta boyu...
(www.siirzamani.org yönetim sözcüsü tarafından)
Devamı
Mehmet Nacar
HODRİ MEYDAN
Teşekkürler. selam ve saygılar......
(Mehmet Nacar tarafından)
Devamı
Mehmet Nacar
HODRİ MEYDAN
Teşekkürler......
(Mehmet Nacar tarafından)
Devamı

Linkler